Tan Doğan: Yeni Bir Düşün / Felsefe Akımı - Veriselcilik IV
İkinci Bölüm
a. “Saltıklık”
(1) “Saltıklık”tan Yola Çıkarken ya da
“Ülküselcilik” ve “Özdekçilik” bağlamında “Saltıklık”
(2) “Saltık Erk”
(3) “Saltık Eksik Erk”
(4) “Özgür”
(5) “Saltık Eksik Erk”in “Saltık”lığı
b. “Veriselcilik”
(1) “Veriselcilik” Düşününe / Felsefesine Giriş
(2) “Veriselcilik” Düşünü / Felsefesi Bağlamında
“Saltık Eksik Erk” Olarak “Töz”
(3) “Veriselcilik” Düşününün / Felsefesinin Temel İlkeleri
(4) “Veriselcilik” Düşününün / Felsefesinin İçeriği
(a) “Veriselcilik” Düşününün / Felsefesinin İçeriğine Giriş
(b) “Saltık Eksik Verili Töz”le “Saltık Eksik Verili Tüm Alanlar”dan
Biri Olan “Evren”in İlintisi ve “Mantık”
(5) “Veriselcilik” Düşünü / Felsefesi Bağlamında “İnsan”
(a) “Veriselcilik” Düşünü / Felsefesi Bağlamında “İnsan”a Giriş
(b) “Beyin” Üzerine ya da “İnsan Beyindir”
(c) “Dil” Üzerine ya da “Dil Düşünü / Felsefesi” Bağlamında “Dil”
a. “Saltıklık”
(1) “Saltıklık”tan Yola Çıkarken ya da
“Ülküselcilik” ve “Özdekçilik” bağlamında “Saltıklık”
“Veriselcilik” düşününü özce tanımlarken, “saltık eksik erk”in sunduğu olanaklar doğrultusunda “sığ/sınırlı ve verili us”la yaşam sürmeyi dile getiren bir düşündür denildi. “Eksiklik” olgusunun onandığını baştan belirtmek gerekir. Söz konusu “eksiklik” tüm “varlık alanları” için geçerli olduğundan, “evren”, “yeryuvar”, “doğa” ve “insan” için de geçerlidir.
“Saltık” diye bir kavramdan söz açmak olası değil (saltık birlik, saltık tamlık, saltık düşünce, saltık düşüncecilik, saltık doğru, saltık gerçek/hakikat, saltık erk kavramları da bu bağlamda anlaşılmalı.) “Bütün, parçalarıyla var” dendiğinde -ve bu doğrultuda “anlam”lıysa-, parçalara ya da “varlık alanları”na bakarak bunu söylemekte bir güçlük çekilmemelidir -en azından “verili insan usu”yla (ki, bunda bile bir “saltıklık” söz konusu değil.) Tüm “varlık alanları” irdelendiğinde bir “saltık yetkinlik”ten söz açamamaktayız. [“Verili insan anlağı”nın bilimsel alanlarından olan “matematik” ve “mantık”ta -hem eskil/klasik hem de çağcıl/modern mantıkta- bile “saltık değişmezlik” ya da “genel-geçerlik” ve “kalıcılık” söz konusu değildir. Kuramlarda yer alan ortak onamalar/evetlemeler, öğretilerin “verililik konumları”nca “doğru”, “tutarlı”, “geçerli” (“totoloji” de bunun içinde, çünkü her mantıksal yorumlamanın ya da denetlemenin yorumu da bir “yorum”dur ki, “verili anlağın ussallığı/uslamlaması”dan öte bir şey sayılamaz) olmaktadır. (“Fizik” ya da “kimya” benzeri bilim alanlarında/dallarında yer alan kuramlardaki değişimler, şimdilerde olduğu denli gelecekte de olacaktır. Her iki alan/dal, “veri”lerin, dolayısıyla “verili olan”ın uzantısı olduğundan bir “saltıklık” taşımaz. -“Ülküselcilik” de/idealizm” de -“eytişimsel ülküselcilik” de bunun kapsamında- ve “özdekçilik” de/materyazizm” de -“eytişimsel özdekçilik” de bunun kapsamında- “saltık” -ister “Tanrı” olsun ister “özdek”- söz konusu değildir.)] Parçalarındaki eksiklik -“doğa” ve “insan”daki ya da “özdek çeşitleri”ndeki eksiklikler-, “saltık yetkin” olanın eksikliğinin göstergelerindendir.
