Neslihan Yiğitler: Neslinin Bahçesi - Ekimde Başka Ne Yazılır?
Biz Karşıyakalılar hem İzmir’de hem ülkemiz genelinde biraz tuhaf karşılanırız. Deli deli huylarımızı saymazsak bunun arkasında bir yanlış anlaşılma olduğunu düşünen bendeniz kamuoyuna durumu anlatmaya karar verdim. Hadi bakalım hayırlısı!
Bildiğiniz üzere İzmir Körfezi tepeden bakıldığında U harfine benzeyen, U’nun çubuklarını kara olarak sayarsak (kızma sevgili coğrafya hocam) ortası deniz olan bir şekil. Sağ çubuğun bir kısmını (Foça’dan beri gelmeye kalkarsak uzun sürer) Karşıyaka olarak aldığımızda aşağıdaki çengele de Bayraklı dersek karşı tarafta Alsancak, Altay Mahallesi ve Göztepe bulunuyor. Karşıyaka, benim çocukluğumun büyük kısmında hiçbir şeyi olmayan deniz kenarında bir sayfiye mahallesiydi. Bostanlı’da büyümüştüm. Okullarım, dershanem, her şey ya Alsancak'taydı ya da Karşıyaka Çarşı'da. Semtimizde her şey sınırlıydı.
En basit ihtiyacımız için Alsancak'a ya da Konak'a gitmek zorunda kalıyorduk. “Ulaşım vapurlaymış ne olacak?” deyip geçmeyin. Bostanlı’dan Karşıyaka iskeleye gitmenin mesele, kocaman vapurla Pasaport’a uğrayıp Konak'a geçmeninse iki çocuklu zavallı annem için büyük bir macera olduğunu hatırlıyorum. Alsancak tarafında oturan ahbaplarımız her defasında, “Gelirken helak olmuşsunuz yatıya kalın bari,” derdi. Misafirlikte yer yatağında yatmaya bayılırdım.
Ayakkabı, okul çantası, kimi zamansa peynir, makarna almak için dahi karşıya geçtiğimizi düşünün. “Nereye gidiyorsunuz komşu bugün?” sorusuna ne dememizi beklersiniz? “İzmir’e gidiyoruz,” derdik elbette... İşte böyle ayrıldı aslında Karşıyaka İzmir’den. Saf niyetlerle ve birtakım güçlükler sebebiyle ayrışan Karşıyaka ve İzmir kelimeleri sonradan Karşıyakalı gençler tarafından 35,5 tabirinin bulunup yayılmasıyla plakamız haline geldi. İçinde az miktarda biz başkayızı barındırsa da “yokluklara, olmazlara ve haksızlığa isyandan doğurulmuş bir simge” oldu bu rakamlar. (Tabiri çoğaltanların isimleri anılsın Sabri Saraçoğlu, Efsun Cevat Göksu, Murat Menşebay, P.Mustafa, Çeko, Gökhan Kaynak, P.Murat, Deli Hakan, Salam ve Bulut Alhan)
Benim semtimi anlatmaya köşe yazılarım yetmez. Oradan başladım ama güzel bir yere ve Ekim ayının en önemli özelliğine bağlayacağım az dayanın bırahmayın kendinizi! Karşıyaka’yı bitirip güzel Bayraklı'yı deniz kenarından geçince hemen gara doğru bir başka semt karşılar sizi İzmir’de. Bakın nasıl bir önemi var:
O gece, binlerce atlı, dik ve sarp dağdaki dar bir patikadan yürümüş. Korkuyorlarmış. Süvariler korkmaz mı? Korkarlar elbet. At nallarına keçe ve çuval bağlayarak ses çıkmasını engellemişler. Uçurumdan düşme pahasına gece boyunca ilerleyerek tek sıra halinde patikadan geçmişler. Başını duman almış dağları aşmışlar. Sabah, gün ağardığında ne olmuş biliyor musunuz? Yunan ordusu hiç beklemediği anda bizimkileri görünce ne yapacağını şaşırmış. Hamleyi yapan paşa telgraf hatlarını, tren bağlantılarını, demiryollarını etkisiz hâle getirmiş, düşmanı engellemiş. Bunu yapan kişi, 09 Eylül’de İzmir’e ilk giren komutanımız Fahrettin Paşa'ymış...
Fahrettin Paşa, seneler sonra Tebriz’de bulunduğu sırada soyadı kanunu ilan edilmiş ve Ata'mız, “Atatürk” soyadını alınca bir telgraf yollayarak kendilerini kutlamış. Yanıtı gecikmemiş: “Sayın Fahrettin Altay Paşa, ben de seni tebrik eder, Altay gibi şanlı şerefli günler dilerim.” Atamız, İzmir’e ilk giren askerimiz Fahrettin Paşa’ya şehrin bir başka güzel semti olan ve geleceğin onurlu sporcularını yetiştiren kulübün adını işte böyle vermiş.
Fahrettin Altay’ı yazı konusu seçmemin en önemli nedeni, öteden beri merak edilen soruyu soran kişi olması: “Paşam, hep düşünmüşümdür. Cumhuriyet'imizin ilanı neden 29 Ekim olarak belirlendi? Bunun özel bir sebebi var mı?” Ata'mız soruyu şöyle yanıtlamış: “Mütareke, 30 Ekim 1918’de imzalanmıştı. Padişah, teslim olmuş, vatan işgale açık hale gelmişti. Ben, Cumhuriyet’i 29 Ekim’de ilan ederek mazlum bir milletin ahını, öcünü aldım. Teslimiyetin yıldönümünden tam bir gün önce bu ülkenin küllerinden bağımsız bir cumhuriyet olarak doğduğunu dünyaya ilan ettim...”
Değerli okurlarım, herkes semtine, ardından ülkesine hepsinden önce “Cumhuriyet'imize” sahip çıksın.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'mız Kutlu Olsun
