Tan Doğan: Yeni Bir Düşün / Felsefe Akımı - Veriselcilik IX
(b) “Saltık Eksik Verili Töz”le “Saltık Eksik Verili Tüm Alanlar”dan Biri Olan “Evren”in İlintisi ve “Mantık”
“Saltık eksik verili Töz”le, “saltık eksik verili tüm alanlar”dan biri olan “evren”in ilintisinin içeriği, “veriselcilik” düşününde/felsefesinde önemli bir yer tutmaktadır. “Saltık eksik verili Töz”ün “bir başınalık” ya da “yalnızlık” konumu söz konusu değildir. “Varlık alanı” olarak -“varlıkbilimsel”/“ontolojik” bağlamda- “Töz”, salt “kendi için” bir “varlık alanı” değildir. [Burada “Töz”e, “fizikötesi”/“metafizik” bir anlam yüklemenin doğru olmadığını belirtmek gerekir. “Varlıkbilim”e (Yunanca “varlık” anlamındaki “ontos”la,“bilgi” anlamındaki “logos”un bileşimi olan “ontoloji”ye),“ana/temel ilkelerin düşünü/felsefesi” olarak bakmaksa, yadsınamaz bir gerçektir. (Aristotales'in “var olanı var olduğu gibi incelemek” anlamında dile getirdiği “fizikötesi” bir “varlıkbilim” deyimiyle, Aquino'lu Thomas'ın “Tanrı'nın yarattığı varlıkların bilgisi” anlamında dile getirdiği “inaksal fizikötesi” bir “varlıkbilim” deyimini -her ikisinin de fiziköteliğine karşın- bir kılmamak gerekir. “Varlıkbilim” deyimini, Christian Wolf'un -duyudışı özdeksiz bir varlık tasarımıın temel yapısını, türlerini, biçimlerini inceleyen- “temel ilkeler bilimi” anlamında dile getirmesi, Nicolai Hartmann'ın, var olanı bütünlüğü içinde ele alması, anımsanması gereken düşüncelerdir. Kant'ın, “varlıkbilim”in yerine “deneyüstü felsefe”yi, Friedrich Wilhelm Joseph Schelling'in “aşkın düşüncecilik”i, Hegel'in “mantık”ı/“eseme”yi önermesi de unutulmamakıdır.)]
“Saltık eksik verili Töz”ün “saltık eksik verili evrensel us”la ilintisinde, “verisellik” söz konusudur. “Töz”de de “evren”de de “saltık kendini seçemeyiş/belirleyemeyiş” konumu vardır. Ne “Töz”e ne de “evren”e “var olduğu için vardır” demek, bir başka “sığ/sınırlı” tanımlama olacaktır. (Anselmus, varlıkbilimsel uslamlamayla/usa vurmayla/us yürütmeyle “Tanrı'nın varlığının varlıkbilimsel kanıtı”nı ortaya koymaya çabalarken, -Augustinus'un “anlamak için inanıyorum” önermesinden yola çıkarak- “inancı usla temellendirme”yi -“Skolâstik düşünün/felsefenin” özü gereği- amaçlamış ve kendisi var edilmemesine karşın, var olan her şeyi bir var eden olarak Tanrı'nın varlığını savunmuştur. Tanrı'nın var olmadığını düşünmek, bir yanıyla Tanrı'nın “eksik” kalacağı anlamına geleceğinden, bu durum, tanımı gereği en yetkin ve saltık varlık olarak Tanrı'nın var olduğudur Anselmus'a ve ardıllarına göre. İmdi, denebilir ki, “varlık alanları”nın “eksik”liği, “saltık” ve “tam” olan Tanrı'ya dayanıyorsa, Tanrı'nın da “eksik”liği -“bütün-parça ilintisi/ilişkisi bağlamı”nda- söz konusudur. “Kendini gizlemek” yerine, “tüm varlık alanları”nı “varlığından yaratma”ya “erk/yetke” olan Tanrı'nın “kendini gösterme”si ya da “yansıtma”sı, yarattığı her şeyde varlık kazandığı anlamını taşımaktadır. Yaratılanların “eksik”liği, yaratanın da “eksik” olduğunun göstergesidir. Karşıtı, hem yaratanın hem de yarattıklarının “eksiksiz”/“yetkin” olmasıdır ki, bunun “geçerli, tutarlı, doğru” bir mantıksallık ya da uslamlama olduğunu söylemek olası değildir. “Var olduğu için vardır” demekse, “sığ/sınırlı us”un bir “eksik tanımlama”sından başka bir şey olamaz. Bu da, “inancı usa ya da usu inanca uydurma”nın bir başka “yanlış”lığı olsa gerek!) “Veriselcilik” bağlamında “saltık eksik verili Töz” de, “saltık eksik verili evrensel us” da “kendini bir başına yaratma”mıştır. “Saltık eksik”likleri, “saltık erk/yetke” olmadıklarının göstergesidir. Her ikisi de, “var olduğu için vardır” düşüncesinden öte, “varoluştukları için varoluşmuştur.” Eşdeyişle, “saltıklık”tan öte, dahası “eksiklik”lerince “birbirini oluşturma”yı “eksik uslar”ıyla gerçekleştirmişlerdir. “Saltık eksik verili Töz”ün “saltık eksik verili evrensel us” için “verisel” konumu neyse, “saltık eksik verili evrensel us”un da “saltık eksik verili Töz” için “verisel” konumu, “veriselcilik” bağlamında ve ilintisel olarak, aynıdır. “Töz” için “evren” nasıl “verili alan”sa, “evren” için de “Töz” öyle “verili alan”dır. “Saltık kendini seçemeyiş” ya da “saltık kendini var edemeyiş”, dahası “var olmak için var olmayış”, “veriselcilik” düşününe/felsefesine hem bir “anlam” hem de bir “değer” katarken, “temel ilkeleri”yle örtüşen “mantıksal”lığının da ne denli “tutarlı” ve “geçerli” olduğunu “doğru”lamaktadır. [“Mantık” demişken, “mantık ilkeleri” olan “özdeşlik” (bir şey her ne ise, odur: “A, A”dır), “çelişmezlik” (bir şey hem kendisi hem de başka bir şey olamaz: “A, A olmayan değildir”), “üçüncü durumun/hâlin olanaksızlığı/olmazlığı” (bir şey ya vardır ya da yoktur; bunların dışında bir durum/hâl düşünülemez: “Her X, A ya da A olmayan olmak zorundadır; üçüncü bir durum/hâl düşünülemez”) ve “yeter neden/sebep ilkesi”ni (bir şeyin yeterli nedeni/sebebi yoksa, o şey ne 'doğru' ne de var olabilir -Leibniz'in mantığa eklemlediği bu her şeyin bir nedeni olduğunu dile getirien ilkeyi- de anımsamak gerekir. “Mantıksal düşünmenin tarihi”, “insanlık tarihi” denli eskidir. “Elea Okulu”ndan Ksenofanes, Parmenides, Zenon ve Sofistler, mantığın kuruluşunun hazırlık dönemini oluştursalar da, insan anlağını/zihnini hatalardan korumanın, uslamlayarak/usavurarak/akıl yürüterek doğru düşünmenin bilimsel niteliğini sağlayan, M.