Tan Doğan: Yeni Bir Düşün / Felsefe Akımı - Veriselcilik VIII
(k) “Saltık eksik özdeksel-ülküsel”dir. [(a)'ya ek.] Tüm “verili alanlar” hem “özdeksel” hem de “ülküsel”dir. [Örnek olarak yine “insan”dan yola çıkarsak, “insan”ın “kendini seçme” konumunun -“töz” ve tüm “verili alanlar” denli- olamaması, “verili sığ/sınırlı us”la yaşam sürmesini “saltık”lamaktadır. “Töz”ün “saltık eksik erk”liği denli, “insan”ın da “saltık verili sığ/sınırlı”lığı söz konusudur. “İnsan”ın “bilinç”ten bağımsız olarak, eşdeyişle, “özgür istenç” doğrultusunda “kendini var oldurma”sı söz konusu olamadığından, “saltık var olma erkliği”/“erke”si de söz konusu değildir. “Özdeksel yapı”nın “bilinç”ten önce “var olma” ya da -tersi/karşıtı olarak- “bilinçsel yapı”nın “özdek”ten önce “var olma”sı, “veriselcilik” düşününe/felsefesine göre olası değildir. (“Ülküsellik” düşününde/felsefesinde “bilinçsel yapı”nın -“Tanrı bilinci”nin- önceliği, “özdekçilik” düşününde/felsefesindeyse “özdeksel yapı”nın önceliği savunulmaktadır. İlkine göre, yeryuvar/dünya -ve tüm “varlık alanları”- “sanal/öykünme/taklit/mimesis”dir; “gerçek yeryuvar”/“hakiki/ülküsel”/“ideal dünya”, “ülküler/idealar yeryuvarı”dır/“dünyasıdır.” “İnsan”ın yaşadığı yeryuvar, gerçek/ideal yeryuvarın öykünmesidir. İkincisine göre, her şey “özdek”ten oluşmuştur. “Özdek” devinip, değişip, dönüştükçe, “varlık alanları” da oluşmuştur. “Özdek”in oluşu, “bilinç”ten öncedir. Eşdeyişle, “insan usu, bilinci ve anlağı”, “özdeksel yapı”yı değil, “özdeksel yapı” “insan usu”nu, bilincini ve anlağını oluşturmuştur.) “Veriselcilik” düşününe/felsefesine göre, “özdeksel yapı”yla “ülküsel yapı”nın “aynı an”lığı, biribirini “aynı anda yaratma”sı söz konusudur. “Tinsellik-özdeksellik bağı”, “eşzamanlı ve eşuzamlı” olarak, tüm “varlık alanları”nı yaratmıştır. “Tinsellik”te de “özdeksellik”te de bu “birliktelik”ten doğan, bir “bilinçlilik” vardır. “Tinsel yapı” ve “özdeksel yapı” ayrı yapılaşmalar gibi görünse de “Tinsel-özdeksel bağ”lamda, bir “birliktelik yapı”sıdır. Her ikisi de “saltık eksik erk” olma gücüne iyedir. “Birliktelik”leri, “eksik” olmalarına karşın, (Hegel, “arı varlık ve arı hiçlik özdeştirler” ve Gaius Cornelius Gallus, “hiçle başlayan, hiçle biter” dese de) “hiç” olmamalarını -“hiçlenme”melerini- yaratmıştır.]
