Tan Doğan: Yeni Bir Düşün / Felsefe Akımı - Veriselcilik VII

(3) “Veriselcilik” Düşününün / Felsefesinin Temel İlkeleri

“Veriselcilik” düşününün/felsefesinin ana öğesi, kavramı “töz”dür. Ne var ki “töz”, ne bir “özdeksel” ne de bir “ülküsel” -maddi ve ülküsel- alanı doğrudan yaratır/oluşturur. “Eksiklik” olgusuyla iç içe olduğundan, ne “saltık”tır ne de “saltık özgür.” “Verili eksik sığ/sınırlı alanlar”la koşutluk içinde olduğundan, her/hep “saltık eksik erk”dir ki, bu da hem kendisinin hem de “verili eksik sığ/sınırlı alanlar”ın ana/temel ilkesidir. “Töz”ün “saltık eksik erk”liğiyle “verili eksik sığ/sınırlı alanlar”ın karşılıklı eytişimsel ilintisi sürekli bir devinimi içermekte olup, bu devinim, sürekli değişim ve dönüşümle süreğenleşir. “Veriselcilik” düşününün/felsefesinin -“töz”ün “ana/temel ilkesi”nin “içerik” konumunun “alt ilkeler”i doğrultusunda- “ilkeler”i şunlardır:

(a) “Ne özdeksel ne ülküsel-hem özdeksel hem de ülküsel”dir. (Her iki düşünle/felsefeyle bağını kesmez, ne var ki, her ikisini de -“eksiklik” konumundan ötürü- tam olarak içselleştirmez.) (b)“Karşı-rastlantısal”dır. (Bu bağlamıyla, James Joyce'ın “rastlantısal gökada”sından uzaktır/ötedir.) “Belirlenemezcilik”, “bilinemezcilik”, “hiççilik” [Martin Heidegger'in, “niye var olan da hiçlik değil?” ve neden hiçbir şey yerine her şey var oldu? (bu soruyu Emmanuel Levinas, -“törebilimsel/ethik” bağlamda- “var olmaya türelliğim/hakkım var mı?” diye, değiştirerek sorar) sorusunu, “hiç de var olanda” diye yanıtlar “Veriselcilik”], “kuşkuculuk”, “rastlantısallık” benzeri düşünler/felsefeler, “ana/temel ilkesi” dışındadır. (Hepsinin “bilgi”sine iye olmasına karşın, her birinin öğretisine katılmaz -bir anlamda “ saltık eksik üst öğreti”dir.) (c) “Sarmasal”dır. “Evrensel”, “yeryuvarsal”, “doğasal”, “insansal” benzeri tüm alanları bütünselliği içinde sarmalar. “Saltık eksik erk”liğinin gereği, “bütünsel sarmalama” konumu, “bütünsel sarmalanma” konumuyla koşutluk içindedir. (Bütünü düşün, der, Korinthos'lu Periandros) “Birliktelik sarmalı” içinde “eksik bütünsellik”le var olur ve varoluşur. Bu bağlamda dışında hiçbir şeyi bırakmadığı denli, hiçbir şeyin de dışında kalmaz.) (ç) “Evrensel-nedensel-ereksel”dir. Hem “evrenbilimsel” hem “doğabilimsel” hem de “erekbilimsel” bir “yapısallık” içindedir. [“Evren” ve “doğa yasaları”nın “özdeksel” yapısını dışlamadığı denli, “ereksel” (ya da “doğaötesi/fizikötesi”) yasaları da dışlamaz, dahası içselleştirir. Tüm “amaçlar”ın “çıkış imi”ni evrensel ve doğasal (neden ve sonucu ayrı değil, bir ve aynı ilişki olarak görmeyi dile getiren) “neden-sonuç ilişkisi”ne ve “tözsel” olan “saltık eksik erk”liğin erekselliğine dayandırır.]

