Tan Doğan: Yeni Bir Düşün / Felsefe Akımı - Veriselcilik XVII

Her -Hiç

“her şey”in “ben”imle bir ilgisinin olmadığını anladığımda, önce ürktüm, sonra ürperdim, derken korktum “yaşam”da(n). “ben”imle bir ilintisi de “yok”tu “hiçbir şey”in. “şeyler yeryuvarı”nda. “bir şey”e varmak, “olmak ya da olmamak” da “bir şey” değildi. söz konusu da değildi “sanıların sayrılığı oyunu”nda sağlıklılık. “ussal bir dirim” olmanın ve anlağı işlevselleştirmenin bu oyundaki “yer”i, özde “yersizlik”ti de, bunun yerli yerine konuluşu oranı bağlamında, bir sözde “oyunseverlik” yol alıyordu “hiç”liğe doğru hiçliği daha da onamak için.

“bilinç içre”ne varsa “bilinç dışra”ydı “düşün”e iye her şey -“her şey” denli... anlağın anladığı ne “var”sa ya da “yok”sa, yoktu gerçekte -“gerçek” de, “yalan”da... “sığ/sınırlı us”un kendisi denli, tüm olup-biten ya da olmayıp-sürmeyen “her şey” “yanılgı”dan başka bir şey değildi. “yürümek” sayılmazdı “yürütülmek” ve yol aldığım/aldığımız da “yok”tu. tüm bunlarda “bilinç içre” olmaksa, bir başka “yazıklanma”, bir başka “yazgı” denliydi.

“dış”taydı “iş”in içinde kim/ne varsa bir “bilinemezlik”te...  “uzam” da “zaman” denli “yitik”liğin “yalancı tanıklığı”nı yapıyordu “ben içre-dışra” her solukta. “her şey” bir “kuşku”ydu, bir “yanılgı” ve “yanlış.” ne bir “bilge” vardı “doğru” adında, ne bir “tanrı” ve ne de ta kendisi “doğru”nun. “sayrı us”un “uydurmaları”nı “sağlıklılık” diye “yutturma”nın yalan-yanlışlığında, “kurgusal yaşam”a “ister-istemez katılma”nın katışıksız “yalan”ıydı hepsi.

“hiçten hiçe yolculanış”ı anlamak güçtü, ne var ki olanaksız değil -sığ/sınırlı usla bile... “yaşam”sa yaşamakla örtüşen bir uzamda, “zaman öldürme”nin korkulası adıydı. kimin kimi/neyin neyi doğurmadan öldürmesiyse, “yalanın yalanı”nın yitik evrenin on ikisine çivilenmesiydi paslı paslı...

“ölüme doğma”nın -doğurulmanın- “acı”sı, acınası bir “eksik yalnızlık”tı “evren”de. her arayış bir kaybedişe gebeydi “sonlu”ca. “yitik bir başka söylem”di “sonsuzluk” kandırılmaya uygun her us/usum için. sanıyı gerçek saymak salt “biz”e özgüydü. bir şey yoktu “saltık” denecek. “görecelik” de “görece”ydi “hep.” “anlağın algısı” dayatırken “yalan”ı usa, bir de “yücelenme” söz konusuydu “yaratılmış doğa üzre” ve “evren içre.” bir başka söylemdi “yaratı/yaratılış” ki, “sever gibi göründük/göründüm.”

“yazıklanmanın yazıklanması”ydı sür-git içimizi-dışımızı kemiren, sinir dizgemizi yalayan, kanımızı-iliğimizi emen -sesimiz çıkmadı. her karşı koyuş da “yalan”dı -bilmeliyiz artık. “söz”, “sus”un sarmalında “yalanın dillenmesi”ydi “biz”de -bir “yaprak” kadar olamadık...

neye boyun eğdikse ve direndikse neye, hep yenildik/yenildim -başı sonu belli bir “hiç utkusu”nda... “biz”e biraz sevinç biraz neşe biraz gülümseme yetecekti “yaratacağımız”; olmadı...

ellerimiz de usumuz denli küçük ve kısaydı -beden içre. ne uzanacağımız bir erek ne de amaçlar vardı bu “yalan yürüyüş”te. “bırakılmışlığın yazgısı”ydı bir “söylence içre” yaşar gibi yaptığımız. usa dayalı yaptığımızı sandıklarımız da, bir “düş” bile değildi.

