Neslihan Yiğitler: Neslinin Bahçesi - Hadi Yine İyisiniz

İnsanın en yakın dostu, en azılı düşmanı da kendisi. Böyle olmasa, koskoca bir ömürde sıkıntılı tek gün geçirmezdik. Bazı insanlar, bilgi, farkındalık, duyarlılık, ön görüyle donanmış olarak doğuyor. Onlar, ne eğitim alıyorlar ne dışarıdan veriliyor bu. Bilgi, sanki bir kanaldan iletiliyor. Yer, durum, koşul fark etmeksizin etrafınızda ayırt edebiliyorsunuz onların iç huzurunu. Elbette doğduğumuz coğrafya, dünyaya geldiğimiz tarih, ailemiz, bunlar çok başka dinamikler. İyi eğitimin gücünü yadsımıyorum (bi sakin ol da!) ama saf bir yerden söylüyorum: “yedi hanelik bir köyde gözleri görmeden kulakları duymadan türküsü dilden dile yayılan insanlar var” hak verin bana!

Hz. İbrahim de anlattığım gibi biri. Tevrat’ta ve diğer tüm kutsal kitaplarda yazar. Babasının putperest bir kavim lideri olmasına karşın onun bilgiyle donanımlı olarak dünyaya geldiği, bir, üç, kırk sekiz yaşlarında Tanrı’yı ve sözlerini anlayarak, meleklerle iletişimde olarak yaşamını sürdürdüğü anlatılıyor. Anlatılanların havada kaldığını, ispatlanamadığını düşünenler olabilir, özellikle son günlerde en çok inananlarımız bile sıklıkla şüphe etmiyor mu bu bilgilerden? Ancak bir gerçek var ki -inanın ya da inanmayın bu tarihi örneklerde rastlıyoruz- düşünce yapımızı oluşturuyorlar. Hz. İbrahim, birlikte yaşadığı insanların tam tersine bilgiyle, inançla, sevgiyle dünyaya geliyor ve çoğunluğa göğüs gererek inandığı, kalbine fısıldanan doğruların peşinden gidiyor. Bir put ustası olan babasının putlarını reddettiği için Nemrut’un ateşine atılmasına karşın, yanarken bile kendinden, düşündüklerinden, iç sesinden emin. Bu eminlik sayesinde yanmadan kurtuluyor ve uzun yıllar yaşıyor.

İbrahim’e inanıp inanmadığımız tartışma konusu değil, tartışmamız gereken kendimize, düşüncelerimize, doğrularımıza ne kadar inanıp sahip çıktığımız. Kendisine inanmadığı için patates çuvalı gibi davranan sevgilisine “canıma yettin artık” diyemeyenlerimiz var. Yıllar yılı yaşadığı pişmanlığı omuzlarından indirmeye cesaret, “İnsanım ya ben! Yaptım bir hata” diyemeyenlerimiz var. Virtüöz olabilecekken inanmadığı için eline gitar almayanlar var. Arka odasında insanlığa çok yarayacak bir aygıtın yedek parçasını keşfedip babası dalga geçer diye utanıp onu saklayanlar var. Savaşacağı hastalığın sonucuna odaklanıp yolun güzelliğini unutup tedavi olmayı reddedenler/ doktor kontrolünden kaçanlar var. Var, var, var oğlu var... Fakat tünelin ucunda İbrahim de var. O ne güzel bir örnek ki bize inanmayı hatırlatıyor.

Ey yazar! Bu ay neden bizi güldürmedin diyenleriniz de çıkacaktır eminim. Bu ay pek gülemediğimden olsa gerek. Hem bu yazımın esinini hem de tüm düşüncelerimizi kaplayan “İbrahim” için yazdım bu ay. 10 Şubat 2026 Salı günü, çalıştığım fabrikada tüm çalışma arkadaşlarımın çok sevdiği İbrahim’i neredeyse kaybediyorduk.

“İsmiyle müsemma” derdi annem bazen. Arkadaşımız İbrahim de öyle işte. İsmiyle müsemma olduğunu bize kanıtladı. Çok ağır bir kaza geçirdi ama dışarıda bekleyen bizleri üzmedi. Ateşe düştü, yanmadı. Biliyor musunuz? Ona bakan doktor ve hemşireler “inancına şaşırmış”. Onunla biraz vakit geçirdikten sonra başka hastaneye taşımamıza, onu vermeye yanaşmadılar. Onlar da inandı, çünkü İbrahim inanıyordu. Belki bu ay sizi güldüremedim ama ana temayı da verdim. Hadi yine iyisiniz!

Biz; İbrahim fabrikaya dönerse iyi olacağız, yine güleceğiz, aşktan, hayattan, ne gülünç şeylere kafayı takıp üzüldüğümüzden bahsedeceğiz. O güne kadar hep birlikte “göğe bakalım” dostlar. Nisan’da görüşmek üzere.

*Göğe Bakalım Turgut Uyar.

01/03/2026
97