(d) “Somutsal-soyutsal birliktelik”tir. Somut kavramlarda gizlenen/sırlanan soyutlukla, soyut kavramlarda görüngüleşen/fenomenleşen ve olgusallaşan somutluğu harmanlar. (“Ülküsel düşün/felsefe” ve “doğaötesi düşün/felsefe”yle “özdeksel düşün/felsefe”yi “birliktelik” kavramı bağlamınca anlamaya çalışır ve sarmalar.)

(e) “Saltık eksik Tanrısal-özdeksel”dir. “Ülküsellik”te “töz” olarak yer alan “Tanrı”yla, “özdeksellik”te “öz” olarak yer yer alan “özdek”le bir bağ içindedir. (Hem “Tanrı” hem de “özdek” olmasına karşın, ne “Tanrı” ne de “özdek”tir. “Saltık”lığı “eksik”liğiyle iç içe olduğundan, en fazla “saltık eksik Tanrı” ve “saltık eksik özdek”tir. “Saltık eksik erk”liğinin “tözsel”liği, “verili eksik sığ/sınırlı alanlar” denli olduğundan, “Tanrısal”lığı da “özdeksel”liği de “saltık” değil -“eksik”tir- ki, bu konumu “saltık Tanrı” ve “saltık özdek” olmaktan -“saltık eksik özgür istenç”ince- kendisini uzak tutmasını sağlar.)

(f) “Saltık eksik bilinç iyesi”dir. “Bilinç iyesi” konumu, “verili eksik sığ/sınırlı alanlar”ın “bilinç iyesi” konumlarıyla ilintisinden/ilişkisinden oluşmaktadır. [Hem “kendi”ni hem de “verili eksik sığ/sınırlı alanlar”ı anlamasını sağlayan anlıksal süreçlerin bütünü olan “bilinç iyesi” konumu, “karşılıklı eksik bilinç iyeliği”nde kendini bulur ki, “ayırdındalık / farkındalık”, bu konumun olmazsa olmazıdır. (“Saltık eksik bilinç iyesi” olarak “töz”, “salt bilinç iyesi” değil, -“özdeksel süreç”le ilişkisi doğrultusunda- “verili eksik sığ/sınırlı alanlar”la ilintisi bağlamında “tinsel süreç” olan ve yaşanmışlıklara dayanan “bilinçaltı”, “bilinçüstü” ya da “bilinçdışı” süreçlerin “bilgi”sine de “iye”dir.)]

(g) “Karşı-yazgısal”dır. (“Her şey, kırılmaz zincirleriyle bağlı yazgının” der, Titus Lucretius Carus.) “Saltık doğaüstü güçler”in ya da “Tanrı”nın her şeyi önceden belirlediği ve “saltık biricik erk”in işlemi olarak var kıldığı düşüncesine karşıdır. [Bu bağlamda “kendini seçemeyen” “töz”le, yine “kendini seçemeyen” “sığ/sınırlı alanlar”ların “verisel” konumuyla, “yazgısallık” arasında bir bağ kurmamak gerekir. “Verisel” konum, “saltık seçemeyiş”, eşdeyişle, “saltık özgür istenç”le “kendini belirleyemeyiş”tir.  Ne var ki bu konum, salt “verili alanlar” için değil, “töz” için de geçerlidir. “Töz”ün “verili alanlar”ı yaratması/oluşturması denli, “verili alanlar”ın da “töz”ü yaratması/oluşturması bir koşutluk içinde gerçekleşmektedir. Bunun için her ikisi de “saltık” değildir ki, bu da “yazgısal” ya da “Tanrısal” olmadıklarının göstergesidir. (Jean Jacques Rousseau'nun “saltık iyi bir şeyler almam gerekiyorsa, epey çile çekmem gerekir” sözünü, “saltık alma” değil, “saltık verme” ya da “verisellik” vardır; bu da “iyi”nin algılanmasında “yazgıcı bir çile”yle değil, “karşı-yazgısal” bir ilke bağlamında “eksik verisel us”la anlaşılır düşüncesiyle karşılar.) Dahası, bu konumlarından ötürü “eksik”tirler. Bu “eksiklik”tir ki birbirlerini “bütünleme”lerine neden olur. “Verisel konum”u ne biri öteki için ne de öteki beriki için “yazar”, “yazgı”lar. “Önceden belirlenim” her ikisi için de “geçersiz”dir ki, bu konum “saltık”tır ve içinde “eksik”liği barındırır. Bu bağlamda “Tanrısal yazgı” söz konusu olmadığı denli, “raslantısallık”, “belirlenemezlik”, “bilinemezlik”, “kuşkusallık” ve “hiçsellik” (Heidegger'in eskil doğaötesinden bir alıntısı: “Hiçbir şeyden hiçbir şey oluşmaz.”) benzeri kavramlar da söz konusu değildir -ya da/en çok denebilir ki, “Veriselcilik”te, “hiçlik de varlıkta yer alır.”) “Tanrısal” ya da “yazgısal” bir belirlenim değil, “saltık eksik özgür istenç”ce “birlikte belirlenim” vardır. Bunun için “veriselcilik”, “karşı-yazgısal” bir ilkenin düşünüdür/felsefesidir.]

