Pelin Erkan: Fer - Samimiyetle Usul Usul Parlayan Dizi
Senaryosunu Devin Özgün Çınar’ın kaleme aldığı FER, sessiz sedasız hayatıma giren dizilerden biri oldu. GAİN’de yayımlanan, ilk sezonu tamamlanan dizinin yönetmen koltuğunda Türkan Derya oturuyor. Senaristinin, yönetmeninin ve başrol oyuncusunun kadın olması, ilk bakışta bizi “klasik” bir kadın hikâyesiyle karşı karşıya olduğumuz izlenimine sürükleyebilir. Oysa FER, bu beklentinin ötesine geçerek parlak hayatlar ya da “olağanüstü” karakterler sunmak yerine, çoğumuzun yanından geçip gittiği insanların kırılma anlarına odaklanan bir anlatı kuruyor.
Hikâyenin merkezinde Dilek var. İki çocuk annesi, boşanmak üzere olan, hayatını yeniden kurmaya çalışan bir kadın. Hikâye, Dilek’in korsan taksicilik yapmaya başlamasıyla açılıyor ve aracına aldığı Şadi ile hayatları kesişiyor. Şadi görünürde kozmetik işinde, şoförlüğü ile çok övünen Dilek’in Şadi’nin özel şoförlük teklifini kabul etmesi ile hayatı değişiyor. Korsan taksicilik yapmaya başlaması dizinin görünen hikâyesi ama asıl mesele bu değil. Asıl mesele, Dilek’in hayatta kalmak için ne kadar ileri gidebileceği, bu yolun onu nereye sürüklediği. Dilek’i izlerken onu sürekli haklı ya da haksız ilan edemiyoruz. Bazen destek olmak istiyoruz, bazen de “neden yine aynı hatayı yapıyorsun” diye kızıyoruz. FER’in en güçlü tarafı da burada: Karakterini ya da karakterlerini sevdirmeye çalışmıyor, olduğu gibi gösteriyor. Dizi, tam da bu yüzden izleyicinin güvenli alanına girmiyor; biraz mesafeli duruyor ama bir o kadar da gerçek hissettiriyor.
Oyunculuklar, dizinin kurduğu gerçekçilik hissini güçlü biçimde destekliyor. Dilek karakterine Melisa Sözen hayat veriyor ve onu bugüne kadar izlemeye alışık olduğumuz rollerinden oldukça farklı bir yerde görüyoruz. Dilek yoğun bir duygusal enerjiye sahip; bu da özellikle ilk bölümlerde oyunculuğun yer yer biraz abartılı hissedilmesine yol açıyor. Ancak bölümler ilerledikçe bu yoğunluk dengeleniyor, sanırım izleyici olarak biz de bu ritme alışıyoruz. Dilek ne tamamen güçlü ne de tamamen kırılgan bir kadın; ikisinin arasında gidip gelen, zaman zaman sakar, patavatsız, aynı zamanda zeki ve becerikli bir karakter.
Dilek’in kocası Ahmet ise tembel, sorumsuz, karısından nafaka talep edecek kadar kifayetsiz bir adam olarak karşımıza çıkıyor. Bu role Ferit Aktuğ hayat veriyor ve karakterin rahatsız edici taraflarını başarıyla yansıtıyor. Ertan Saban’ın canlandırdığı Şadi ise karizmatik bir iş insanı olarak hikâyeye farklı bir gerilim katıyor. Şadi, zaman zaman şefkatli, düşünceli, zaman zaman tekinsiz, korkutucu olabilen bir karakter. Melisa Sözen’le kurduğu enerji de dizinin en güçlü dinamiklerinden biri. Dilek’in yakın arkadaşı rolündeki Ceren Taşçı ise doğal oyunculuğuyla hikâyenin akışında önemli bir denge unsuru oluşturuyor.
FER’in dili oldukça sade. Bu sadeliğin içinde parlayan bir anlatımı var ve izleyiciyi yavaş yavaş içine çekiyor. Büyük dramatik patlamalar yerine, küçük, etkili duygu kırılmalarıyla ilerliyor. Bu yaklaşım, kimi zaman izleyiciye “neredeyse gerçek hayattan bir kesit” izliyormuş hissi veriyor. Ancak aynı sadelik, bazı izleyiciler tarafından dramatik derinliğin yetersiz olduğu ya da karakter davranışlarının tutarsızlaştığı şeklinde de algılanabiliyor.
FER, yalnızca bir suç ya da dram dizisi olmanın ötesine geçerek, sıradan insanların sıra dışı anlarını merkeze alan bir anlatı kuruyor. Mizah ile dram arasındaki dengeyi korumaya çalışması, onu benzer yapımlardan ayırıyor. Güçlü oyunculuklar, hayatın içinden anlatım dili diziyi ilgi çekici kılıyor.
Sonuç olarak FER, kusursuz bir anlatı sunmuyor. Yer yer tökezliyor, bazen sabır istiyor. Ama bütün kusurlarına rağmen samimi bir yerden konuşmayı başarıyor. Daha ilk bölümden derdini anlatan, büyük iddialar peşinde koşmayan, “hayat böyle” demekle yetinen bir dizi. Hızla tüketilip unutulan yapımlardan ziyade, izlendikten sonra zihinde kalan; karakterleriyle bizi sarıp sarmalayan ve izleyiciyi yüzleşmeye davet eden işler arasında duruyor. FER’i değerli kılan da tam olarak bu cesareti.