“Saltık” dendiğinde, hiçbir ilişkiye gereksinmeksizin “kendiliğinden var olan”; “bağımsız, koşulsuz, sınırsız, ilksiz-sonsuz, çözük, değişmez/değişmesiz, ölçümsüz, ilintisiz, göresiz/görecesiz, “kendi başına var olan, tam olan” diye tanımlanmakta. (Latince “absolüt/us”=“yetkin”, “kesin”, “tamam”, “bütün”, “tam”; “Tanrıbilimsel”/“teolojik” -ve “fizikötesi”/”doğaötesi”- anlamda “Tanrı”, mantıksal anlamda “ilişkin değil/ilişkinsiz”, “bağıl değil/bağılsız”, “bağıntılı değil, bağıntısız.”) “Saltık” olan “tam” olana karşılık gelseydi ya da “eksiksiz”le eşdeğer ve eş anlam içerseydi, yarattıklarının/oluşturduklarının da “tam”lığından ya da “eksiksiz”liğinden söz açmak olasıydı. “Saltık” kavramı “töz”e ilişkin olduğundan, “töz”ün de “eksik” olduğundan söz açmak kaçınılmaz.
“Tam”, “eksiksiz”, “kendinde”, “öncesiz-sonrasız”, “herhep” bir “saltık”tan söz açamamak “veriselcilik düşünü/felsefesi”ni destekleyen önemli bir “veri” olmaktadır. “Bilindik düşünler”in öne sürdüğü kuramlar ya da öğretiler, “veriselcilik”i desteklerken, kendi düşünlerini de çürütmekte/ yoksamaktadır. Daha önce yer verilen düşünlerin yanı sıra, en çok üzerinde durulan iki düşünden biri olan “ülküsellcilik” düşününü irdelediğimizde, “Tanrı”yı (Latince “de/us”), -kavramı ve süreci siyasaları, söylencebilimleri, çok tanrılı ve tek tanrılı dinleri irdeleyip insanlık ve düşün tarihinin imbiğinden damıtmak koşuluyla- “insanüstü güç”, “biricik yetkin erk”, “ilksiz, ölümsüz, sonrasız ilk kımıldatıcı/devindirici”, “erekselliği kendinde olan düzen kurucu, evren yaratıcı ve yönetici” olarak “koşulsuz zorunlu/saltık varlık”, “ansal/anlıksal-tinsel töz” diye -“tanıtlanamaz” diye adlandırılmasına karşın- tanımlamak olası. “Tanrı'yı kanıtlamak” içinse, “Tanrı kanıtları”ndan (“evrensel düzen”in -“cosmos”un-, “insan”a ilişkin ya da “insansal” olarak yaratılamayacağını/oluşturulamayacağını, kurulup sürdürülemeyeceğini, doğa yasalarının var edilemeyeceğini, nedenselliğin nedeni, ilk devindirici, “zaman” ve “uzam”ın başlangıcını sağlayıcı, “saltık yetkin erk” ya da “tüm verili alanları belirleyici erekselliğin ereği” olamayacağını, saltık yeterliliğe iyeliğinin öne sürülemeyeceğini öne süren kanıtlardan) söz açmak olası. Bunca “eksiklik”, “Tanrıca bir eksiklik” düşüncesini de beraberinde getirmekte. “Yaratıcı erkin eksikliği”yse, “yaratılanların eksikliği”yle -ya da “verili tüm alanların eksikliği”yle- bir koşutluk/paralellik içinde olduğundan, “saltık Tanrı” düşününü -“doğruluğunun sınanmazlığı/sınanamazlığı”ndan- onamak/onaylamak olası değil. (Sokrates'in sözlerinden yola çıkarak Platon'dan bir gönderme: “E peki, bana doğruluğundan emin olmadığın, benim için kullanışlı olmayan ve kötü bir şeyi, niye söylemeye çalışıyorsun?..”) Diğer düşün olarak “özdekçilik” düşününü irdelediğimizde, “özdek”i (Latince “materi/a”), “doğal cisimler, nesneler”, “öze değgin”, “bilinçten bağımsız olarak var olan her şey” diye tanımlamak olası. “Özdekçilik” düşününe eklemlenen “eytişim”/“diyalektik” (bilinçten ayrı/bağımsız