Neslihan Yiğitler: Neslinin Bahçesi - Turunç Çiçekleri
Sistem, gülmece öykü yazmamızı istemiyor. İki dakika gülmemizi hiç mi hiç istemiyor ama biz ne yapacağız? İnadına gülümseyeceğiz can dostlar! Bu kafayı tertemiz yemişliğin arasında öyle yapacağız. Nisan hepimiz için delirme çizgisi oldu, titreşimler sizden yaldır yaldır geliyor. Çamlıca Kulesi gibi paratoner mi oldun Neslim? Ne bildin, demeyin. Sizi, kadim okurlarımı ben, yaydığı titreşimden tanırım. Ha keza ben, şahsım ve kendim size benzediğimden beraber sakinleyeceğiz. Bu ayki yazımızı birlikte yazacağız, bittiğinde pambık gibi bir şeyler olacağız, oh iyi ki okudum, tanıdığım en iyi yazar bu kız, canımız Neslimiz diyeceksiniz.
Ecnebide yaşayan Lauren Berlant, başarılı bir akademisyen, (2021’de Hakk’ın rahmetine kavuşmuş) değerli biriymiş. “Cruel Optimism” olarak adlandırdığı şahane bir kavram öne sürmüş ve bunu bizlere aktarmış. İlk okuduğumda, “Ulen Sayın Okurlar, bende bu kavram resmen var,” desem de tabii ki kendime toz kondurmak istemediğim için, “Yok ya, benim iyimserliğim çok mantıklı, hayır, deli değilim,” diye bir güzel akladım ama bir okuyalım bakalım hangimizde ne kadarı var?
Berlant, “zalim iyimserlik” (cruel optimism) kavramını kısaca şu şekilde tanımlıyor: Bireyin kendisi için zararlı veya gelişimini engelleyen bir duruma (bir arzu, ilişki, iş veya yaşam tarzı) umutla bağlı kalması durumu. “Bu tutum, acı veren bir şeye karşı iyimserlik beslemeyi içerir,” diyor Berlant. Kavramın en önemli özelliğini okuduğumda tüylerim diken diken oldu. Bu özellik şu: “Psikolojik olmaktan ziyade yapısal ve toplumsal bir sorundur.” Yani, topluca gerçekliği görememek huyuna pembe gözlük de eklemek gibi ortak bir delirme hali içinde olduğumuzu fark ettiğim o an, endişelerim katbekat arttı. Üstelik, Berlant, kavramı örneklendirirken insanı hiç sakinleştirmiyor, vitesi iyice yükseltiyor.
- Toksik ilişkiler: Elimizi sallasak ellisi.
- Kariyer Tutkusu: Saçımızı sallasak tellisi, (iş arkadaşımızda, anamızda babamızda daha kimlerde yok ki?)
- Tüketim Kültürü: E hepimiz.
Yazıyı burada bitirip Bülent Ortaçgil’den “Biralar soğuk mu dedim? Dedi ki: Normal” şarkısını mırıldanıp kalemi kâğıdı bırakıp gitmek istesem de editörüm yakamı bırakmayacağından devam ediyorum: “Hepimiz zalim iyimserleriz arkadaşlarım!” Tamam, kabul ediyorum bizim ülkemizde bir parça “zalim iyimser” olmazsanız, çevrenizi, ülkenizi biraz pembeye boyamazsanız yaşanacak gibi değil ama gerçeklikten de çok uzaklaşırsak neler oluyor inanmazsınız. Saydığımız neredeyse tüm ya da birkaç şıkkı içeren hayatları yaşayıp birbirimizin kapısını çalıp masasına gidip ya da kafeye oturup birbirimizi aklıyoruz. Birimiz gerçekçi olmaya görsün, gerçekleri belirtmeye görsün hemen onu “pozitif olmaya”, “pozitif kalmaya” zorluyoruz. Hemen hemen hepimiz olumsuz olayların hep başkalarının başına geleceğine inanıyoruz. Gerçeklerden kopuk bambaşka bir haller içerisindeyiz. Geçen gün çok sevdiğim bir şarkının ikinci nakaratını dinlemeden kanal değiştirdim örneğin. Her şeyi geçtim: “Sabırsızlaştık.”
Peki ne yapmalı? Dobarlanın bırahmayın kendinizi! Tünelin ucunda, irade sağlarsanız, güzel, kendine saygısı olan bir hayat var. Bu ödül için az sıkıntı çekmeye değer. Biraz televizonu kapatmak, cep telefonunu sınırlamak, toksik ilişkinin kötü geldiğini kabul etmek, “hayatımdan giderse de halledebilirim”e inanmak, “o iş olmazsa başkasını bulurum, hep buldum” diye hatırlamak hepimize iyi gelecek.
Yoksa bu çıldırmış dünyada, Neverland’de (Var Olmayan Ülke) yaşayan Peter Pan gibi hiç büyümeden, sahte bir mutlulukla, olmayan paraları harcayarak, samimi olmayan, sevildiğimizi sandığımız sahte bir aşk içinde, olmayan bir hayatı içten içe bilerek, kendimize kızarak ve sonsuz sosyal medya kaydırmalarıyla yok olup gideceğiz. Oysa şanslıysak ortalama seksen yıl kalabileceğimiz bu tatlı gezegende ilk önce kendimizin farkına vararak ve biraz değişerek yapamayacağımız şey yok gibi.
Kendimizin farkına vardıktan sonra bir de Turunç ağacının farkına varmanızı isterim. “Nisan ayında turunç ağacının çiçekleri inanılmaz tüttü, Mayıs ayında da baş döndürmeye devam edecek koklamayı unutmayın olur mu? Haziran’da görüşmek üzere.”
