Tan Doğan: Yeni Bir Düşün / Felsefe Akımı - Veriselcilik VI
b. “Veriselcilik”
(1) “Veriselcilik”e Giriş
(“Felsefeyi bir kez daha ve tamamen yok etme”ye gelse de Wittgenstein) “Yeni Bir Düşün/Felsefe Akımı” olarak (“Bir yüzyılın felsefesi, bir sonraki yüzyılın sağduyusudur.” / Henry Ward Beecher) “veriselcilik”, “veri”den “verili”ye, oradan da “verisel”e uzanan bir yolculanıştır. “Veri”nin, bir araştırmada, bir tartışmada, bir usavurmada/ uslamlamada/ sonuca ulaşabilmek için gereken “ilk bilgi” olması; “verili”nin, salt “edilgen”liği içermeyen ve “veriye dayalı” ya da “ilk bilgi”ye, “ana ilke”ye dayalı olması; “verisel”in, “verili”nin “zaman” ve “uzam”da devinen, değişen, dönüşen “tüm verili alanlar”la ilintili/ilişkili olması, “veriselcilik” düşününün/felsefesinin çıkış imleri olmaktadır.
Evrendeki tek bir şey bile “kendini doğrudan seçmiş” değildir. Eşdeyişle, “saltık eksiksiz özgür istenç”li ne bir “varlık”tan ne bir “erk”ten ne de bir “töz”den söz açmak olası. “Tüm varlık alanları”, “tüm dirimsel yartılar/yaratıklar”, “tüm somut ve soyut kavramlar”, “evrenin kendisi”, “yeryuvar”, “doğa” ve “insan” bir “verili alan”da yer almaktadır. Hiçbirinde “saltıklık” olmadığı denli, hiçbiri de birbirinden bağımsız değildir. Her “ana ilke/ilk neden/ana neden”, her “öz”, her “özdek”, her “ülkü”, “töz”le ilintilidir. “Nedenlerin nedeni” olarak “töz” de, “her neden”le devinimsel bir ilişki içindedir. “Saltık özgür”ün olamayışı, “erk”in özgürlüğünün paylaşımıyla “var olmak”ta ve “varoluş”a dönüşmektedir. “Saltık eksiksiz özgür istenç”in “töz”de de olmayışı, “veriye dayalı” olarak, “her şeyin verili olması” sonucunu oluşturmaktadır. “Sığ/sınırlı us”a iye “insan”ın “saltık anlak”la “kendini seçemeyiş”i ne denli söz konusuysa, “töz”ün de “kendini seçemeyiş”i o denlidir. “Verili alanlar”ın hepsi “verili” olduğundan, hiçbiri için “saltık eksiksiz özgür istenç” de olası değildir.
Her şeyin “çıkış imi”ni, “başlangıç” zamanını, “ana erk”ini “töz”le özdeş kılmak, “töz”ün “saltık” olduğu anlamına gelmemektedir. “Saltık eksiksiz töz”ün yaratılarının/oluşumlarının da -“bütün-parça ilintisi” bağlamında- “saltık eksiksiz” olması gerekeceğinden, “saltıklık”ın her “uzam” ve “zaman”da “tüm alanlar” için geçerli olması gerekecektir. Oysa “eksiklik”, “tüm alanlar” için söz konusudur ki, bu da hem “töz”de hem de “tüm alanlar”daki “eksiklik” olgusunu imlemektedir.
“Tüm verili alanlar”da olduğu denli, “insan”ın da “eksik verili sığ/sınırlı us”la yaşam sürmesi, “töz”ün ya da “evrensel us”un “eksik verili sığ/sınırlı us”a iye olduğunun göstergesidir. “Evrensel usun erkliği”, “eksik bir erklik”tir ve bu konumu “saltık”tır. “Tüm alanların eksik verili” olması, “töz”ün “eksik verili” olmasıyla ilintilidir. “Töz-verili alanlar ilintisi”, “karşılıklı eksikliğin devinimi”dir ki, bu da “saltık”tır.
“Veriselcilik” düşünü/felsefesi, “töz”den “insan”a uzanan yolculuğun, “eksik bir yolculuk” olduğunu açımlar. “Töz”deki “saltık eksik erklilik”le “insan”daki “saltık eksik us” arasında doğrudan bir ilişki vardır. “Eksik verili sığ/sınırlı us”u yaratan/oluşturan “töz”ün “veriselci” olması, aynı bağlamda “kendinde bir veriselci yapı”nın olduğunu gösterir. “Veriselci yapı” “veri” ye ve “verili”ye/“verili olana dayalı” anlamını taşıdığından, “saltık eksiksiz özgür istenç”le edinilen/anılan bir şey de yoktur. Bu konum salt “töz” içi değil, “töz”le ilintili olan her şey için -“tüm verili alanlar” için de- geçerlidir. “Töz”le ilintisiz bir şeyin olamayacağı söz konusu olduğundan, “veriselcilik” düşünü/felsefesi bağlamında “töz-verili alanlar ilintisi”, her şeyi kapsamaktadır.