(l) “Saltık yaratım-dışı”dır. “Veriselcilik” düşününde/felsefesinde, “Töz”ün “varlık alanları”nı, “varlık alanları”nın da “Töz”ü, “saltık erk” bağlamında, “yaratma/oluşturma” konumu söz konusu değildir. Ne “Töz” “saltık”tır ne de “varlık alanları.” “Eksik” oluşları, “erk”liklerinin de “eksik” olduğunu gösterir. [“Saltık eksik töz”ün “erk”liğiyle “saltık eksik varlık alanları”nın “eksik”liğinin yan yana duruşu ve iç içe geçmiş oluşu, “karşılıklı yaratım/oluşum” sürecidir ki, bu süreç “zaman” ve “uzam”da sürekli devinir, yenilenir, gelişir. Birinin “baskın” olması, hem kendini hem de öteki “varlık alanları”nı olumsuz yönde etkileyecektir. (Bu olumsuzluğu “varlık alanları”nın kendi içinde de görmekteyiz/saptamaktayız. Örneğin, “insana özgü varlık alanları”nın altında yer alan “varlık alanları”ndan biri olarak söz açtığımız “bilim”in “alt varlık alanları”ndan biri olan “fizik”le, yine “insana özgü varlık alanları”nın altında yer alan “varlık alanları”ndan biri olan “felsefe”nin “alt varlık alanları”ndan biri olan “etik”le/“törebilim”le “baskınlık bağlamı”ndaki “çatışkı”sı -Marcus Tullius Cicero, “çatışmadan tartışılamaz”, Herakleitos, “ters gelenler uyuşur” dese de-, her ikisini de olumsuz yönde etkileyecektir. “Fizik”, salt/yalnızca kendi doğrularını/kuramlarını/yasalarını “evrensel”, “yeryuvarsal” ya da “insansal” bakış açısından yoksun tuttuğunda -Albert Einstein, “atom bombası”nın kullanımının, Hiroşima ve Nagasaki'ye atılan atom bombaları sonrasında verdiği demeçte, “böyle olacağını bilseydim, bir ayakkabı tamircisi olurdum” ve 5 Mayıs 1930'da İngiltere Tıp Akademisinde “En İyi Doktor” ödülünü alırken de, “ben atomu insanlığın yararı için buldum/keşfettim. Ne var ki, insanlar atomla birbirlerini öldürüyorlar” dediği, pişmanlık duyduğu denli-, “etik”ten/“törebilim”den uzaklaşacak, dahası, böylesi bir “baskınlık bağlamı”nın oluşturacağı “çatışkı”, “karşılıklı yaratım/oluşum süreci”ne ket vuracaktır.)] “Veriselcilik” düşünü/felsefesi, “saltık yaratım”ı onamaz; “karşılıklı yaratım/oluşum süreci”ni onadığından, “saltık yaratım-dışı”lığı savunur.
(m) “Karşı-öykünmesel”dir. “Veriselcilik” düşünü/felsefesi, öteki/diğer düşünleri dışlamamasına, karşın, onlara “öykünme” (taktit/kopya/mimesis) içinde değildir. Hiçbir düşünü/felsefeyi “doğrudan ilke edinme”z. Düşünü/felsefesi, “özgünlük düşüncesi” doğrultusunda salttır ve kendinden yola çıkarak “evrensel”, “yeryuvarsal”, “doğasal”, “insansal” benzeri tüm alanları kapsaması bağlamında “biricik”tir. “Saltık”lığı “eksik”liğini bağlar ki, bu da salt “kendinde ve kendi için” bir düşün/felsefe olduğunu gösterir. Tüm “verili düşün/felsefe”leri irdelemesi, onlardan ne beslendiği ne de beslenmediği, eşdeyişle onları ne onadığı ne de dışladığı anlamını taşır. [Örneğin, “ülküsellik” ya da “özdeksellik düşünü/felsefesi”ni irdeler; bunu gerçeklerken, her iki düşünün/felsefenin düşün/felsefe içeriğini anlamaya çalışır. “Verili alanlardan biri olarak düşün/felsefe” dendikte, “düşün/felsefe tarihi” kapsamında söz konusu iki düşünün/felsefenin “saltık töz” ve “tüm alanlar” üzerinde nasıl bir felsefe/düşün gerçeklediklerini ele alır. İki düşünün/felsefenin “saltık töz” ve “tüm alanlar”la ilgili düşüncelerini -“saltık eksiklik” konumu doğrultusunda- “olabildiğince nesnel/yansız bir düşünsel süreç” bağlamında inceler. Amacı her iki düşünü/felsefeyi hiçlemek, karşısavla alaşağı etmek değildir. Vardığı im, her iki düşünün/felsefenin “saltık eksik Tanrısal-özdeksel” olduğu saptamasıdır. Öteki düşünlerde de aynı konumu görmesi, “tüm düşünlerden/felsefelerden ayrı ve yeni bir düşün/felsefe” olduğunun bir başka göstergesidir. Bu bir “ayrımcılık” ya da “yadsıma” değil, “veriselcilik”ten kaynaklanan bir “ayrı duruş/konum, ayrı/farklı düşünüş” olarak anlaşılmalıdır. Bunun böyle olmasıdır “yeni bir düşün/felsefe akımı” olarak “veriselcilik” düşününü/felsefesini oluşturan olgu. Bunun için, “veriselcilik” bir “öykünme düşünü/felsefesi” değil, “saltık töz” ve “tüm alanlar”la ilgili tüm düşünlerin/felsefelerin sözde yetkinlik ya da erklik savına “karşı” çıkmasından ötürü “karşı-öykünmesel”dir. (“Ülküsellik” ya da “özdeksellik düşünü/felsefesi”yle birlikte tüm düşünlerin/felsefelerin “saltık Töz” ve “tüm alanlar”la ilgili yadsıyıcı ya da onayıcı düşünceleri “saltık açıklayıcı” olmadığından, her iki olgunun açıklanma girişimidir “veriselcilik” düşününün/felsefesinin çıkış imi. Bu girişimin vardığı düşün/felsefe olarak, “saltık eksik Töz” ve “saltık eksik verili alanlar”la yoğrulan “veriselcilik” düşününü/felsefesi, “karşı-öykünmesel”lik konumuna gelmiş ve bu konumun savunuculuğunu üstlenmiştir. Söz konusu iki olguyu yoksamak/hiçlemek/dışlamak ya da onamak/evetlemek “öykünme”den başka bir düşün/felsefe olmayacağından, “veriselcilik” düşünü/felsefesi, “karşı-öykünmesel”liğiyle “yeni bir söz” söylemekte, “söylem”ini oluşturmakta ve düşününü/felsefesini “yeni bir düşün/felsefe” olarak açımlamaktadır.)]
(n) “Karşı-yargısal”dır. “Saltık eksik Töz”ün “saltık eksik verili alanlar”la ilintisi “yargı”ya dayalı bir ilişki değildir. Biri diğerini “olumlu” (onaylayarak/onayarak) ya da “olumsuz” olarak (yadsıyarak) “yargı”lamaz. “Doğrulama” ya da “yanlışlama” diye bir “yapısal konum”a her ikisinde de yer yoktur. Bu “yapısal konum”un “öz”ü, “eksik” oluşlarındandır. Eşdeyişle, “saltık”lıklarının olmayışı “eksik”liklerini oluşturduğundan ya da “saltık eksik” olduklarından, “tüzel yargıç” konumları, “yapı”larında bulunmaz. “Saltık eksik göreceli”/“göreli” olmaları, söz konusu konumlarını destekler. (Örneğin, “verili sığ/sınırlı us”uyla “insan” ve “saltık eksik erk”liğiyle “Töz”, “birliktelik”ten doğan bir “bilinçlilik”le, “kendini seçemeyiş”lerinin ayırdındadır/farkındadır. Bu “ayırt”, “yargısal” olmamalarını da gerekli kılar. “Saltık eksik göreceli”/“göreli” olmaları, “buyurgan” olmamalarının temelindeki “ayırdındalık”ta yatar.) Eşdeyişle, kendilerini “yargısal yetke” olarak görmediklerinden, “birliktelik”liklerinden doğan “bilinçlilik”, “veriselcilik” düşünü/felsefesi bağlamında, “karşı-yargısal” olduklarını açık-seçik ortaya koyar.