“verili düzenek”te -sözde “özgür istenç”le- eksik ve esrik adımlarla “bir bilinmezden bir bilinmeze” yol aldığımızı sanmak ve bunu kanıtlamaya çabalamak da, bir başka sığlıktı.

tüm kaçışların kendisine döndüğü “hiçliği yadsımak” en kolay yoldu, “dayanılmaz acımızı/acımı” avutmak için: avunamadık -ki “avunmak” da “yalan”dan başka neydi?... “ana oyun”a, “ara ya da alt oyunlar” ekledik “zamanı öldürmek” adına. “yokluğu var kılmak” sanrısında evrenle, yeryuvarla, doğayla ve kendimizle savaştık “oyun içre”.

sözde dizelgeler, kuramlar, öğretiler; düşler, düşüngüler, düşülkeler; siysalar, sanat, yazın... adlı “avunma  -ya da sözde “yaratılar”-  oluşturduk “verili us ve duygu”yla  -us denliydi duygu da “verili beden”in uzantıları bağlamında. ne insan ne toplum ne yeryuvar; ne bilim ne düşün ne de siyasa tarihinin uzaktan-yakından “biz”le ilgisi/ilinisi vardı. yazamadığımız ve yaratamadığımız tarihin “oyuncusu” -dahası “oyuncağı”- olmayı ne onadık ne de sindirdik -onamış ve sindirmiş görünsek de. sıkışıklığımızın “çıkış arayışı”nda türlü “verili oyunlar”a başvurup, bunun “doğru”luğunu “birbirimize onaylatma savaşımı”nı vermeyi, ussallık saydık.

“dayatmalar”la sürdü “yalan yaşamalar” ve “yaşam.”  “biz”de olmayan “güç”le “güç gösterileri”nde bulunduk. “gerçek erk” olamamanın eksiliği yiyip bitirirken her şeyimizi -eşdeyişle “hiçbir şey”imizi-, ya savaştık sözde yaşam adına ya da bekler olduk “ölüm”ü.

“ölüme doğmak”tı “yazgı” kimilerince. kimilerince “sonsuzca bir yaşam” vardı “görünen yaşam”ın ötesinde -ki bu yaşam geçiciydi. “ülküsel yaşam” adınaydı “öykünmesel yaşam” diye sürdüğümüz. dinlere sığındı kimimiz, kimimiz gizemciliğe. siyasalara inananlar da oldu, sanata da. çoğumuz “dirimselliği sürdürmenin savaşımı”nda bir “düşün iyesi” bile olamadı -“düşün iyeliği” de neydi, “verili beden ve beynin” yanında?...

ne var ki “çaresizliğin çaresi” göründü her edim. “insan üzerine oynanan bir oyun” vardı oysa, “insan içre” bir “hiç”in odağında. “anlamak ve anlamlandırmak” güçtü -gerçekte “olası” bile değil. kör-topal yürür gibi yaptık hep bu “yalan yol”da. “söz”ü uzattık bir “umut” diye. “boş”tu her anlatı her eylem her iz sığ/sınırlı usla -en azından bunu anlamaya çalışanlarca. “köz” olanlar da külleşme”yi onadı -hiçbir şeyin değişmeyeceğini bile bile...

“biz”e biraz sevinç biraz neşe biraz gülümseme yetecekti “yaratacağımız”;

olmadı...

 

“Veriselcilik” Üzerine Birkaç Söz

* “Tin” ve “us”, salt “insan” için değil, “tüm saltık eksik verisel alanlar” için.  (“İnsan”ın kendini “yüceltme”si, “saltık eksiklik” değil de, ne?)

 

* “Her şey” bana verildi, benim “her şey”e verdiğim denli.

 

* “Kendimi seçemedim”  -her şey için de bu böyle.