olarak var olan, duyumlarla algılanarak bilinçte yansıyan tüm nesnel gerçekliği dile getiren bir kavram; çeşitli olasılıkları göz önünde tutarak yöntemli düşünme -“sav, karşısav, bileşim”-; çelişmeleri ortadan kaldırarak, bir kavramdan öteki kavrama ilerleyen düşünme yolu; bir devinimsel sürecin, karşıtların uzlaşarak yeni ve daha ileri biçimler yaratması yoluyla oluşup geliştiğini söyleyen yasayı doğru ve yöntemli biçimde kullanma, tartışmayı doğru bir biçimde yürütme yöntemi), “eytişimsel özdekçilik” (her türlü gelişmenin genel yasalarını saptayan düşün -bilim-; evreni sürekli bir devinim içindeki özdekten oluşan bir bütün olarak gören, evrensel oluşma ve gelişmenin, evrimin genel yasalarını açıklayan, evrenle ilgili genel kuram; özü devim olan özdeğin zorunlu gelişme yasası; evreni eytişimsel süreçler boyunca gelişmekte olan devingen özdeğin oluşturduğu, sürekli yükselen bir evrim içinde, niceliksel süreçler sonunda niteliksel süreçleri yaratan özdeğin oluşturduğu bir bütün olduğunu savunan öğreti) öğretisiyle “Tanrı'yı yadsımak/yoksamak/yok saymak/hiçlemek”le yetinmeyip, “töz” (Latince “substanti/a”) kavramını/olgusunu da yadsımaktadır. “Eytişimsel özdekçilik”, değişenlerin özü olarak değişmeyen kavram; değişen durumlara ve niteliklere karşı kalıcı olan, kendi kendisinde/kendinde var olan; değişende değişmeden kalan şey, kavram, olgu olarak “töz”ü yadsısa da hem yadsıdığı kavram olarak “töz”ü dile getirmekte, üzerinde düşünüp irdelemekte, dahası “özdek” kavramıyla, -yadsısa da- özdeği “töz”ün yerine koymaktadır. “Eytişimsel ve tarihsel özdekçilik”, özdeğe dayanarak bilimi ve bilime dayanarak evreni açıklamaya çalışsa da özdeğin, tarihin, bilimin -ve açıklamaya çalıştığı özdeğin- çıkış imi/ilk ilkesi/başlangıcı, özce “tözün neliği” kavramı/olgusu -en azından “insan usu”ndaki sorularca- söz konusu olduğundan, “töz”ü yoksamak olası değildir. “Töz” kavramından/olgusundan bir kaçış düşünü olarak, özdeğe “saltık” bağlamınca sığınmak ve özdeğin her şeyi -bilimsel sürecin devinimi, değişimi, dönüşümü ve sürekliliğine karşın- açıklayamamasını “töz”ü dillememekte görmek, “eytişimsel özdekçilik”te, “özdekçe bir eksiklik” düşüncesini de beraberinde getirmekte. Burada “her şeyi yaratan/oluşturan erk” olarak adlandırılan “özdeğin eksikliği”, özdeklerdeki eksiklikten (karşıtı da geçerli) kaynaklanmaktadır (“eytişimsel” bağlamda “ana eksiklik” olarak “özdek”, “ara -diğer- eksiklikler”le/“eksik özdekler”le eksikliğini daha da “eksik” kılmakta; -Hegel'ce “sav, karşısav ve bileşim” akışında- “yeni eksiklik” “eski eksiklik”le -Herakleitos'un “savaş/savaşım her şeyin babasıdır” sözü doğrultusunda- “savaşım” içinde olarak bir başka “eksiklik”te kendini bulunca ve yine “sav, karşısav ve bileşim” akışı eksikliğince sürüp giecektir.) “Özdekçe erkin eksikliği”yse, “özdeklerin eksikliği” -ya da “verili tüm alanların eksikliği”yle- bir koşutluk içinde olduğundan, “saltık özdek” düşününü -“doğruluğunun sınanmazlığı/sınanamazlığı”ndan- onamak olası değildir.