(ğ) “Bilinirci-gerçekçi”dir. “Bilinemezcilik” düşünü/felsefesi (“agnostisizm”) nesnel gerçekliğin bilinemeyeceği savını öne süreken, “veriselcilik” düşünü/felsefesi, “bilinirci-gerçekçi” (“gnostisizm-realizm”) bağlamınca hem nesnel hem de tinsel gerçekliğin bilinirliğini öne sürer. (“Veriselcilik” düşününün/felsefesinin bu ilkesi, hem “tinsel giz bilgisi” hem de “özdeksel us bilgisi”ni içerir. “Gerçek” kavramını “somut ve nesnel” (Georg Simmel, nesnelliğin öznellik üzerindeki egemenliğini dile getirirken “nesnel tin”den söz açar) olanda bulduğu denli, “soyut ve tinsel” olanda da arar/bulur. (“Veriselcilik” düşünü/felsefesi, Jacques-Marie Emile Lacan'ın “gerçekçi ol, olanaksızı iste” sözünü, “veriselci ol, gerçeği anla” ve Sokrates'in “bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir” sözünü, “bildiğim tek şey, her şeyi bilebileceğimdir” diye değiştirir/dönüştürür.)

 “Ussal” olan denli “gizsel” olan da, “gerçek”liği içindedir. “Gerçeklik” olgusunu, “somut” ya da “nesnel” ve “soyut” ya da “tinsel” diye ayırmanın/karşıtlaştımanın dışlaştırılmasını “doğru” bulmaz. Her iki kavramı da içselleştirir/içine alır. Evrensel olan her şeyin er-geç “eytişimsel süreç” doğrultusunda ortaya çıkıp “bilinir” olacağını, “bilinmez” gibi görünen ya da “bilinemez” diye adlandırılan “şeyler”in, “saltık eksik erk” olan “töz”le “verili eksik sığ/sınırlı alanlar”da yer alan “us”un eytişimselliğinde gelişerek “bilinir”e ulaşacağını savunur.)

