Neslihan Yiğitler: Neslinin Bahçesi - Kızları Eve Götürün
Ben gençken yani milattan önce ikinci yüzyılda, şaka şaka o kadar da yaşlı değilim. Ben gençken yani bundan birkaç sene önce her şey bu kadar karışık değildi. Karşıyaka’nın sakin sokaklarında gezmek için (o zamanlar sakindi) akşam dışarı çıktığımızda ilk önce “kızları eve götürüncü” seçilirdi. Olası bir kavga çıkması halinde bu şerefli göreve seçilen erkek arkadaşımız kavgaya “dalmaz” kızları tek tek eve bırakırdı. Biraz çelimsiz, biraz kısa boylu, kavgada pek aranmayacak tiplerden seçilirdi belki ama “kızları eve götürüncülük” önemli bir görevdi.
Benim neslimde çok kavga edilmezdi aslında. Benden bir tur öncekiler çok ederlermiş, bizimkiler önemli bir anlaşmazlık olduğunda yaparlardı bu tatsız işi. Şimdiyse pek kavga yok galiba. Değerler ortaya konmayınca tartışma çıkmıyor sanırım. Fiziksel kavga olmaması güzel ama zihinsel kavganın olmadığı yerde değişim olmuyor ne yazık ki. “Çatışma” güzel öyküde nasıl şahane duruyorsa hayata da azıcık renk katıyor belki de.
Geçtiğimiz temmuz ayında, bizim mahalleden bir arkadaşımızı yitirdik. Alper’in ardından, “toprağı bol olsun” diyeceğimizi hiç tahmin etmezdim. Kavgaya en esaslı giren oydu. Bostanlı sokakları iyi bilir. Bir gün, sanırım lisedeyiz. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu Parkı yeni yapılıyor, yanındaki mini basketbol sahası da yepyeni. Biz Karşıyakalıların ömrü basketbolla geçer, bilenler bilir. Arkadaşlarımız gıcır sahada oynuyor, biz de kızlarla kenarda onları izliyoruz. Şakayla karışık iki tane küçük çocuğun basket topunu aldı bizimkiler. Kendi topları sanki yetmedi. Çocuklar, “Versenize topumuzu abbey, siz kendinizinkini alsanıza abbey,” derken bir arbede yaşandı. Bizimkiler sırf gıcıklığına çocukları baya üzdü. “Siz görürsünüz,” deyip gitti veletler. Biz, parkta eğlenmeye devam ettik. Artık break dance mı yapıyoruz, ayak mı kaydırıyoruz, disko disko ua ua, ne kadar old fashion şey varsa yaparken, on dakika geçti geçmedi “Selvi Boylum Al Yazmalım” kamyonuna benzer bir şeyde yaklaşık on beş abi “tara tiri tara tiri” üstümüze gelmeye başladı. En önde de bizimkilerin az önce toplarını çaldığı iki küçük çocuk. “Kızları eve götürün,” diye bağırdı tabii birisi. Rahmetli Alper, kavgada en gerekli kişi olmasına karşın hemen görevini yerine getirmeye koyuldu. Tek tek evlere bıraktı sağ salim hepimizi. O gün beni en son bırakmıştı eve. Sohbet etmiştik uzun uzun, “Dönme sakın Alper parka,” demiştim. “Ne de olsa bir kamyon insan...”, “Bırakmam bizimkileri” demişti. Temmuz 2025’te hepimizi bıraktı gitti. Ne diyelim “gittiği yeri güldürsün”.
Bu ay aslında bambaşka bir şey yazacaktım. Demek, Alper anılmak istedi çıktı kalemimin ucuna geldi. İnanıyorum yukardakilerle aramızda böyle bir bağ olduğuna (belki de aşağıdadırlar bilemiyorum). Bizi bir yerlerden gördükleri, izledikleri fikri iyi geliyor. Mesaj gönderdikleri, uyardıkları falan. Hayır, henüz kafayı yemedim. Gidenlerimin çok oluşundan belki, sonuçta ondan söz ettim işte. Alper, çok eski arkadaşlarımdan biriydi. Bende, sade o kavga gününden değil ta babamın öldüğü günden izi de vardı. Babam öldüğünde çok küçüktüm. Haberi aldığımda çok üzüldüm fakat küçük olduğumdan bu üzüntüyle ne yapacağımı fazla bilemedim. Yadırgamayın sakın, bir saat içinde bahçeye inip top oynadığımı anımsıyorum. On yaşlarında falandım. Top oynuyordum ama babamın öldüğü aklıma gelince bir köşeye kaçıp ağlıyordum. Alper de top oynayan çocuklar arasındaydı o gün. En sonunda bileğimden tutmuştu. “Kız gibi ağlamasana be,” diye bağırmıştı. “Ama ben kızıııııım,” diye daha çok böğürmüştüm de sonra beraber gülmeye başlamıştık. Çocuklar cinsiyetsizdir değerli devlet insanları. Bakınız hikâyede, on yaşındayım ve kız çocuğuyum ama Alper bana “kız gibi” diyor çünkü kendinden biliyor beni. Çocukların aklına hin fikirleri, cinsiyetleri, tüm saçmalıkları biz büyükler sokarız. Delirmeyin de çocukların saçını başını kapatıp akıllarına olmaz şeyler sokmayın. Bizi bir rahat bırakın. Lüzumlu görene tema da bıraktım. Arkamdan, boş boş yazılar yazıyor demeyin!
Velhasıl saygıya değer okurlar, toplamak gerekirse: “Üzüntüyle kahkaha, ölümle neşe, barışla kavga, kavuşmayla ayrılık hep yan yana, hepsi hayatın tam ortasında. Belki Alper anılmak istedi ya da kayıpları olanlar teselli bulmak istedi bu yazıyla, artık ötesini bilemiyorum. Haziran yazımız, kimin ihtiyacı varsa ona iyi gelsin. Aşkla ve sevgiyle dostlar, bir ara aşktan da bahsederiz. Temmuzda görüşmek üzere.”
