Neslihan Yiğitler: Neslinin Bahçesi - Güleceksin

                                                                                                

                                                                                              Manastırın ortasında var bir havuz

                                                                                              Canım havuz,

                                                                                              Bu yurdun kızları hepsi de yavuz

                                                                                              Biz çalar oynarız. 

Ortaokuldayken Selanik’teki sınıf arkadaşlarıyla sık sık bir araya gelirmiş. Memleket meselelerini o yaşlarda tartıştığı, konuştuğu arkadaşları Asaf İlbay, Nuri Conker, Salih Bozok’la bir gün yine oturuyorlarmış. Asaf İlbay, arkadaşlarına ileride hangi mesleği seçeceklerini sormuş. Biri ben subay olacağım demiş, diğeri vali olacağım. Herkes sırayla hayalini anlatmış. O sessizmiş yorum yapmamış. Merakla sormuşlar: Mustafa sen ne olacaksın? O her zamanki gibi kendinden emin, berrak ve delici bakışlarıyla yanıtlamış:

“Sizler bu makamlara gelebilirsiniz, inanıyorum. Ben, o makamları size verecek kişi olacağım.”

Sanırım üstün düşünce yapısının, şu an bulunduğu yerden göremesek de dokunamasak, konuşamasak da hala bize ulaşabilmesinin sebebi bu. O muazzam iradesi hem herkesten farklı düşünmesini sağlıyor hem de aklına koyduğunu yapmasını. Beni şu günlerde düşündüren, kendimde olmayan, olmasını dilediğim ama Ata’mızda olanca gücüyle var olan bu büyük irade nasıl olur da bu kadar sağlam olur? Bir sürü anısı, bir sürü hikâyesi, bir sürü özlü sözü var. Okuyoruz bitmiyor, yepyeni anlamlar ediniyoruz. Çok katmanlı zekâsından, her hareketinden her yeni yaşta yeni şeyler öğreniyoruz. 

Onu en son uzun uzun düşündüğümde, (daha dündü bu düşünüş) kafama Selanik aşkı takıldı. Bu aşkın altında öyle önemli duygular vardı ki. Karşıyaka sevgime benzettim, onu çok iyi anladım ancak ben onun gibi yapabilir miydim dediğim bir noktası vardı Selanik sevgisinin.

Selanik, biz İzmirlileri şaşırtacak kadar İzmir’e benzer. Kuzey bölgelerinin kışın çok soğuk olması dışında Kordon’u, denizi, yeşilliği, havasıyla memleket hasreti çekmezsiniz orada. Ata’mızı doğuran topraklar olması nedeniyle her zaman hürmet edeceğimiz bu yer benim de hep güzel anımsayacağım bir yurt olmaya devam ededursun Ata’mız, 9 Eylül’de İzmir’e girdikten sonra Selanikli arkadaşları bu başarı üzerine kendisine hep “Bundan sonrası Selanik,”, “Selanik’i de alalım Paşa’m,” diye ricada bulunmuşlar. Hatıralarla dolu olan, dahası babasının kabrinin bulunduğu kutsal toprakları almaya bu denli yaklaşmışken durmasında iki önemli erdem yatıyor aslında. Birincisi Misak-ı Milli’de verdiği söz. Kurtuluş Savaşı başlarken dünyaya ilan ettiği milli antta, savaşın sadece kendi topraklarını koruma hedefiyle yapıldığını ilan etmişti. İzmir’den sonrasıysa bu sözü tutmamak olurdu. İkinci sebepse askeri gerçekçiliği. Elinde bir yeri daha alabilecek kaynak olmaması, ordunun yorgunluğu. Bu büyük irade ve farkındalıkla Zübeyde annemizin bile, “Buradan sonrası Selanik oğlum,” dediği vatan topraklarını işgale kalkışmadı Atamız. 

Çocukluğumda şimdiki gibi minnacık değil neredeyse kafamızdan büyük kasımpatılar vardı. Sarı, beyaz, kırmızı, pembe kasımpatılar koyardık Ata’mızın büstlerine ayın onunda. Çoğunluk sevmezdi bu çiçekleri, üzüntü taşırdı tomurcuklarında patlar. Ben severdim, hala severim. Artık o kadar büyük olmasalar da bana ölüm yerine kendi Misak-ı Milli sınırlarımı ve kendi donanımımı hatırlatır. Dengeyi her kaybettiğimde yarıya inmiş bayraklara benzer sonra tekrar yükselirim. İnancımı her yıktıklarında kırılan heveslerime tutunarak yeniden inşa olurum. Her kasım ayında, tam da istediği gibi yas tutmak yerine onun ayak izlerinde yürürüm. Sadece bu kasım, yeni bir farkındalıkla biraz başka olsun istiyorum. Gelin artık kutsal topraklarımızı geri almaya inat edecek kadar bilinçsizce davranmayalım. Onun örnek iradesi ve öğretileriyle kendi Misak-ı Milli sınırlarımızı bilerek ve donanımımızın farkında olarak yaşamaya başlayalım. Sizin de ihtiyacınız varsa gelin hep birlikte and içelim:  

“Büyüklük odur ki; hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın. Memleket için gerçek ülkü ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır, seni yoldan çevirmeye çalışacaktır; fakat sen buna karşı direneceksin. Önüne sayılamayacak güçlükler yığacaklardır. Kendini büyük değil, küçük, zayıf, araçsız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu güçlükleri aşacaksın. Ondan sonra sana 'Büyüksün' derlerse, bunu söyleyenlere güleceksin.”



 

02/11/2026
73