(o) “Verilselci”dir. “Veriselcilik” düşününde/felsefesinde “doğrudan” edinilen hiçbir şey yoktur, eşdeyişle, her şey önceden verilmiştir. [Bu “verisel yapı”, evrenin oluşumundan başlamaktadır. “Töz” olan “veri”, hem “Töz” için geçerlidir hem de “tüm alanlar” için. “Saltık özgür istenç”le seçilen bir başlangıç yoktur. “Töz”ün “saltık” olarak “kendini seçme”si denli, “tüm alanlar”ın da “kendini seçme”si söz konusu değildir. (Örneğin “insan”, kendi “beyin”, “beden”, “tin”, -“usu yol gösterici yap” dese de Solon) “us” yapısını “özgür istenç”le belirleyemediği gibi, “anlak” ve “anlık” yapısını da belirleyemez -belirlese ya da belirleyebilseydi “saltık” olurdu.- “Kendini seçme” konumunda olamayan “insan”ın “evren”e, oradan da “yeryuvara bırakılmış”lığı/ “verilme”si söz konusudur. Bu “bırakılmışlık”, “töz-insan” arasında gerçekleşen bir “birliktelik”te ortaya çıkar ve “varlık” kazanır. “İnsan”ın “var olma”sı “zaman” ve “uzam”da gerçekleşir. “Töz”ün “saltık” olamayışı denli, “insan”ın da “saltık” olamayışından ötürü, tek elden bir belirleme, “var oldurma” olmamaktadır. “Örtük/gizli bir anlaşma”yla “Töz-insan bağı” bağlamında bir “var olma” gerçekleşir. Buna neden hem “Töz”ün hem de “insan”ın “eksik”liğidir. “Saltık eksik töz”le “saltık eksik insan” arasında “uzam” ve “zaman”da -“uzam” ve “zaman” da birer “varlık alanı” olduklarından, onların da “saltık”lığı olmadığından ve “saltık eksik Töz”le ilintileri sonucunda “var olma” konumuna ulaştıklarından, “eksik”tirler- gerçekleşen bu “belirleyici yapı”, “özgür-dışı”, “eksik”, eksikliğinin saltıklığından ötürü de “saltık eksik özgür”dür. “Töz-insan bağı” doğrultusunda gerçekleşen “örtük/gizli anlaşma”, bir “kendiliğindenlik”tir; kurgusallığı, önceden belirlenimi yoktur. “Doğrudan/ilk elden/Tanrısal bir yaratma/oluşum” olmadığı için, “örtük/gizli anlaşma” hem “eytişimsel” hem de “kendinliğindelik”le, “eytişimsel bir kendilik”te gerçekleşir. Ne var ki, “örtük/gizli anlaşma”nın “örtük”lüğü, evrensel bir bilinircilik değil, “töz-insan” arasında oluşan “içsel/tinsel-özdeksel” bir örtüklüktür. “Gizli”liğiyse, bu anlaşmanın “töz-insan” arasında gerçekleşmesinden, başka “varlık alanlar”nın katkısının, katılımının, belirleyiciliğinin, araya girmesinin, karışmasının söz konusu olamayışındandır. “Saltık özgür istenç” hem “Töz” için hem de “insan” için söz konusu olmadığından, burada bir “veriselci konum” gerçekleşmektedir. “Töz”ün “insan”a, “insan”ın “Töz”e verdiği “veriler” karşılıklı, örtük, gizli bir “bilgi” alanı içinde gerçekleştiğinden, söz konusu “veriler”, ancak “yaşam” içinde kendini “usun verileri”nde ve işlevlerinde gösterir. Söz konusu “verilselci yapı” salt “us”da değil, “beyin”, “beden”, “duyu”, “duygu”, “duyum”, “davranış”, “tin”, “düşünce” benzeri “insana özgü alanlar”da kendini sergiler. Bu “insan alanlar”ının verili ipuçlarıyla, imleriyle, göstergeleriyle “töz-insan bağı”nın “örtük ve gizli yapı”sı çözülebilir, anlaşılabilir ki, bu konuma varmaksa başlı başına bir -düşünsellik/felsefesellik doğrultusunda- “bilgelik” konumunu gerekli kılar. “Sığ/sınırlı us”uyla “insan”ın, “Töz”le arasındaki bağı açık-seçik ortaya koyması, bir “erk”liği içermektedir. “Saltık özgür istenç” iyesi olmayan “insan”ın “sığ/sınırlı us iyesi” olması, burada yatmaktadır. “Kendini seçme saltık özgür istinci”ne iye olamayan “insan”ın -“evren”, “yeryuvar”, “doğa” ve tüm “verili alanlar” ve de bu alanların uzantısı olan alanlar için de bu örnek geçerli ve tutarlıdır-, “veriselci düşün” bağlamında bir yaşam sürmesinden ötürü düşünü/felsefesi, “veriselcilik” düşünü/felsefesi olacak ve bu bağlamdaki “yeryuvar/dünya görüşü”ne sarılacak, ona tutunacaktır.)]