Ö. 384 -322 yılları arasında yaşamış olan Aristotales’tir ve “mantık biliminin kurucusu” olarak bilinir. (Aristotales’ten önce, Anadolu’nun Ege kıyılarında -İyonya’da- Thales, Anaksimandros, Parmenides, Herakleitos, Anaksagoras, Empedokles, Leukipos, Demokritos, M.Ö. 600’lerden 370’lere dek “usa dayalı düşünme”yle ilgili çalışmalarda bulunmuşlardır. Örneğin, Parmenides, “var olan vardır, var olmayan var değildir” ünlü tümcesiyle, “özdeşlik ve çelişmezlik ilkeleri”nin çözüm yoluna/formülasyonuna dayanır ki, “A, A’dır.” ve “A, A olmayan değildir.”i bize anımsatır.) -Aristotales’in Analitikler adlı betiğine/kitabına, kendisinden sonra gelen mantıkçılar, “mantık ilke ve kurallarını her türlü bilgi ve bilimin aleti” olarak gördüklerinden, “Organon (Alet)” adını vermişlerdir. “Organon”, (1)Kategoriler, (2)Önermeler, (3)Birinci Analitikler, (4)İkinci Analitikler, (5)Topikler, (6)Sofistik Kanıtlar/Deliller olmak üzere, altı betikten/kitaptan oluşmuştur. MS 3. yüzyılda Ammonios Saccas, Aristotales’in yazdığı “Retorik” ve “Poetika” betikleriyle/kitaplarıyla, Porphyrios’un “İsagoji” adlı ürününü eklemiştir. Böylece, temel mantık ürünlerinin sayısı dokuza çıkmıştır. Porphyrios, Aristotales’ten farklı olarak ve “sıradüzensel / hiyerarşik biçim”de kavramları, “bir şeyi o şeyin cinsi ve ayırt edici özelliği”yle, “beş tümel” adı altında belirlediği ulamlarla/kategorilerle sınıflandırdığı “Porphyrios Ağacı” çizemiyle/şemasıyla -ki, bu çizem, “Cins, Tür, Ayrım, Özgülük ve İlinti”yi içeren “Beş Tümele Göre Kavramların Sıralanışı”dır- şöyle gösterir:
_ _ Varlık_______
cisimsel olmayan __cisimsel olan____
__canlı___ cansız
duyumlamaz __duyumlar__
_uslu/akllı ussuz/akılsız
Sokrates Platon
Bir kavramın gösterdiği “konu veya nesneler”, o kavramın “kaplam”ıdır. Eşdeyişle “kaplam”, “bir kavramın kapsadığı bireyleri/şeyleri”i belirtir. (Örneğin, kedi, tavşan, at vb. “hayvan” kavramının kaplamına girerler.) Kavram, içine aldığı bireylerin “ortak nitelikler”ini, özelliklerini gösterirse, bu “ortak nitelikler”, o kavramın “içlem”ini oluştururlar. (Örneğin, beslenme, devinimlilik/hareketlilik, ölümlü olma “hayvan” kavramının kaplamına girerler.)
kaplam azalır, içlem artar
------------------------------------------------------------›
varlık→ canlı → hayvan → köpek → çoban köpeği
‹------------------------------------------------------------
kaplam artar, içlem azalır
