Yusuf Atılgan-Oğuz Atay Hattı
Yusuf Atılgan’dan bahsedeceğim bugün. Bitirebilseydim Ali Teoman’ın Uykuda Çocuk Ölümleri’ni yazmaya niyetim vardı fakat bitmedi. Geçen yıl okumaya başlamış, devam edememiştim. Şimdi akıp gidiyor kitap. Her kitabın bir zamanı var derler de ben demem. Çünkü bazı kitapları kaç kere denesem de olmuyor. Misal Puslu Kıtalar Atlası’nı okumaya kaç kez yeltendiğimi hatırlamıyorum. Hiçbirinde muvaffak olamadım. Tekerleme okuyormuşum gibi geldi hep. Eski kelimelere aşinalığım, sempatim vardır aslında. Kaldı ki Uykuda Çocuk Ölümleri de ziyadesiyle eski kelime ve kalıp barındırıyor.
Dostlarımdan seveni çok Puslu Kıtalar Atlası’nın. Benim için çok uğraştılar. Çizgi romanını bile aldılar. Üç beş yılda bir ilişkimizi gözden geçireyim diyorum. Yok. Bazı ilişkileri zorlamamak gerek belki.
Yusuf Atılgan’a dönecek olursam: Anayurt Oteli’ni okumuştum üç beş yıl önce. Ana karakter Zebercet pisliğin tekiydi fakat ona kin duymadığım gibi empati de beslemedim. Sade bir dili var Anayurt Oteli’nin. Ağdalı cümleler yok. Yer yer kullandığı bilinç akışı zorlasa da keyif alarak okudum. Bazı detayları çözemeyip günlerce Zebercet’in babasının kim olduğunu aynı zamanda okuyan başka bir arkadaşla muhakeme etmiştik. Muhabbetimize birkaç kez şahit olan başka bir arkadaş, “Babayı bulamadınız mı hala? Kitabı okuyup ben söyleyeceğim en sonunda,” diyerek gülmüştü bize. Kitap bitince bu kitabı bir kez daha okumalıyım duygusu oluşmuştu. Nadir yaptığım bir okumadır ikinci kez okumak hem de bittikten hemen sonra. İkinci okumamda da akrabalık ilişkilerini çözmekte zorlandım ve babayı yine bulamadım.
Atılgan, cinsel ögeleri bolca kullanmış. Hatta kitap Milli Eğitim’in 100 Temel Eser listesinden çıkarılmış bu sebeple. Okuduğum birçok yorumda cinsellikten dolayı rahatsız olduklarını yazmış okuyucular. Bence yazarın cinselliği kullanış biçimi rahatsız edici nitelikte değil. Her şey yerli yerinde.
Kitapta isimlerden, rakamlardan ve karakterlerden mülhem şifreler var belli fakat ben okurken şifre çözmeyi pek sevmediğim için böyle ilerlemedim. Bazen şifre çözmek iyidir oysa.
Aylak Adam’a gelince, giriş bölümünde kim kimdir, neresi bilinç akışı, neresi hikâyenin aslı çözemedim. Çünkü bilinç nerede başlıyor, hikâye nerede devreye giriyor net ayrım yok. Bir de ben diliyle başlayıp tanrı anlatıcıya geçmesi durumu var. Bitirip başa dönünce ilk bölüm daha anlamlı geldi. Sabredip devam ederseniz sizi edebi açıdan doyuracak bir metin bekliyor diyebilirim. İlk bölümden sonra olayın akışı berraklaşıyor.
Aylak adam, romanlarda sıkça karşımıza çıkan bitik karakterlerden biri. Aşinayız yani. Zebercet’e ne kadar kin duymadıysam aylak adama o kadar öfkelenerek okudum kitabı. Atılgan, Zebercet’le okur arasına mesafe koymuş aylak adamı ise bilhassa iç konuşmalar ve bilinç akışı gibi tekniklerle okura anlatmış.
Bazı cinsiyetçi ifadeler sinirimi bozdu. Karakter homofobik, ırkçı, cinsiyetçi olabilir elbette. Karakterin mi tanrı anlatıcının mı bu ifadeleri kullandığını net anlayamadığım için gıcık oldum yer yer.
Toplum hayatına özellikle kadın erkek duygusal ilişkilere dair altı çizilesi çok yer var. Aylak adamın nasıl böyle bir adam olduğunu geçmişteki bağlarıyla anlıyoruz. Annesi bir yaşındayken ölmüş, onu teyzesi büyütmüş. Karşımıza Karamazovların babası Fyodor benzeri bir baba çıkıyor ve nasıl sevmesi gerektiğini bilmeden büyüyen karakterimiz hayata tutunmakta zorlanıyor. “Herkesin bir tutamağı olmalı,” diyerek içinde sevmek olan bir dal arıyor ve bu bölüm gözümün nuru Tutunamayanlar’a yol oluyor.
Oğuz Atay Tutunamayanlar’ı yazdıktan sonra Atılgan’a gönderiyor ama dönüş alamıyor. Atılgan romanı çok beğeniyor fakat Atay’ın övgüye ihtiyacı olmadığını düşündüğünden Atay’a dönüş yapmıyor. Canım Oğuz Atay bu konuda kalbi kırık gidiyor dünyadan. Okumalarım beni bu bilgiye götürdü ama düşününce Atılgan’ın yaptığı açıklama hiç makul gelmedi bana. Ya sevmedi ya kıskandı belki de. Asgari nezaket gereği dönmesi gerekirdi. Bir anda Yusuf Atılgan’a bilendim iyi mi?
Kimseyi cevapsız bırakmayın, seviyorsanız da gidin konuşun arkadaşlar ya da layka basın, yorum yapın, belli edin sevginizi...