(4) “Veriselcilik” Düşününün / Felsefesinin İçeriği
(a) “Veriselcilik” Düşününün / Felsefesinin İçeriğine Giriş
“Veriselcilik” düşününün/felsefesinin “ilkeler”i, içeriğinin açılımında “temel taşlar”dır. Ne var ki, “saltık”lığı yadsıyan (Ludwig Wittgenstein’ın “yolumu bilmiyorum”, ardından, “üzerinde konuşulamayan konusunda susmalı” ve “felsefe yoktur artık; düşünüş biçimimizdeki hataların açığa çıkması için ‘felsefe yapmak’ vardır” demesine karşın) “yeni bir düşün/felsefe akımı” olarak “veriselcilik”, kendi içindeki tutarlılığı doğrultusunda, “temel taşlar”ının da “saltık” olamayacağının ayırdında olup, onların da değişim, dönüşüm, eytişim benzeri olgular doğrultusunda, “yerinden oynatılamazlığı savı”nı taşımaz. (Alain Touraine'nin, eylemin temel belirleyenlerinden söz açarken, “verili” durum kavramlarının yerini alan bir “özneyi yeniden ortaya koymak” istemesini anımsamak gerekir.) Bir “saltıklık”tan söz açılacaksa, o da “saltıklığın olmayışının saltıklığı” olabilir ancak ya da denilebilir ki, “saltıktır, 'saltık' diye bir şeyin olmadığı....”
“Tamlık”tan öte, “eksiklik” olgusu, “veriselcilik” için en “anlam”lı kavramlardan biridir. “Saltık”la “eksik”liğin örtüşmesiyse, “veriselcilik” adına “olmazsa olmaz”lardandır. Eşdeğişle “veriselcilik”, 'saltık eksik' bir düşün/felsefe”dir.
“Tüm alanlar”ın (bu “alanlar”ın kapsamında olan tüm terimlerin, kavramların, olguların, olayların, “öz”lerin ve “alt alanlar”ın -dahası “dış”ta kalmayan her “alt alanların alt alanları”nın, onların da süreğeni olan öteki “alt alanlar”ın) “çıkış imi” olarak “Töz”, “veriselcilik” düşününün/felsefesinin “ana/temel sorunsal”ıdır. “Saltık” ve “tam” olmayan “Töz”ün “erk” konumunda olması, onun “bir başınalık/biriciklik konumu”nda olmadığının göstergesidir. “Tözün erkliği”, “saltık” olmadığı denli, salt kendini bağlayan bir “erklik” de değildir. “Alanlar sıralaması”nda “en üst konum”da sayılan “Töz”ün, “tüm alanlar”ın “verisellik” konumunu yarattığı/oluşturduğu denli, “tüm alanlar”ın da kendinin -“Töz”ün- “verisellik” konumunu yarattığı/oluşturduğu bir koşutluğu söz konusudur. Eşdeyişle, “saltık eksik verili erk” olarak “Töz”, nasıl “saltık eksik verili tüm alanlar”ı yarattıysa/oluşturduysa, “saltık eksik verili tüm alanlar” da, benzer oranda “saltık eksik verili erk” olarak “Töz”ü yaratmıştır/oluşturmuştur (Burada “Töz”e bir “Tanrısallık” yüklemek söz konusu değildir, çünkü “Töz”, “saltık” olmadığı denli “tam” da değildir. Özce “Töz”, “saltık eksik verili erk” konumuyla, “saltık eksik verili tüm alanlar”la karşılıklı ve doğrudan bir ilinti içinde bulunduğundan “Tanrısallık”tan ötedir/uzaktır. Bu bağlamda bilindik düşünlerin/felsefelerin “Töz”e -ya da “Töz” kavramına- yüklediği “Tanrısallık”, “veriselcilik” düşününü/felsefesini bağlamaz. Eşdeyişle “Töz”, ne “özdek”tir ne “Tanrı”dır ne de “hiç.”) “Töz”ün “us”sallığı, “tüm alanlar”ın “us”sallığıyla beslenir -“tüm alanlar”ın “us”sallığının “Töz”le beslenmesi denli. “Töz”ün “evrensel us” olması, “evrensel tüm alanlar”ın “us”sallığından kaynaklanır. “Töz”ün “varlık nedeni” nasıl “evrensel tüm alanlar”sa, “evrensel tüm alanlar”ın da “varlık nedeni” “Töz”dür. (Burada “Töz”ün, “her şey”i/“tüm varlık alanları”nı yaratmasına/oluşturmasına karşın, kendisinin yaratılmasına/oluşturulmasına gereksinim duymayan “Tanrı” tanımlamasıyla eşdeğerliğe iye olmadığını vurgulamak gerekir.) Bu da şunu göstermektedir ki, “saltık eksik verili Töz”le “saltık eksik verili tüm alanlar”ın koşutluğu, “her şey”i kapsayan bir gelişim, değişim, dönüşüm ve eytişim içinde, “zaman” ve “uzam”da “varlık kazanma”ktadır. Hem “Töz”ün hem de “tüm alanlar”ın “var olma süreci”nin birbirini bağlaması denli, bu “sürecin işleyişi”nin, (belki de -ve sonunda/bir zaman sonra-) “yok olma”/“yokluk süreci”nin birbirini bağlaması da o denli söz konusudur. Özce, birbirini “var olma”da bağlayan “Töz”le “tüm alanlar”ın ilintisi, “yok olma”da da bağlamaktadır. Her ikisinin “varoluşsal süreci” sürerken, yeniden başa/“ilk”e -“çıkış/başlangıç imi”ne- dönmek olası değilken, (Heidegger'ce, “yaşam, ölüme doğru ilerlemedir”i) “son”u -“sonlar”ını/“her şeyin sonu”nu- yaratma/oluşturma konumları olasıdır. Bunda “belirleyici olan olgu”, “Töz”le “tüm alanlar”ın ilintisindeki “saltık eksik erk”liklerinde yatan “sığ/sınırlı us”larıdır. “Örtük/gizli bir anlaşma”yla süren ve “ussallık”ları doğrultusunda “varoluşan” bu “süreç”, “saltık eksik sığ/sınırlı us”larının bir biçimde birbirlerini engellemesi ya da birinin diğerine baskın olması durumunda, “anlaşma”nın bozulmasıyla sonlanabilir ancak. Eşdeyişle, “eşgüdümün bittiği an”, salt “Töz”le “tüm alanlar”ın değil, “her şey”in “son”unun geldiği “an” olacaktır. [Bunun “ayırdı”nda olan “saltık eksik verili Töz”le “saltık eksik verili tüm alanlar”ın -tüm “irili ufaklı sorunlar”a karşın- “uyum” içinde olmaları, “varoluşsal sürec”in sürdüğünün göstergesidir. (Bu bağlamda Nietzsche'nin, “her şey gider, her şey geri gelir; varlık çarkı sonsuza dek döner. Her şey ölür, her şey yeniden dirilir; varlık yılı sonsuza dek sürer” sözlerini anımsamalı.)] Gerek “saltık eksik verili Töz”ün, gerekse “saltık eksik verili tüm alanlar”ın göz önünde bulundurdukları/dikkat ettikleri durumsa, -her ne olursa olsun- “tutarlılık”larından ödün vermemeleridir. “Büyük yanlışlık” sonucunda “sonları”nın -ve “son”un- geleceğini bilmelerinin nedeniyse, “saltık eksik”liklerinin ayırdında olmalarıdır.
