Metin Çalışkan: Kaptan Kurmaca - Yıl Biterken

Kaptan’dan merhabalar,

Bir yıl daha bitiyor. Birçoğumuz için geçmek bilmeyen, berbat bir yıl olduğu muhakkak. Buna karşın, bir şekilde yaşayabildik. Elbette, kitaplara, filmlere, insanlara, anılara sığındığımız oldu. Gelecek yılın 2025’i olumlu, çok olumlu anlamda unutturacağı bir yıl olmasını dilerim.

Sağlık, güzel, aşk ve hikâyelerle.

Yine, Yeni, Yeniden Hedefler

Elbette gerçekleştirmeyi umduğum, birçoğunu es geçeceğim (isteyerek veya mecburen) hedefler belirledim. Öncelik polisiye dosyamda. Ayrıca 2026’da daha fazla sinemaya gitmek, daha fazla çizgi roman, Orhan Pamuk, Leyla Erbil, S. King, A. Christie (ilk defa okuyacaklarımla), Paul Auster, Jules Verne, Sait Faik ve birçok isme tekrar dönmek, güncel metinleri de olabildiğince takip etmek niyetindeyim.

Senaryo satabilmek meselesini iliştirmeyi unutmayayım.

Eh, mümkünse, yıla birkaç atölye sıkıştırmak, yıl boyu yazar mentorluğunu sürdürmeye de niyetliyim.

Yıl Biterken

Yıl bitmeden, en son izlediğim film Gizem Kızıl imzalı Bana Karanlığını Anlat oldu. Şahane dost Simge Yağmur Turan birkaç defa önermişti sağ olsun. Aslıhan Gürbüz, Serpil Gül, Giray Altınok gibi isimlerin olduğu oyuncu kadrosuyla sevdiğim; bazen baya güldüğüm, çoğunlukla tuhaf bir duygusallıkta izlediğim bir film oldu. Tiyatral havası baskın, süresi makul. Bir ölümün herkeste nasıl farklı hissedildiği üzerine. Aslıhan Gürbüz epey iyi iş çıkarmış.

Yıl bitmeden, en son okuduğum kitap ise bir başka dostun; OKG’nin, (isim veremiyoruz maalesef ????) önerdiği Agatha Christie eseri Şampanyadaki Zehir’di. Nispeten kısa bir kitap. Biraz hızlı akıyor. Keyfini tam süremeden bitti ancak öyle bir cinayet planı var ki... Christie kitapları arasında epey ayrı bir yere koydum direkt.

*

Kekoyu Atlamışız

iş miş takmıcam derdim de fena olmadı cebim sıcakladı görmedim bunca kesik kafayı işi de bir kıvırdım ki sorma gitsin keçaplar mayonzler köfteler ne yani o kadar andaval mıyız be kekocum orda burda yatmak da komadı çalıştım enselenmeden bir iki iş yerinde uyudum dedim şu hakkım olanı cukkalarım atarım kapağı mahalleye bekledim aldım takılganları hava basmak gibi olmasın ufaktan voliyi vurmuşum kekocum önce sana gelinmez biliyo musun sana gelsem önce anan manan baban maban bok gibi baksa bana ben cebimdeki yunuslardan sersem önlerine ne lazımsa alalım desem onlar cazlasa olmaz be kekocum dedim ilk serapa uçmalı yunuslardan sermeli önüne takılganları çağırmasın kim telefon sarkıtırsa açmasın üç dört saat yalnız kalalım yengenle oradan çıkınca doğru şevkiye matiz olmaya cebimdeki sıcağı hissedince yaşımı sormaz biliyo musun derim doldur her içkiden birer kadeh kendine de koy benden olsun bakma öyle aval aval şevkiden kopunca ev sahibine yol alırım kirayı vermeli biliyo musun günü geçmiş kekocum kapıyı annem açar nerelerdeydin oğlum meraktan öldük ayaklarına yatar ben ev sahibine veririm yunusları hırtapoza döner karşımda hemen odaya çıkar zıbarırım ah sana gelmeyi unutmuşum be kekocum iş hayatı malum

(Hulki Aktunç – Madi Hayat In The Dark’tan İstikametle
Beni Zamanında Aktunç ile Tanıştıran
Sayın Nalan Barbarosoğlu da Var Olsun)

*

Unutulan

gerçek: bir ağrı şeklidir
rüyalara sızan

kim varsa
atlasları aklında tutup
sabit kalan
sis kuşlarının
göç yollarını çizmeye çalışan
sımsıkı kapalı pencerelerinden bakıp
sarılmanın zaman değil
bir mesafe problemi olduğunu
ve insanın gökyüzü cambazlarından
köpük köpük sulardan
od ağaçlarından uzaklaştıkça
hikâyesizliğe varacağını
ne gelir elinden
ağrısı uzun rüyalara uyanmaktan başka

 

31/12/2025
83