(h) “Tözsel-varıksal-ussal”dır. “Töz”ün “erk”liğiyle “us”un “düşünme yetisi”nin birlikteliğine dayanır. [Ne var ki, “töz”ün “saltık eksik” konumuyla “us”un “verili” konumu dışlaştırılmamaktadır. “Töz”, “saltık” ve “tam” olmadığından, “düşünme yetisi”nin “ussallık” konumu “saltık” ve “tam” değldir. “Varlık alanları”yla sürekli bir ilinti içinde olan “töz”, “ussallık” konumunu da bu ilintiyle gerçekleştirir. “Töz”ün “erk” konumunda olması, “varlık alanları”yla birlikteliğinden kaynaklanır. “Varlık alanları”nın da “saltık” ve “tam” olmaması, “veriselcilik” düşünü/felsefesi bağlamında “varlık alanları”nın “sığ/sınırlı alanlar” olmasına nedendir. “Verili eksik sığ/sınırlı alanlar”ın “bilinç iyesi” konumu “eksik ussal” olmalarını, eşdeyişle “verili eksik sığ/sınırlı us” konumunda olmalarını gerekli kılar. “Veriselcilik” düşünü/felsefesi, bu bağlamda “tözsel-ussal”dır ve “saltık eksik”tir. (Örneğin, “töz” denli “kendini seçme” konumu olmayan “insan”ın -ve öteki “varlık alanları”nın- “verili eksik sığ/sınırlı ussal bir dirim” olması bundandır. “İnsan”ın “verili us”uyla “düşünme yetisi”ni kullanması ve işlevselleştirmesi, “eksik”liği denlidir. “Saltık” olamadığından, “kendini yaratma”/oluşturma yetisi”ne iye değildir. Ne “Tanrısal töz” ne de “özdeksel öz”dür. “Töz” denli “saltık eksik Tanrı” ve “saltık eksik özdek” konumundadır. “Saltık eksik töz”den ayırdı/farkı, “saltık eksik töz”ün “verili alanlar”ın tamamıyla ilintili olmasına karşın, “insan”ın, “verili eksik sığ/sınırlı ussal bir dirim” olarak, bu bütünselliğe ulaşamamış olmasıdır. -“Zaman” ve “uzam” içinde ve “eytişimsel sürec”in gelişimiyle -arık/zayıf bir olasılıkla, belki- “töz”le eşleşebilecektir. Aynı konum, “öteki verili alanlar” için de geçerlidir. “Tüm verili alanlar”ın da aynı konuma ulaşması durumunda, “evrensel tek töz”den söz açmak olasıdır. “Saltık eksik töz”e eklemlenecek “tüm verili alanlar”, o zaman “tözsel-ussal” bir konuma gelecektir ki, bunun adı “evrensel tek töz” olabilecektir. Ne var ki, “tüm verili alanlar”ın “eksik” olması, bu bütünselliğin “tam”lanma olasılığını da arıklatmaktadır/zayıflatmaktadır; bir “tamlık isteği” varsa, ki bu istek “sığ/sınırlı insan usundan kaynaklanan bir istek” olabilir, bu konumuyla “töz-verili alan ilintisinin bütünselliği”den/“tamlığı”ndan söz açılabilir -belki... “Töz”ün “erk”liğindeki “eksik”likle, “verili alanlar”ın “us”sallığındaki “eksik”lik, “verisellik” bağlamında olası görünmemektedir. “Karşılıklı “eksikik”, “tözsel-ussal” konumun hiçbir “zaman” ve “uzam”da “tam”lanamayacağını göstermektedir. Yeniden “insan”a dönersek, “insan”ın “kendini yaratma yetisi”nden ve “saltık erk”likten uzak oluşu, “verili eksik sığ/sınırlı us”u doğrultusunda kalmasına nedendir.) “Töz”ün “erk”liğiyle “varlıksallık” (“varlıkbilimsel”/“ontolojik”) bağlamda (Heidegger, “insanoğlu varlığın çobanıdır” der) “us”un “düşünme yetisi”nin -hem “töz” hem de “verili alanlar” için- birlikteliği “eytişimsel süreç”te gelişirken, “tam”lığa varamayış, eşdeyişle hep “eksik” kalış (“Başlangıcı olan bir şey, nasıl olsa biter” dese de Ovintilian) -“başlangıçsızlık” denli “sonsuzluk” olarak da- hep var olacaktır.]