“İçlem”le “kaplam” birbirine ters orantılıdır: İçlem azaldıkça kaplam, kaplam azaldıkça içlem çoğalır. Bu bağlamda, “mantıksal düşünmenin tarihi”, “insanlık tarihi” denli eskidir deyip, gelinen imde, “mantık çalışmalarına katkıda bulunan düşünürler”i bir solukta sıralamak kaçınılmaz: Ortaçağda Boethius, Mertianus Capella (gramer, retorik ve “Aristotales mantığı”nı içeren genel ve ansiklopedik nitelikteki ürünüyle, tüm ortaçağ için bir temel başvuru betiği oluşturmuştur), Albertus Magnus, Ockhamlı William, Aquino’lu Thomas, Petrus Hispanus, Raymond Lulle (Reymond Lulle: Mantığın saltlığı ve bağımsızlığı konusunda yoğunlaşmıştır); “İslâm ekin yeryuvarında/ kültür dünyası”nda Fârâbî (Aristotales ilk öğretmen / muallmî evvel, Fârâbî’yse ikinci öğretmen/muallmî sanî olarak anılır), İbni Sînâ (Avicenna), Fahreddin Razî; “yeniçağ” da Petrus Ramus (mantığı bölümlere ayırırken kavram, önerme ve usavurmadan sonra, bir dördüncü bölüm olarak yöntem konusunu eklemiştir. Mantığın bu dördüncü bölümü, ilk kez dizgesel olarak Port-Royal Okulu mantıkçılarınca işlenmiştir. Ortaçağda Tanrıbilimin hizmetinde olan mantık, yeniçağla birlikte, bu kez yöntembilimin hizmetine sokulmuştur. Sonradan anlaşılacaktır ki, bilimlerin sınıflandırılması, ilkeleri, yöntemleri mantığın değil, bilim felsefesinin içinde yer almalıdır), Francis Bacon (Francis Bacon: Aristotales’in “tümevarım/endüksiyon kuramı”nı geliştirmiş; endüktif çalışan deneysel bilimlerin kurulup gelişmesini desteklemiştir), René Descartes, Antonine Arnould, Pierre Nicola, Wilhelm Leibniz (Leibniz: Sembolik dilin kavramlar ve önermeler için gelişmesini sağlamış, bu sembolik dile -kalküle/işlem çizelgesine- “tümel karekterler” adını vermiştir. Ayrıca Leibniz’in mantık çalışmaları, günümüz lojistiğini etkilemiştir), George Wilhelm Friedrich Hegel (Hegel: -“eytişimsel ülküsel”/“diyalektik idealist mantık- Usun, tinin kendisini tamamen gerçekleştireceği son aşamada, düşünceyle varlık, mantıkla varlık özdeş olurlar ki, bu, düşüncenin kendisini diğerinde/varlıkta gerçekleştirmesi ediminin son vargısıdır. Gerçekleşecek olan şey, salt ussallık ve mantıksallıktan başka bir şey değildir); (sembolik mantık çalışmaların yoğunlaştığı) 19. yüzyılda Augustus De Morgan, George Boole, Gottlob Freege, Stanley Jevons, John Venn , Ernst Schröder, Guiseppo Peano, David Hilbert , Paul Bernays; 20. yüzyılda Alfred North Whitehead ve Bertrand Russell (mantığı matematiğe uyguladılar); -mantığı, doğa bilimlerine uygulayanlar- Rudolph Carnap, Hans Reichenbach (Reichenbach , Jan Lukasiewich’le üç değerli, dört değerli, çok değerli mantık sistemlerini ortaya çıkarmıştır), Karl Popper, J. Von Neumann; Joakko Hintikka (Hintikka: Mantığı eleştirel düşünme ve ussal tartışmaya uygulamıştır. Bu dönemde, kiplik mantığı, özdeşlik mantığı, varlık mantığı benzeri farklı ya da başkaca, yeni mantık dizgeleri/sistemleri/yöntemleri de oluşmuştur.)]