“Ülküselcilik” ve “özdekçilik” düşünü/felsefesi, “saltık eksiksiz töz”ü ya da “saltık eksiksiz erk”i dile getirememekte, eşdeyişle iki düşün/felsefe, biribirine karşıt görüşleri savunurken/açımlarken, “saltık eksiklik”te buluşmaktadır (“Tamamıyla Sokratesçi bir ekin düşüncesine inanıyorum: Düşünce doğruysa bu doğruyu kimin düşündüğünün ve eğer eylem doğruysa eylemcinin kim olduğunun önemi yoktur.” / Antonio Gramsci) İlkinde “Tanrı”, ikincisinde “özdek” -yadsınsa da- “töz”ü imlerken, “töz”ü işaret ederken-, “insan düşünceleri” bağlamında soyut ve somut -“tinsel” ve “özdeksel”- “eksiklikler”le donatıldıkları/bezendikleri için, “saltık yetkin/tükel/mükemmel töz”ü açık-seçik ortaya koyamamakta, “biricik saltık us”u ya da “saltık evrensel eksiksiz töz”ü açıklayıp, “insan usu”nu inandıramamakta/ikna edememekte ve sorulara “töz” bağlamında yanıt veremeyip, “sorunsal”ı çözümleyememektedir.
(2) “Saltık Erk”
“Saltık”lığın olmaması, “saltık erk”in de olmadığı anlamını taşımakta. “Saltık eksik erk”in sunduğu olanaklar doğrultusunda “sığ/sınırlı ve verili us”la yaşam sürmeyi dile getiren bir düşün olarak “veriselcilik”te, “saltıklık” ve “saltık erk”in yeri azımsanamayacak denlidir. Ne var ki her iki kavram da/olgu da “eksiklik”leriyle yer bulmaktadır söz konusu düşünde/felsefede.
Tüm “veri”ler ve “verili alanlar” göstermektedir ki, “eksiklik” olgusunu açık-seçik onamak kaçınılmaz. “Sığ/sınırlı ve verili us”a ve “edilgin anlak”a iye “insan”a göre, söz konusu “eksiklik” tüm “varlık alanları” için geçerli olduğundan, “evren”, “yeryuvar”, “doğa” ve “kendi” için de/“insan” için de geçerli olmaktadır.
“İnsan anlağı”, tüm düşünlerin, düşüngülerin, düşülkülerin; sanat, siyasa ve bilimin salt kendi usunun yaratısı/oluşturucusu olmadığını anlayacak düzeyde. “Saltık evrensel us” olarak “biricik erk” konumunda “her şeyi yaratma/oluşturma gücü”nden yoksun olan “insan”ın “kendini yaratma”sı söz konusu bile değilken, “tüm varlık alanları”nı ya da “evren”i, “yeryuvar”ı, “doğa”yı yaratması olası değil. “Saltık erk”liği “insanın insana yakıştırması”ysa, “insansal ben”in -“ego”nun- bir başka “eksik gösterge”si. “Edilgen dirim” olan “insan”ın “temel edilgin” konumu, “saltık erk” olamayışında yatmaktadır. “İnsan”ın “kendini” ya da “kendi varlık alanı”nı oluşturamamasının nedeni, “saltık erk” olamayışındandır. “Doğaya egemen olma” düşüyse, “sığ/sınırlı ve verili us”unun (“Kimse kendi içine inmeye çalışmaz.” / Aulus Persius Flaccus) “benlik korkusu ve kaygısı”ndan başka bir şey değildir. [Bu bağlamda tinçözümleyici -Sigismund- Sigmund Scholomo Freud'un “ben” -“ego”- ve “benlik” kavramları (“altben”/“id”-“ben”/“ego”-“üstben”/“süperego” sacayağında, örgüsünde -“bilinçaltı, örgü gibi bir şey” der, Louis Althusser) irdelenebilir ki, söz konusu kavramlar da “sığ/sınırlı ve verili us”un kuramsal kavramlarıdır.]
“İnsanın” tüm açıklamaları/irdelemeleri/betimlemeleri/araştırmaları/deneylemeleri/ açımlamaları bu betik de bunun içinde- “insanca”dır/ “insana özgü”dür ve “saltık özgür istenç” ötesindedir. Bunun için “saltıklık” üzerine “saltık” bir açımlama, ancak “insanca” olabilmektedir ki, bu da “insanın anlağı”nca “sığ/sınırlı ve verili us”u kadardır. “İnsan”ın “insan”ı/“kendi”ni “saltık eksiksiz erk” konumuna getirerek, “saltık Tanrı” ya da “saltık özdek” olarak nitelemesiyse, ne denli “eksik bir varlık/dirim” olduğunun sergilenmesi adına yeterli bir ölçüt/neden/gösterge olarak -onayalım ya da yadsıyalım- karşımızda durmaktadır.