 

* “İnsan”, “saltık eksik verisel sığ/sınırlı bir varlık”  -“tüm varlık alanları” denli.

 

* “Töz”, “insan” kadar; ayırt, “töz”ün “bilgi”si “insan”ınkinden çok fazla.

 

* “Evren”, “tüm saltık eksik verisel alanlar” kadar; “sonsuz” değil. (“Sonsuz” kavramı da bir “verisel alan” değil de, ne?)

 

* “Başlangıç”, “tüm saltık eksik verisel alanlar”ın başlangıcına eş; “son” da öyle.

 

* “Tanrı”da “töz”, “töz”de “Tanrı” denli.

 

* “Saltık yaratım” yoktur, “saltık eksik yaratım” vardır ki, bu da “verisel”dir.

 

* “Veriş-alış” hep vardı, hep var olacak, “veriş-alış”ın yok oluşuna dek.

 

* “Üstün” değil, “ saltık eksik verisel üst alan”dır “töz.”

 

* “Saltık ölüm” yoktur, “saltık eksik verisel değişim ve dönüşüm” vardır.

 

* “Yokluk”, “tüm saltık eksik verisel alanlar”ın yok olmasıdır. (“Savaş” sürmekte, “barış” yerine...)

 

* “Bilinemezlik” ve “rastlantısallık” yoktur, “bilgi”ye “zamanla erişilebilirlik” vardır.

 

* “Saltık eksik verisel sığ/sınırlı us”la bunca söylediğim. (Yoksa “Tanrı” olurdum.)

 

* “Tözsellik”, “Tanrısallık değil”; “eytişimsellik”tir.

 

* “Erk savaşları” yeryuvarın “son”unu getirecek; oysa “erk bir hiç”tir ve “saltık

eksik verisel sığ/sınırlı us”un sayrılığıdır.

 

* Bildiklerimi “her şey” biliyor, “”her şey”i bildiğimi de ben. (“Zaman gerek...)

 

* “En üst varlık alanı” olsa da “töz”, “saltık eksik”tir -her “varlık alanı” denli.

 

* “İnsan”a “verilenler”le “insan”ın “verdikleri” arasında dağlar kadar ayırt var.  (Hangisi “çok” dersiniz?)

 

* “Hep vardı, hep var olacak” diye bir şey yok; olsa olsa “hep değişkendi, hep değişken olacak” diye bir şey olabilir ancak.

 

* “Zaman” ve “uzam” da birer “saltık eksik verisel alan”dır, “saltık eksik verisel alanlar” ve kendileri için.

 

* “Töz”ü “dert” edinmeyen “düşünce/felsefe akımı” bilmiyorum. (“Özdekçilik”de bunun içinde  -“Tanrıtanımazlık” da.)

 

* “Kendi için varlık”, “kendinde varlık” diye bir şey yok; çünkü “saltık kendindelik” yok.

 

      Sözlükçe

 

  (Sözcük, Kavram, Terim Dizini)

 