“Veriselcilik” düşünü/felsefesi için “mantık”, -“sığ/sınırlı us”la ya da “insan”ın “verili eksik sığ/sınırlı ussal bir dirim” olmasının unutulmaması gereği doğrultusunda- “olmazsa olmaz”lardandır. (Jean Cavaillès, “bir bilim öğretisi, bir kavram felsefesiyle sunulabilir, bir bilinç felsefesiyle değil” dese de, “mantık”sal söylemin “verisel” olduğu bir konumda, “kavram” da, “bilinç” de “verisel” olacağından, “kavram-bilinç karşıtlığı”nın “veriselcilik” düşünü/felsefesi bağlamında bir “öğretisellik” konumu da olamaz.) (Christian Metz'e göre “kavram, gösterir; şeyse, anlatımsaldır.”) Yukarıda yer verdiğimiz “köşeli ayraç”, bunun için önemli ve ayraçta yer alan düşünürler/felsefeciler, “mantıksal düşünme yolculuğu”muza kattıklarınca da, “değerli”dirler. Ne var ki “veriselcilik”, “mantıksal çalışmalar”la ve “ilkeler”le ilgili düşüncelerin tamamına katılmaz. [Örneğin, “Mantık İlkeleri”nden biri olarak yer alan “özdeşlik” ilkesinde, “bir şey her ne ise, odur: “A, A'dır.” ilkesini “Töz”le ilişkilendirdiğinde, “Töz”ü, “Töz”ün “Töz”le belirlenmesi olarak görmez. “Veriselcilik”, -önceden belirtildiği gibi-, “Tözsel-ussaldır ilkesi” gereği, “Töz-verili alan ilintisinin bütünselliği”ni savunur. Eşdeyişle, “bir şey her ne ise, odur”u içeren “özdeşlik” ilkesini değilleyerek, “bir şey her ne ise, salt o değildir/o şey değildir” diyerek karşı çıkarken, “saltık”lığa da karşı çıkmış olur. (Jean Baudrillard'ın, “bildiğiniz her şey yanlış” sözüne bir “merhaba.”) “Bütün dirimler ölümlüdür / insan da bir dirimdir / öyleyse insan da ölümlüdür” demek, aynı zamanda “veriselcilik” düşününün/felsefesinin “saltık eksik görecelidir” ilkesine de aykırıdır. “Bütün dirimlerin ölümlülüğü” neye ya da kime göredir? “Ölüm” bir “yokluk” ya da “hiçlik” değil de, bir “dönüşüm” -ya da “yenilenen bir var olma”- süreciyse, “bütün dirimlerin ölümlülüğü”nden söz açmak olası mıdır? (Burada, “mantıksal”lığın dışında, “ülküsel”, “Tanrıbilimsel” ya da “fizikötesel” bir “gizemsellik”ten söz açılmadığını belirtmek gerekir.) “Saltık eksik verili töz”le “saltık eksik verili evrensel us”un “alt varlık alanı” olan “saltık eksik sığ/sınırlı insan usu”nun ilintisi, -“benzerlik” ya da “eşitlik”ten öte- “tüm alanlar”ın “verisellik” konumunu yarattığı/oluşturduğu denli, “tüm alanlar”ın da kendinin -“Töz”ün- “verisellik” konumunu yarattığı/oluşturduğu bir koşutluğunu içerdiğinden, “özdeşlik ilkesi”ni onamak olası değil. Eşdeyişle, “Töz”ün “bir başınalığı”nın olmadığı “zaman” ve “uzam”da, “insan”ın da “bir başınalık” konumunun olamayacağı, “özdeşlik ilkesi”nin mantıksal olarak genel geçerliğini de çürütmekte, yoksamaktadır. (Bu bağlamda bir “karşı-önerme denemesi” olarak, “bütün dirimlerin ölümlülüğünden ya da ölümsüzlüğünden söz açılamaz / insan da bir dirimdir / öyleyse insanın da ölümlülüğünden ya da ölümsüzlüğünden söz açılamaz” deyip “doğru” bir çıkarım oluşturulabililir mi? (“Maske” betisinde/figüründe Mikhail Bakhtin, “değişim ve yeniden doğuşun hazzı, neşeli bağlılıkla birlikte ve benzerliğin keyifli yansıması” sözü, “ölümsüzlük” üzre