(ı) “Erek-dışıcı”dır. “Veriselcilik” düşünü/felsefesi, “saltık erek”i dışlar. [Bir başına bir “saltık yaratıcı/oluşturucu töz” yoktur. “Töz”ün her şeyi ya da “verili alanlar”ı baştan belirlemesi söz konusu değldir. “Eksik” konumuyla “töz”, böyle bir isteği ya da istenci özünde barındırmaz. “Töz”ün “verili” olması, “varlık alanları”nın “verili” olmasından kaynakların -karşıtının da gerçerliliği denli. Salt “töz”e bağımlılık olmadığı denli, salt “töz”den bağımsızlık da yoktur. “Varlık alanları”nın, önceden “saltık töz”ce bir “ereksellik” doğrultusunda belirlenmesi ve “saltık tözsel us”ca yönetilmesi söz konusu değildir. “Töz”ün “veriselci”liği, “varlık alanları”nın “veriselci”liği denlidir. “Töz”ün, “varlık alanları”nın “yazgı”sını belirleme ereği, “eksik” oluşundan ötürü olamaz. Her “varlık alanı”yla ilintili olan “töz”, bu durumuyla “tüm varlık alanlarının bilgi”siyle -“bilgi” bağlamında- daha kuşatıcı bir konuma iyedir. “Varlık alanları”nı tek tek yaratma/oluşturma ve yönetme ereğine iye değildir “töz.” “Saltık eksik özgür” oluşu, “saltık özgür erk” olmayışındandır. (“Töz”ün “saltık erk” olması demek, -“ülküsellik”/“ülküselcilik” düşünü/felsefesi bağlamında- “saltık Tanrı” ya da -“özdeksellik”/“özdekçilik” düşünü/felsefesi bağlamında- “saltık özdek” anlamına geleceğinden, “veriselcilik” düşünü/felsefesi, böylesi bir “saltık”lığı ve “erek”selliği dışında tutar.) “Saltık eksik erk” olarak “töz”ün her şeyi yaratması/oluşturması ve yönetmesi söz konusu olduğunda, “verili alanlar”a yapacak/eyleyecek hiçbir şey kalmayacaktır. Bir “veri”nin olmaması, hem “töz”ün hem de “varlık alanları”nın gerçekleşmemelerini/var olmamalarını ya da “hiç”liğini beraberinden getireceğinden, “töz-varlık alanları” ilintisi, “saltık bir ereksellik”ten öte ya da “erek-dışı”lıkta, -“eksik”liğince- “varlık” kazanmaktadır.]