aktöre: bireysel ahlak

anlak: zeka

anlık: anlama yetisi

ardıl: halef

arık: zayıf

aşkın: transcendant

aşkıncılık: transcendentalizm

aşkınsal: transcendance

altben: id

ayırdındalık: farkındalık

aymaz: gafil

aymazlık: gaflet

az-istenç: cüzi irade

baskın: otoriter/dominant

başman: primat

belirlenemezcilik/belirlenmezlik: indeterminizm

belirlenimcilik: gerekircilik/determinizm

ben: ego

beti: figür

betik: kitap

bileşim: sentez

bilgici: sofist

bilimsel: bilime dayalı, ilmi

bilinç: anlıksal süreç, şuur

bilinemezcilik: agnostisizm

bilinircilik: gnostisizm

biricik: özdeşsiz, tek,  yegane

bölümce: paragraf

buyurgan: despot, diktatör, tiran

büyük evren: makro kosmos

çizelgesel: cetvelsel

çizem: şema

çizemsel: şematik

çizenek: grafik

çizeneksel: grafiksel

çizit: dizayn

dendikte: denildiğinde, dile getirildiğinde

denli: kadar, gibi

devinim: hareket

dilbilgisi: gramer

dilbilim: lengüistik

dilleme: dile getirme, anlatma

dirim: canlı

dirimbilim: biyoloji

dizge: sistem

dizgesel: sistematik

dolaylı: araçlı, aracılı/endirekt

dolaysız: araçsız, aracısız/direkt

düşülkü/düşülke: yokülkü/yokülke/ütopya

düşüncecilik: anlayışçılık, zihniyetçilik

düşüngü: ideoloji

düzenek: mekanizma

ekin: kültür

elerki: halkerki, halk gücü/demokrasi

erek: hedef, gaye

erekbilim: teleoloji

ereksel: teleolojik

erinç: huzur

erk: güç, iktidar, kudret

eskil: antik, arkaik

esrik: sarhoş

eşdeyiş: aynı deyiş, benzer söyleyiş

etkincilik: güncelcilik/aktüalizm

evren/evrensel düzen: kosmos

eytişim: diyalektik

fiziköte: doğaöte/metafizik

gerçekçilik: realizm

gericilik: irtica

giz: sır, saklı

gizemcilik: mistisizm, tasavvuf

gizil: sırsal, mahrem

gizilgüç: potansiyel

gökada: galaksi

güdü: kımıldatıcı/motive

güdümbilim: sibernetik

günbilgisi: takvim

göreceli/göreli: relatif, izafi

görecelik: relativizm

görünge: perspektif

göstericilik/göstericiliğiyle: sayecilik/sayesinde

harmanlama: katıştırma, karıştırma, iç içe geçirme, birleştirme

havayuvarı: atmosfer

hayvanbilim: zooloji

herhep: her zaman ve uzamda

hiççilik: nihilizm

içdürtü: içtepi (insan)

içgüdü: içsel itki (hayvan)

ileti: mesaj

ilinti: ilişkin, aidiyet

ilk/ana neden: arke/arkhe

ilke: düstur/prensip

im: gösterge, işaret, nokta

inak: kör inanç/dogma

inan: iman

inanç: itikat

insanbilim: antropoloji

istenç: irade

işlev: fonksiyon

ivedi: çabuk, acele

ivedilik: çabukluk, acelecilik

iye: sahip, ait, malik

iyelenme: sahiplenme, aidiyet

izlek: tema

izlem: takip

kalıt: gen, miras

kalıtbilim: genetik

kargaşa: kaos/khaos

karşın: rağmen

karşısav: antitez

kazıbilim: arkeoloji

konum: vaziyet/pozisyon

koruncak: depo

kökenbilim: etimoloji

kuram: teori

kuşkuculuk: şüphecilik/septisizm

kuttören: ayin

küçük evren: mikro kosmos

mantık: doğru düşünme bilimi, yolu, yöntemi, lojik, eseme.

nelik: öze değgin, mahiyet

olguculuk: pozitivizm

onama: onaylama, tasdik/kabul etme

onamak: onaylamak, tasdik/kabul etmek

ongun: totem

öğe: unsur, eleman

öğreti: doktrin

öke: dahi; deha

önsel: apriori

örgen: uzuv, organ

örgenbilimsel: anatomik

örtük: kapalı

öykünme: taklit/mimesis

özdek: madde

özdekçilik: maddecilik

özyapı: karakter

rastlantı: tesadüf

rastlantısal: rastlantıya dayalı, tesadüfen

sağaltım: tedavi

salt: yalnız, yalnızca

saltık: mutlak

sanı: sanma/doxa

satkın: hain

sav: tez

savaşım: mücadele

sayrı: hasta

sayrılık: hastalık

serüven: macera/avantür

sıradan: basit, alelade

sıradüzen: hiyerarşi

simge: sembol, timsal

siyasa: politika

sonsal: aposteriori

sorunsal: problematik

söylem: sesletim, söyleyim, dile getirim, telaffuz

söylence: mitoloji

söz/evren yasası: logos

31/03/2026
16