olsa da, açık-seçik bir “saltıklık” içermediğinden, “verisel” içinde yer alabilir anacak.) Belki “özdeşsizlik ilkesi”nin oluşturulması üzerine, “saltık eksik verili Töz, saltık eksik verili tüm alanlarla ilintilidir / evren saltık eksik verili bir alandır / öyleyse evren, saltık eksik verili Tözle ilintilidir” denebilir. Biçimlendirilmesiyse/formüle edilmesiyse, “bir şey her ne ise, salt o şey değildir” olabilir; simgesel olarak da, “A, A değildir” ya da “A→ ~ A” -A ise değil A- olarak gösterilebilir...)] “Veriselcilik” düşününün/felsefesinin “mantıksal çalışmalar”la ve “ilkeler”le ilgili düşüncelerin tamamına, -“Eleştirel-Mantıksaldır” ilkesi bağlamında- katılmamasının temelinde, “saltık eksiklik” konumu yatmaktadır. “Veriselcilik” düşününün/felsefesinin aynı zamanda “mantıksal konumu”nu sergileyen bu durum, “saltık eksik verili Töz”le “saltık eksik verili tüm alanlar”dan biri olan “evren”in ilintisinin içeriğindede kendini göstermektedir. “Saltık eksik verili Töz”le “saltık eksik verili tüm alanlar”dan biri olan “insan”ın ilintisi, “veriselcilik” düşününün/felsefesinin önemli alanlarından biridir. “Saltık özgür istenç”le ne “Töz”ün ne de “insanın kendini seçişi/belirleyişi/yaratması/oluşturması” söz konusu değildir. “Saltık eksik evrensel uzam ve zaman”da “Töz” de, (“Beş Tümele Göre Kavramların Sıralanışı” anımsandığında -bir “verili varlık alanı” olan “evren”in “alt alanı”nda yer alan “yeryuvar”ın “alt alt alanı” olan-) “insan” da, “saltık eksik”liğince varlık kazanmaktadır. Varlığını yaratamayan/oluşturamayan “insan”ın, “kendini seçme”si de olası değildir. “Saltık eksik verili tüm alanlar”ın birbirine verdiği ne varsa, “verisellik” içinde gerçekleşebilmektedir ancak. “Saltık özgür istenç” iyesi olmayan “insan”ın “sığ/sınırlı us iyesi” olması, “Töz-insan ilintisi”nden ötürü, bir “verisellik” konumu olduğundan, “insanın yarattığı/oluşturduğu alt alanlar”ın da “Töz”le ilintisi vardır. (Örneğin, “düşün”ün/“felsefe”nin, “düşüngü”nün/“ideoloji”nin, “sanat”ın, “bilim”in -ya da “bilim”in uygulama alanı olan “uygulayımbilim”in/“teknoloji”nin-, “mantık”taki “içlem-kaplam bağı” denli, “doğa”yla, “yeryuvar”la, “evren”le ve de “Töz”le bir “bağ”ı, bir “ilinti”si söz konusudur. “İnsanın iye olduğu her alt alan”ın ve “alt alanların alt alanları”nın -ve de onların da “alt alanlar”ının- “Töz”le olan ilintisinde, bir “bütünsellik” vardır. “En üst saltık eksik verili alan” olarak “Töz”, “tüm verili alanlar”ı yaratırken/oluştururken, “tüm verili alanlar” da -“tam”sızlığınca, “eksik”liğince- “Töz”ü yaratmıştır/oluşturmuştur. “Doğrudan” edinilen hiçbir şeyin olmayışı, eşdeyişle, her şey önceden -“verisellik” bağlamında- “verilmiş olma”sı, “edinilmişlik” demektir. Evrenin oluşumundan başlayan bu “verisel yapı”nın “Töz” için geçerliliği denli, “insan” için de geçerliliği söz konusudur. “Saltık alınan”, “yaratılan”, “edinilen” hiçbir şey yoktur. Eşdeyişle, evrende olan her şey “verisel”dir. Hiçbir şey “saltık bir us”la “kendini seçme” konumunda olmamıştır/olamamıştır. Bu bağlamda “insan”ın, kendi