(i) “Eleştirel-Mantıksal”dır. Varlıkla ilişkisinden öte, bağımsız, salt düşünme biçimlerinin/ formlarının ya da dilsel söyleyiş (anlatım, ifade) biçimlerinin bir öğretisi; doğru düşünmenin kurallarını saptayan bilim; doğruyu ortaya koymak için güvenilir düşünsel işlem biçimlerini belirlemeye dayanan uslamlama/usavurma/us yürütme bilimi [Yunanca “logique”, “seçmek” -devşirmek-, “logikê”, “düşünmenin ilkeleri” (Grekçe -Yunanca- “logos”, yasa, düşünme, us/akıl, düzen, ilke, söz), Arapça “ntk” -“nutk”, “nutuk”- kökünden türetilmiş olup, söylemek, dile getirmek, konuşmak; İngilizce “logics”, Fransızca “logique”, Almanca “logik”, Türkçe “söz”/“uslamlama”)] diye tanımlanan “mantık”a ve “tarihsel süreçte”ki “mantıksal çalışmalar”la ve “ilkeler”le ilgili düşüncelerin tamamına “veriselcilik” düşünü/felsefesi katılmaz. (Julia Kristeva'ya göre “dil”in “özdek”sel temeli “bilimsel mantık” doğrultusunda açıklanamaz.) ki, bunun nedeni, temelindeki “saltık eksiklik” konumudur. “Mantık” da, “tüm verili alanlar” denli “eksik”tir ve bu “eksik”liğinin “saltık”lığı, onu “saltık eksik” kılar. (Michel de Montaigne, “bana doğru gibi gelen hiçbir şey yoktur ki, yanlış gibi de gelmesin” der.) “Veriselcilik” düşünü/felsefesi için “mantık”, “insan”ın “verili eksik sığ/sınırlı ussal bir dirim” olmasından ötürü, “insan”ın “alt alanlar”ından biri olarak, “verili eksik sığ/sınırlı”dır “düşünme” konumu bağlamında... [Aristotales’in öne sürdüğü biçimiyle “düşünme”, insanı hayvandan ayıran en belirgin özniteliktir ve usun/aklın bağımsız, kendine özgü eylemi olup, karşılaştırmalar yapma, ayırma, birleştirme, bağlantıları ve biçimleri kavrama “yeti”sidir. “Mantıksal bağlamda düşünme”, anlığın/zekânın yanlış yapmadan işlemesidir. Her düşünmede, düşünen bir özne, tinsel/ruhsal düşünme olayı, düşünülmüş olan düşünce içeriği, düşüncenin dile getirildiği deyiş biçimi, düşünmenin yöneldiği konu yer alır.Düşünme”, algılama, düş/hayal kurma, anımsama, sezme, tasarlama benzeri etkinliklerin içinde yer alan durumlardır. Doğru düşünme”ninse (“zaman değerlidir; ama doğruluk daha değerlidir.” / Benjamin Disraeli), bunların yanında bir düşünme durumu olup, “mantık ilkeleri”ne (özdeşlik, çelişmezlik, üçüncü hâlin olanaksızlığı -olmazlığı/imkânsızlığı-, yeter sebep ilkesi”ne) dayalı olduğu belirtilmektedir. (“Deneyci/empirist düşünürler”e göre “bilgi”lerimiz, doğanın gözlemlenmesi sonucunda ve soyutlanma yoluyla elde edilen “deney”den çıkmıştır. “Usçu/akılcı/rasyonalist düşünürler”e göre, “mantık ilkeleri” doğuştan anlağımızda/zihnimizde bulunmaktadır. Yüzyıllarca süren felsefe tartışmalarından biri olan “mantığın kaynağı” sorunsalı, günümüzde de sürmektedir. Ne var ki, “mantık ilkeleri”nin genel-geçer sayılması, tüm insanlar için ortak bir yol olarak benimsense de, “veriselcilik” düşünü/felsefesi, “eleştirel/eleştirisel konum”uyla, “mantık”ta bir “saltıklık” olmadığını -dolayısıyla “mantık ilkeleri”nin de “saltık” değil (“değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir”, “her şey akar”, “aynı ırmağa iki kez girilemez” / Herakleios), “eksik” olduğunu dile getirerek- hem “deneyciler”e hem de “usçular”a “eleştirel-mantıksal bir karşı duruş”u sergiler.)] “İnsan”la “mantık” arasındaki ilinti, “tüm verili alanlar”ın “alt alanlar”ıyla olan ilintisi denli “saltık”, “genel-geçer” değil, “insansal bir saltlık”tır. Her şeyin “eleştiri”si nasıl söz konusuysa, “mantık ilkeleri”nin de “eleştirisi” söz konusudur. Bundan ötürü/dolayı -matematiğin yanı sıra, “insan”ın en eksiksiz/tam düşünme alanı olarak belirlenen/tanımlanan/adlandırılan- “mantık” için de, “veriselcilik” düşünü/felsefesi bağlamında -düşünün/felsefenin konusu olması bakımından “felsefesel”/“felsefî”, ne var ki neliği yönünden “salt” olan- “mantık” için de “eleştiri” kaçınılmazdır. Bunun için “mantık”, “veriselcilik” düşününde/felsefesinde “eleştirel-mantıksal” bir yer almaktadır.