(2) “Veriselcilik” Düşünü / Felsefesi Bağlamında
“Saltık Eksik Erk” Olarak “Töz”
“Veriselcilik” düşünü/felsefesi salt “insan”ı değil, “doğa”yı, “yeryuvar”ı, “evren”i “anlama ve kavrama düşünü/felsefesi”dir. Bu düşün/felsefe, her şeyin salt “özdek”le, “ülkü”yle, “raslantı”yla, “belirlenemez”le, “bilinemez”le, “hiç”le, “kuşku”yla, “olgu”yla, “yarar”la, “gerçek”le, “us”la, “deney”le, “sezgi”yle, “görüngü”yle ilişkili nice düşünle/felsefeyle değil, “verisel”le açıklanabileceğini öne süren bir düşün/felsefedir. “Her şeyin çıkış/başlangıç imi”ni, “töz”ünü arayıp bulan ve açıklayan/açımlayan; -hiçbirini yoksamdan- nice “bilindik düşün/felsefe” ötesi bir düşünceyi dile getiren; “veriden veri üreten”, “bilindikten bilindik çoğaltan”, “elde olandan bir başka eldelik oluşturan” bir düşün/felsefe değil, “töz”ün kaynağına inmeyi amaçlayan bir düşündür/felsefedir “veriselcilik” düşünü/felsefesi.
Bu bağlamda “saltık”lığı “eksik”likle harmanlayan, “erk” niteliğiyle “töz”ü açımlayan bir düşün/felsefe olarak “veriselcilik”, dar alanlı değil, geniş/derinlikli bir alanı/tüm alanları kapsayan bir “yeryuvar/dünya görüşü”dür de.
Şimdi, sözü “veriselcilik” düşünü/felsefesi bağlamında “saltık eksik erk”le buluşturma zamanı.
“Saltıklık”, “insan usu”nun aramaktan/anlamaktan caymadığı bir kavram olarak hep vardı. Ne var ki, nice düşün/felsefe, düşüngü, siyasa, din, bilim benzeri “verili alanlar”ın çarpıtmacı söylemleri ve öğretileriyle hep dar alanlı/anlamlı bir konumda sıkıştırıldı. “İnsan usu”nun yüz yıllar boyu aradığı “kök”ü/“köken”i, “evrensel yaratılışın özü” ve “her şeyin ilk çıkış imi”, “töz sorunsalı” da hep kilitli kaldı. Ya inaksallık doğrultusunda (Quinus Ennius’un, “Tanrılar vardır dedim ve diyeceğim her zaman. / Ne var ki insan işleriyle uğrasştıklarına inanmam” dizelerini anımsayarak) “Tanrısal bir söylem”e ya da -tüm düşünlerin/felsefelerin eleğinden geçirilerek- “özdeksel bir öğreti”ye sığınıldı. Özce “töz”, ya “Tanrı”ydı ya da -tüm yadsımalara karşın- “özdek.” “İnsan”ın çekinilesi, korkulası, yadsınası bir niteliğe büründürdüğü “töz”ü aramak/anlamak yerine, “avuntu/kaçış düşünleri/felsefeleri” üretildi -ki, düşüngüler ve bilimsel öğretiler de bunun içinde yer aldı hep. (“Kendi kendime konuştum kimi kez evimde, / Hem kızdım hem güldüm durumuma.” / Nietzsche) “Saltık töz”den uzak bir ussallık ve uslamlama, “insan”ın düşünsel çevrenini/ufkunu ve görüngesini daraltmaya yetti. (“İnsan ‘ne ise o olmayı’ onamayan tek yaratıktır.” / Albert Camus) Oysa, ne denli kaçılırsa o denli yaklaştı “insan”a “töz”, çünkü yanı başındaydı hep -ta kendisinde; usunda ve yaşamında...
“İnsan”ın “kendini seçme özgür istenci” olmadığından, “insan” denli “tüm verili alanlar”ın ya Tanrısallığından ya da özdekselliğinden söz açıldı çoğun. Yine de “tamlık/eksiksizlik”, özce “saltıklık” düşüncesi “insan usu”na hep takılı kaldı ve bırakmadı. -Öteki “verili bilgi alanları”nın yanı sıra- düşün/felsefe tarihinin tüm anlatıları, “insanın töz arayışı sorunsalı”nı ne çözdü ne de bu doğrultudaki sorularına doyurucu bir yanıt verebildi. “İnsan”, kendini/türünü hep “eksik” bir varlık/dirim olarak duyumsadı. Salt kendinde/türünde değil, evrende olan her şeyde bir “eksiklik” buldu/gördü. Her şeyi anlayamaması, her şeyin “ilk/başlangıç imi”ne varamaması sonucunda, ongunlardan / tapıncaklardan / totemlerden / söylencelere / mitoslara / destanlara uzanan “inanç” arayışı doğrultusunda- “ilkel dinler”den, “çok Tanrılı dinler”e, oradan da “tek Tanrılı dinler”e uzanan gizemsel bir yolculuğa çıktı. Düşüngülerin, siyasaların, tutumbilimsel öğretilerin de desteğiyle “saltık töz” arayışından -“korku ekini”niyle ya da “cennet-cehennem söylemi”yle- cayar gibi olsa da, “usunu kemiren evrensel sorunsal”dan tamamen kaçamadı. “Verili eksik sığ/sınırlı us”uyla, “saltık erk”in ya da “töz”ün arayışında oldu hep.