beyin, beden, us, tin -“anlak” ve “anlık”- yapısını “özgür istenç”le belirleyememesi, “saltık” olmadığı anlamınıtaşır. “Töz”ün “evren”le, “evren”in “yeryuvar”la, “yeryuvar”ın “doğa” ve “insan”la -ve her “alan”ın diğer “alanlar”la- ilintisi, “verisel”dir. “Uzam” ve “zaman”da (ki bu olgu, her şey için geçerli olduğu denli, “uzam” ve “zaman” için de geçerlidir) “karşılıklı eytişimsellik”le gerçekleşen bir “verisellik ilintisi” söz konusudur. “Kendini seçme” konumunda olamayan “insan”ın “evren”e, oradan da “yeryuvara bırakılmış”lığı/“verilme”si, “Töz-insan”, “evren-insan”, “yeryuvar-insan”, “doğa-insan” arasında gerçekleşen bir “doğal/kendiliğindenlik birlikteliği” olarak ortaya çıkmış ve “varlık” kazanmıştır. “İlk insan”la söz konusu “alanlar” arasındaki “birliktelik” üzerine bir “tanıklık” söz konusu olmadığından, aralarında gerçekleşen “örtük/gizli anlaşma”nın da içeriğini “tam” ya da “saltık” olarak “bilme”k de olası değildir. “Saltık sığ/sınırlı us”la görünen odur ki, “verili tüm varlık alanlar”la “insan”ın birlikteliği ve iç içe geçmişliği “uzamsal ve zamansal bir süreç”te açık-seçik ortadadır. “Mantık”ta yer alan “içlem-kaplam ilintisi” denli, “insan”ın da “verili tüm varlık alanları”yla “içlem-kaplam ilintisi” -“sıçramalar”, “yer değiştirmeler”, “ilişki geçişleri” içinde- söz konusudur. “Durağan” hiçbir şeyin olmaması (Herakleitos'ça “değişmeyen tek şey, değişimdir” ya da “her şey akar”/“panta rei” -örneğin, “durağan” gibi görünen “bir taş parçası”nda yer alan “atomlar”ın “devinim”i denli-), “sürekli bir devinim”in tüm “varlık alanları” için geçerli olması, “insan”ın da bu “devinimsel yapı”da “eytişimsel” olarak “değişim” ve “dönüşüm” içinde olduğunun göstergesidir. (Publilius Syrus'a göre, “değiştirilemeyen bir düzen, kötü bir düzendir.”) “Veriselcilik” düşünü/felsefesi, “birliktelik” düşünüdür/felsefesidir. “Tüm varlık alanları”nın birbirini “birlikte yaratma/oluşturma” konumu söz konusudur. Hiçbirinin bir “öceliği” ya da “önsellik” konumu yoktur. “En üst alan” olan “Töz”ün “kuşatıcılık” konumuyla, “alt alanlar”ın ve “alt alanların alt alanları”nın konumları, “zincirleme” ya da “ardışık” olarak var olmuştur. “Töz”ün “tüm alanların bilgisi”ne iye olmasıdır onun “en üst alan” olarak belirlenmesi/tanımlanması/adlandırılması. “Alt alanlar”sa, kendi altında bulunan “alanlar”ın “bilgi”sine iyedir. “Alt alanlar”ın “üst alanlar”ını kuşatamaması ya da onlar denli “kuşatıcı” olamaması, “eksik bilgi iyesi” olduklarını gösterir. Her alanın her alanla “bilgi iyeliği ilintisi” söz konusu olsa da ya da “en alt alan”ın “en üst alan”la ilintisi bulunsa da, ne “en alt alan”ın “Töz”lüğü ne de “Töz”ün “en alt alan”lığı olasıdır. “Sıradüzensel”/“hiyerarşik biçim” söz konusudur, ne var ki bu “sıra düzensel”likte yer alan “her varlık alanı” ne “alt alan”ından, ne “alt alanının alt alanlarını”ndan, ne “en alt alan”ından, ne de “en üst alan”ından kopuktur. Hiçbiri bir diğerini yoksamaz/dışlamaz/yadsımaz; “basit/yalın bir benzerlik” olarak, “Porphyrios Ağacı” sıradüzeninde varlık kazanırlar.