(j) “Saltık eksik göreceli”dir/“göreli”dir. “Töz”le “varlık alanları”nnın ilintisi, her ikisinin de “saltık eksik”liğinden ötürü, “göreceli/göreli” konumlarını dile getirir. “Saltıklık”la “görecelik”, kavramsal ve konumsal olarak birbirine karşıtlığı içerse de, “eksik”liğin “saltık” oluşu, “göreceli/göreli” konumu beraberinde getirmektedir. (“Her şey tastamam / tıpatıp uygun değildir herkese.” / Montaigne) “Töz”ün “varlık alanları”na, “varlık alanları”nın da “töz”e karşı konumları “göreceli/göreli”dir. Bu konum, birbirleri için “verili” olmalarından kaynaklanır. “Kendini seçemeyiş”in “saltık” oluşu, “eksik Töz” ve “eksik varlık alanları”nın “saltık”lığıdır ki, bu da “töz”ün, her “verili alan”la ilintisinin “göreceli” olduğunun göstergesidir. [Örneğin -bu kez “insan”dan değil-, “varlık alanları”ndan biri olan “ bilim”in bir “alt alanı” olan “fizik”ten örnek verecek olusak, “yeryuvarın cisimleri çekmesi olayı” olan (Nicolaus Copernicus’un ve Johannes Kepler’in gezegenlerin ivmelerini saptadığı, Galileo Galilei'nin, sonrasında Albert Einstein'ın tanıtladığı; Isaac Newton'un ortaya attığı) “yerçekimi” -“yerçekimi yasası”-, “zaman” ve “uzam” bağlamında söz konusu olan bir olgudur/yasadır. (Rousseau'nun, “zaman gerçeklerin üstündeki örtüyü kaldırır” sözünü, “saltık eksik verisel zaman ve uzam, 'yalan'ın üstündeki örtüyü kaldırır” diyerek değiştirir/dönüştürür “veriselcilik.”) Bu yasanın “saltık”lığından, salt “evren” ve “yeryuvar” bağlamında söz açmak olası değildir. “Varlık alanları”ndan “evren” ve “yeryuvar”ın “saltık us” olarak kendilerini belirlemeleri ve “yasa”larını ortaya koymaları olası değildir. Burada “saltık eksik töz”ün,“iki varlık alanı”yla ilintilisini belirtmek gerekir. “Saltık eksik varlık alanları”ndan “evren” ve “yeryuvar”ın kendini “seçme”si, “yaratma”sı/“oluşturma”sı, “saltık töz” oldukları anlamını taşımayacağından, her iki “varlık alanı”nın, “saltık eksik töz”den -ilintilerinden ötürü- payına düşeni aldıkları ve bu bağlamda “yerçekimi yasası”nı kapsadıkları söz konusudur. “Yeryuvar” için geçerli olan bu “yasa”, “uzam” için geçerli değildir. Eşdeyişle, “yeryuvar” için geçerli olan bir “yasa”, “uzam” için -ya da “uzay” için- geçerli olamamakta, “yasa” konumunu yitirmektedir. “Bilimsel” olan “yasalar”ın “yeryuvar” da bile değiştiği bir konumda, “uzam” ve zaman”da değişmemesi olası değildir. “Töz”ün “varlık alanları”yla ilintisindeki “eytişimsel”liğin ya da “değişim” ve “dönüşüm”ün, bir zaman sonra “yerçekimi” yerine “yeritimi”ne ya da “gökçekimi”ne dönüşme olasılığını da yoksamamak gerekir. Bu da, “Töz”deki “eksik”liğin, “varlık alanları”ndan biri olan “bilim”in “alt varlık alanları”ndan biri olan “fizik” için de geçerli olduğunun göstergesidir. “Fizik” de -öteki “varlık ve alt varlık alanları” denli- “saltık eksik göreceli”dir/”göreli”dir. Denebilir ki, hiçbir “varlık alanı”nda “saltık”lıktan söz açılmayacağı denli, hiçbir “varlık alanı”nın “tam”lığından d söz açılamaz. “Eksik verili varlık alanları”, ancak “saltık eksik göreceli”ğe iyedir, “saltık”lığa ve “evrensel genel geçer yasa”llığa değil.]

27/03/2026
8