Neslihan Yiğitler: Neslinin Bahçesi - Truva; Aşk mı Savaş mı?
Daha önceki köşe yazılarımı okuyanlar bilirler, zaman içerisinde mitolojiyle aramızda bir bağ oluştu. Aslında hep aşk yazmak istiyorum doğrusu, fakat instagramda açtığım anketlerde mitoloji kazanınca bu konuda uzmanlaşmak farz oldu. Afrodit abladan tırsmasam daha çok gönüllü olurum da hafazanallah Zeus’u beğenir, bir bakış atarım sonra gör teraneyi! Yedi ceddimi lanetlerse, belden aşağımı kertenkele bulmak istemem doğrusu. Neyse öze çabuk gelelim. Instagram anketlerinde çok sevdiğim biri bu ayki köşe yazında; “Truva, aşk mı savaş mı” yazar mısın diye rica edince (o kendini biliyor, siz bilmiyorsunuz) ben de kıramadım. Konu azımsanacak türden değil. Biraz değinelim istedim.
Bana kalırsa sorun; kadına güç, erkeğe daha da güç veren çarpık düzende. Bakınız; Truva Savaşı: Efsaneye göre aslında basit bir çoban olan Paris, kendi kendine Oinone isimli bir nemf ile yaşayıp dururken Athena altın elma karşılığında ona bilgeliği ve Truva zaferini vaat etmiş. Hera ise tüm Asya ve Avrupa kıtasının hükümranlığını... Günümüz kelimelerine göre “her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır” cümlesine karşılık gelen bu hareketlerin durduk oturduk yere yıllar süren bir Truva Savaşı’nı başlattığını görüyoruz. Sakin sakin yaşamak varken elindeki Tanrıçalık güçlerini erkeğe veren birtakım kadınlar, Helen de dahil olmak üzere bu güçlerin tamamının toplandığı Paris’e âşık olunca çarşı pazar karışmış tabii. Helen, Paris için kocası Menelaos’u terk edince kocası durur mu? Kardeşi Agamemnon’a koşmuş. “Kardeşcağızım bizim hanım elden gidiyor. Kalk, Truva’yı basıyoruz,” deyince. Yengesinin kuru-pilavını çok seven Agamemnon koskoca bir Miken krallığını arkasına alıp türlü dalaverelerle uzun uzun yıllar süren savaşı başlatmış. Arada tendonu hacamat olan Aşil mi dersiniz yoksa başka arketip mi bilemem ama bu aşk mı savaş mı bilemediğimiz nane yüzünden bir hayli insan hak ile yeksan olmuş.
“Yazının ana temasını bir türlü bulamadım Yazar Hanım,” diye sitem edenlere yanıt olarak şunu söylemek istiyorum: Birine güç verirken, birinin arkasında dururken, kadın ya da erkek kim olursa olsun iyi düşünmeli. Her başarılı erkeğin / ya da kadının arkasında şu şu vardır sözüne çok takılmayın derim. Mesele yan yana yürüyebilmekte. Birilerinin ardında birileri vardır ama birilerine verdiğimiz o güçle / sevgiyle o efendi gitti ne yaptı? Önemli olan nokta burası değil mi? Paris, bilgeliği aldı, sadece Helen’i etkilemek için mi kullandı? Düşüncem şu ki: Gücü verirken kontrol edersek başımıza türlü türlü sıkıntı açmaktan kurtuluruz.
Hadi bakalım, buyurun size tema gibi tema. Hayır, bunları kendim yaptım da biliyorum. Sevginizi, desteğinizi, fikrinizi, ilginizi fazladan fazladan saçmayınız değerli okurlarım. Sınırımız şu olsun: Karşımızdakinin anlayacağından emin olduysak gücü paylaşalım. Bilgeliğiniz ve sevginiz; henüz hazır olmayan ellerde, bilinci sizin bilincinize denk olmayan görüşlerde, kendini size tam tersi tanıtanlarda, sizi kandıranlarda boşa harcanmasın. Emin olduktan sonra, “Go ahead, paraşütsüz dalalım,” tıpkı Sofokles’in Antigone oyununda dediği gibi: “Ben dünyaya kin değil, sevgi paylaşmaya geldim.” Bu fikrin arkasında dağ gibi duralım.
Tüm bunları aslında kendime anlattım. Sizin aranızda da ihtiyacı olan vardır diye düşünerek biraz da. Arzu eden buyursun alsın. Martta görüşmek üzere.
