Özel Atay: Ziyaretçi

Murat, huzursuzluk içindeydi, mışıl mışıl uykuya dalmanın ne demek olduğunu hatırlamıyordu. Uykusuz gecelerinin ardında kalan karmaşık hayal dünyasına dalmışken, yatağın hafifçe sallanmasıyla gözlerini açtı. Eşi, yanında huzur içinde uyuyordu; bebek ise mırıltılar eşliğinde ellerini emiyordu.

Camdan dışarı baktı. Gün doğmadan önce sis her yeri sarmıştı. Bahçede, üç kuşaktır bu evde yaşadığı söylenen ruhların sisin içinde dolaştığını hissetti. Rüya mı görmüştü? İçindeki sıkıntıyı bastırmak için bir bardak su almak üzere mutfağa gitti.

Zeynep, uykusunda bebeğinin huzursuz kıpırtılarını duyunca beşiği sallamak için doğruldu. Tam o sırada, beşiğin yanındaki köşede koca bir yılan gördü. Zeynep’in çığlığı evin içinde yankılandı.

Murat mutfaktan koşarak geldi. Yılanı fark edince, başucundaki komodinin üzerinde duran kuru sıkı tabancayı kaptı. Tetiğe bastı ama yankılanan sese rağmen isabet ettiremedi. Yılan, geldiği yöne doğru kıvrılarak kaçtı.

Murat, yılanın kaybolduğu yere uzun süre baktı. İçini tarif edemediği bir huzursuzluk kapladı. Sanki evden çıkan yalnızca bir yılan değildi; aralanan kapıdan başka bir şey daha sızmıştı.

Zeynep, bebeğine sıkıca sarılmış ağlıyordu: “Ne olur onu öldürme,” diye yalvardı. “Yılanlar öç alır.”

Murat cevap vermedi. Oğluna döndü.

“Çizmelerini giy. El fenerini al.”

Şafak sökmeden evden çıktılar. Baba oğul, sisin içinde fenerlerle bahçede yılanı aramaya koyuldu. Görüş mesafesi neredeyse yoktu. Küçük çocuk, her an sisin içinden bir şey çıkacakmış gibi korkuyordu. Fenerin ışığı bir yandan cesaret verirken bir yandan da belirsiz gölgeler yaratıyordu.

Murat, çocuğun korktuğunu fark edip elini sıktı.

“Korkma. Yanındayım.”

Bahçenin sonuna kadar gittiler ama yılanın izine rastlayamadılar. Sabahın sessizliğinde, iniltiye benzeyen sesler duymaya başladılar. Seslerin geldiği yöne doğru ilerlediler.

Çocuk geride kaldı.

“Baba... Çok korkuyorum.”

“Sen burada bekle.”

Garaj kapısı açıktı. Murat el fenerini yavaşça içeri çevirdi. Bir anda geri çekildi. Yerde yatanın insan mı yoksa başka bir yaratık mı olduğuna karar veremedi. Derisi bazı yerlerde kabuklanmış, bazı yerlerdeyse ıslakmış gibi pürüzsüzdü. Kocaman bacakları gövdesiyle orantısızdı. Yaratık gözlerini açınca Murat az önce evde gördüğü yılanın gözleriyle aynı donukluğu, aynı soğukluğu hissetti. Hızla garaj kapısını çekip ağlayan çocuğun yanına döndü.

Evde kapılar kilitlendi. Çocuklar aynı odada yatırıldı. Zeynep ve çocuklar kısa süre sonra derin bir uykuya daldı ama Murat uyuyamadı. Uykusuzluktan gözleri yanıyordu. Gördüğü her şeyin sisle mi yoksa zihniyle mi ilgili olduğundan emin değildi artık.

Gece yarısına doğru kalktı. Işığı yakmadan perdeyi araladı. Bahçede siluetler vardı.

Bir tane değil.

Birkaç tane.

Saymaya çalıştı.

Üç müydü?

Dört mü?

Sis hareket ettikçe şekiller de yer değiştiriyordu. İnsana benziyorlardı ama yürüyüşlerinde insanlara ait olmayan bir taraf vardı. Korkuyla geri çekildi. Silahını alıp beklemeye başladı. Bir süre sonra tekrar pencereye yaklaştı, bahçe bomboştu. 

Sabaha kadar gözüne uyku girmedi Murat'ın. Sabah olunca komşular uyandırıldı. Haber kısa sürede yayıldı, gelenlerle birlikte karmaşa büyüdü.

Murat, “Garaja yaklaşmayın. Tehlikeli olabilir,” dedi.

Rasim Usta başını salladı.

“Bence denizden gelmiştir. Belki de askerî bir şeydir.”

Sarı Kemal hemen karşı çıktı: “Yok canım. Kazayla düşmüş bir mahlûk işte.”

Kalabalık arttıkça söylentiler de çoğaldı. Murat içindeki sıkıntıyı bastırmaya çalışarak, “İyi ama bunu burada bırakamayız,” dedi. Tam o sırada bir çocuğun çığlığı yükseldi. Çalılıkların arasında yılan görülmüştü. 

Sarı Kemal bahçedeki keseri kaptığı gibi yılanı ikiye böldü.

“Öldürmeyin!” diye bağırdı yaşlı kadın. “Toprak titreyince yılanlar yuvalarından çıkar.”

Garajı kontrol etmek için yeniden gittiklerinde kapının kilidinin kırılmış olduğunu gördüler. Murat eğildi. Toprak zeminde derin izler vardı. Bir insanın bırakamayacağı kadar ağır, bir hayvanınkine benzemeyecek kadar düzenliydi. Elini uzattı. Dokundu. İzler hâlâ sıcaktı. Elini hızla geri çekti. Nefesi kesildi. Sarı Kemal hiçbir şey söylemedi.

Murat, başını kaldırdı. “Görüyor musun?” diye sordu.

Sarı Kemal duraksadı. “Ne görmem lazım?”

Murat yeniden yere baktı. İzler hâlâ oradaydı. Ya da yalnızca o öyle sanıyordu.

Tam o sırada bahçeden çok hafif bir ses yükseldi.

Kuru.

İnce.

Uzayan bir tıslama.

12/05/2026
13