“İnsan”ın -özce- içinde olduğu konum böyleyken, “saltık eksik erk”ten söz açmak kolay olmasa gerek. Ne var ki söz konusu “sorunsal” üzerine düşünmek de kaçınılmaz.
Evrende, dolayısıyla yeryuvarda olan her şey “verili”dir. Tüm buluşlar, türetmeler/icatlar, “var olan”la ilişkilidir ki, bu da “verisellik”tir. Düşünsel/felsefesel, düşüngüsel, siyasal, bilimsel her uğraşın ya da yaratımın/oluşumun “öz”ünde bir “verisellik” yatmaktadır. Hiçbir şey “eksiksiz” ya da “tam” olarak varlık kazanmamıştır. “Verisel” olan “evren”in, uzantısı olan “yeryuvar” ve “doğa”, yine “verisel” olan “insan”la bir birliktelik/ilinti içindedir. “Saltık eksik erk” olarak “töz”, söz konusu “verisellik”te, “verili alanları yaratma/oluşturma” oranınca “veriselci” olmaktadır. “Saltık eksik erk” olarak “töz”ün var olması ve varoluşu, “verili eksik sığ/sınırlı alanlar”ın var olması ve varoluşuyla koşutluk içindedir. Eşdeyişle, “töz”ün varoluşunun nedeni “verili eksik sığ/sınırlı alanlar” olduğu denli, “verili eksik sığ/sınırlı alanlar”ın varoluş nedeni de “töz”dür. “Saltık eksik var olma ve varoluş”, söz konusu iki “erk” ya da “varlık alanı” kadardır. “Birlikte var olma ve varoluş”un kaçınılmazlığı, birlikte “yok olma ve yokoluş”un kaçınılmazlığı denlidir. Bu bağlamda “saltık eksik erk” olarak “töz”le “verili eksik sığ/sınırlı alanlar”ın sürekli birbirini yaşatması/hep kılması ya da hiç kılması karşılıklılıdır. “Bütünün eksikliği”yle “parçaların eksikliği” arasındaki ilintinin kaçınılmazlığı, “töz-verili alanlar ilintisi”nde “karşılıklı eksikliğin devinimi”ndeki “saltık”tır. “Töz”ün bir başınalığı olamayacağı denli, “verili eksik sığ/sınırlı alanlar”ın da bir başınalığı -“kendindelik konumu”- olamayacaktır. “Biricik saltık us” olarak, “evrensel us” bağlamında süren “eksiklik” konumuyla “töz”, “saltık eksik erk”liğini, “insan”ın “sığ/sınırlı ve verili us”unda sürdürürken, “insan” da “sığ/sınırlı ve verili us”uyla “töz”ün “saltık eksik erk”liğini sürdürür. “Verili eksik sığ/sınırlı alanlar”la “töz”ün ilintisi/ilişkisi, “töz-insan ilintisi/ilişkisi” denlidir. Nasıl “töz”, “saltık yetkin/tükel/mükemmel” değilse, “verili alanlar” da “saltık yetkin” değildir.
“Veriselcilik” düşünü/felsefesi, “töz”le “verili eksik sığ/sınırlı alanlar”ın ilintisini/ilişkisini açık-seçik ortaya koyarken, “veriselci” olanın salt “töz” değil, “verili eksik sığ/sınırlı alanlar” da olduğunu ortaya koymaktadır. “Verisellik”, “töz”ün iye olduğu bir “erk” denli, “verili eksik sığ/sınırlı alanlar”ın da iye olduğu bir “erk”tir. “Saltıklık”, söz konusu “erk”lerin “eksik”liğince “saltıklık” olabilir ancak. Birinin ötekine baskınlığı/dayatması söz konusu olamaz. Karşıtı, her iki “erk”i, eşdeyişle hem “töz”ü hem de “verili eksik sığ/sınırlı alanlar”ı yok eder ki, bu da her şeyin “son”u olur. Burada, “saltık özgür” -ve de “özgürlük”- değil, “eksik özgür istenç” devreye girer ve “töz”le “verili eksik sığ/sınırlı alanlar”ın -“eytişimsel süreç”le ilintili olarak tüm çatışkılara/karşıtlıklara/savaşımlara karşın- birbirini yok etmesine izin vermez. “Eksik evrensel devinim”in ya sonsuzluğu ya da sonluluğu, “töz”le “verili eksik sığ/sınırlı alanlar”ın ilintisine/ilişkisine bağlıdır. Sürekli “verisel” bir devinim, bir “veriş-alış” olduğu sürece, “uzam” ve “zaman”da ne “töz”ün ne de “verili eksik sığ/sınırlı alanlar”ın “son”u gelecektir. Birbirini bitimsizce besledikleri sürece, ne “tinsel” ne de “özdeksel” bir “açlık” duyacakları için, her/hep var olacak ve varoluşacaklardır.