“Saltık erk” dendiğinde, “her şeyi” ya da “tüm verili alanlar”ı yaratan/oluşturan güç, eşdeyişle “töz” anlaşılmalı. “Saltık erk”in “eksiksiz”/“tam” olması, “saltık yetkin/tükel/mükemmel töz” olarak “kendini yaratma”sını da beraberinde getirmektedir. “Veri”lerin, “verilik” olgusunun çıkış imi/kaynağı olan “töz”ün,“eksiksiz” oluşu, yarattığı/oluşturduğu “her şey”in de “eksiksiz” olmasını gerekli kılar. “Edimsel erk/erke” olarak “tüm etkinlik alanları”nı da içerir. “Her şey”in içsel oluşumuna iye olduğu denli dışsallığına da iyedir; eşdeyişle dışında hiçbir şeyi bırakmaz; “biricik yetkin belirleyici”dir her “uzam” ve “zaman”da. “Soyut-somut her şeyin yaratıcısı” ve “bilgi iye”sidir. Tüm devinen ve durağan, dirimli-dirimsiz (!), “aşkın ve içkin” verlık alanları onundur/ondandır. “Evren”de ve “evren ötesi”nde ne varsa-yoksa, “saltık erk”indir ki, “töz”lüğü de buradan gelir. Bu bağlamda “saltık erk”te “saltık derinlik/sınırsızlık” söz konusudur. “Eksiksizlik” konumudur “verilik” biçimlerini ve biçemlerini, içerikleriini oluşturan.
İmdi, böylesi bir “töz”ün hiçbir düşünde “tam” ya da “eksiksiz” olmadığı açık-seçik ortada. Ne ülküselcilik ne de özdekçilik düşününde -ne de öteki düşünlerde- böylesi bir “saltık erk” yoktur. “Saltık eksiksiz erk”in yaratacağı/oluşturacağı “tüm verili alanlar”ın “töz”ü gereği “eksiksiz” olması koşulken, “evren”deki, “yeryuvarda”ki, “doğa”daki ve “insan”daki “eksiklikler”in açık-seçik oluşu, “saltık eksiksiz erk”in olmadığı sonucunu çıkarmakta. Bunun anlamı şudur: “Saltık eksiksiz erk” yoktur; olsa olsa “saltık eksik erk”ten söz açılabilir. Bu durum, “töz” bağlamına yanıt veremeyip, “sorunsal”ı çözümleyememektedir.
(3) “Saltık Eksik Erk”
“Eksiklik”, salt “insan” için değil, aşkın ve içkin olan “tüm verili alanlar” için de geçerlidir. Evrenin, yeryuvarın, doğanın “eksik varlık alanları” içinde yer alması, bu alanların yaratıcısının/oluşturucusunun, eşdeyişle “töz”ün de “eksik” olduğunun göstergesi. “Bütünün eksikliği”yle “parçaların eksikliği” arasındaki ilintiyse kaçınılmaz. “Veri”den yola çıkarak geldiğimiz konumda -“uzam”da ve “zaman”da-, artık açık-seçik, hiçbir kuşkuya yer vermeksizin denebilir ki, “saltıklık”, ancakveancak “saltık eksik erk” için dile getirilebilir bir “kavram”dır/“olgu”dur.
“Saltık eksik erk”, “verili” olmasına karşın, “kendisi de verili erk” olarak “eksik töz”dür. “İlk bilgi”; “ana ilke”, “çıkış imi”, “ilklik ipucu”, “başlangıç belirtisi” bağlamında “tüm ilklerin ilki”, “töz”ü olarak “yarattıklarıyla/oluşturduklarıyla var olan saltıklık”tır. Eşdeyişle, “verili alanlar”dan bağımsız, “özgün”, “özerk”, “özgür” bir “istenç” değildir. (Ernesto Laclau'da “kimlik”, hem “ilişkisel” hem “özerk”tir.) “Saltık özgür” olamamasındaki “eksiklik”, “verili alanlardaki eksiklik”le karşılıklı “ilinti” ve “ilişkili”dir. Bu bağlamda “özgür”den söz açmaksa, kaçınılmaz görünmekte. Önce “saltık eksik erk” düşüncesinden bir geri dönüşle “özgür”ü “verili/sığ-sınırlı us”la ele almak, sonrasında “saltık eksik erk”e yeniden dönmek gerekir.
