Metin Çalışkan: Kaptan Kurmaca - Şenlik Hali
Kaptan’dan selamlar...
Fırtınalar, zorlu yolculuklar vesaire derken yine epey bir ara verdik. Bakalım gelecek günler neler getirecek... Kurmaca diyarlarda gezinmenin büyüsü pek şahane, tabii bazen gerçekliği yitirme tehlikesi baş gösterebilir.
Kucak açtığım bir tehlike.
*
Uçan Köfteci
Herkesin Gözü Önünde ekibinden Simge Yağmur Turan’ın önerisiyle Rezan Yeşilbaş’ın Uçan Köfteci filmini izledik. (Çok sevdiğim üç arkadaşın; Oğuzhan Kürşat Güler, Fatmanur Tuğriçeri, Simge Yağmur Turan’ın projesi Herkesin Gözü Önünde, takip ediniz ????) Nazmi Kırık, Selin Yeninci, Aram Dildar, Cahit Şahin Yalçın gibi isimlerin rol aldığı filme bayıldım. Uçma hayalleri kuran, hayallerine ulaşmak adına paraşüt dersleri alan, toplumsal baskıyı, dinamikleri yok sayan köfteci Kadir’in hikâyesi bu. Çok güldüm, çok keyif aldım. Hayal kurmanın büyüsüyle salondan ayrıldım. Nazmi Kırık’ın, Selin Yeninci’nin oyunculukları kalbimi şenlendirdi. İkilinin canlandırdığı karı koca arasındaki dinamikler, çatışmalarına karşın birbirlerine duydukları sevgi, iletişimleri, paylaştıkları pek özel.
Filmde bazı yan karakterler/tipler oldukça tanıdık gelecek. İncelikli mizahın bir kolu bu. Diğer kol; ana kol köfteci Kadir’in tepkileriyle, direnmesiyle, beklenmedik söylemleriyle ortaya çıkıyor.
Yalnız, Uçan Köfteci çok daha fazlasını veren bir film. Arka planda tıkır tıkır işleyen politik dokundurmalar mevcut. Örneğin, Diyarbakır’daki gündelik yaşamın bir parçası gibi polis sirenleri, büyük polis araçları... Ne hikmetse, zaman zaman kendini belli etse de sürekli orada olduğunu hissettiğimiz sözüm ona bir güvenlik tehdidi varmış gibi. Sivil polis sahnesi (baya güldük o sahneye) veya paraşüt çalışan Kadir’in tarla sahibi tarafından kovulması benzeri sahneler politik yapıyı destekler nitelikte.
Sonuçta, pek sevdiğim bir film oldu Uçan Köfteci. Vizyondayken kaçırmayın diyeceğim ama bu tarz filmlerin zor vizyon şansı bulduğu, bulsa da hemen kalktığı malum. Hız çağında iyice sıkıştığımız mevzulardan biri de bu sanırım.
*
Kurmaca Kuramadım, Bir Kitaba Varamadım Derneği
Şeyler Diyarı’ndan ne haber?
Her yerde hikâye arıyoruz, bulup çıkarmaya çabalıyoruz. Sıkışıyoruz, sıkılıyoruz. Olmuyor, olmuyor.
Emin değilim ya: Hikâyeler içeriden dışarıya doğru uzandığında, eğer gerçekten bir ilham varsa çabucak onunla buluşabiliyoruz. Dışarıdan içeriye uzanma haliyse biraz zor. Öyleyse; öncelik bizdeki hikâyeleri bulup çıkarmak. Nelerin bizi yazmaya ittiğini, nelerin hiç umurumuzda olmadığını düşünelim. Hepsi yazarlığımız, anlatma ihtiyacımızın hangi temalarla, izlerle şekillendiği üzerine ipuçları verebilir.
Yazar, yönetmen Robert Rodriquez El Mariachi filmi için şunları söyler: “Ben ‘El Mariachi’yi yaptığımda bir kaplumbağam, bir gitar kutum, küçük de bir kasabam vardı ve dedim ki ‘bunları anlatan bir film yapacağım.’”
Bizim elimizde ne var?
*
Sarılma Seansları
İnsanoğlu kollarını havaya kaldırdığında ortaya çıkan yapay boşluğun hüznünü keşfettiğinden bu yana; kollarının arasını doldurmak için ümitsizce didindi durdu. Kimileri ilk insandan itibaren sorunlarını görmezden gelip kaçmayı seçtiklerinden, kollarını sadece gerektiği zamanlarda, gündelik ihtiyaçlarını giderebilecekleri ölçüde havaya kaldırmayı seçtiler. Geri kalanlarsa, tüm içgüdülerimizi reddederek, tutkunun, dürüstlüğün, güvenin, merhametin ışığını taşıyan sarılma sanatına kendilerini adayıp, bu sanatın tüm inceliklerini öğrenmeye çalışarak, birikimlerini kuşaktan kuşağa aktardılar. Ta ki...
***
Doksan sekiz mi? Bu imkânsız. Nefes alamıyorum. Nasıl olur? Düşün, düşün, düşün. Tüm soruları yaptım. Sakin ol! Bir yanlışlık olmalı öyle değil mi? Her şeyin mantıklı bir açıklaması vardır. Her şeyin mi? Amma laf. Kağıdımı görmeliyim. Bu benim en doğal hakkım. Çıldıracağım, çıldıracak. Millet nasıl da sakin duruyor. Olacak iş değil. Oysaki çoğu berbat notlar aldılar. Bense doksan sekiz! Bir dokuz ve bir sekizin yan yana gelmesinin beni böyle uçurumlara sürüklemesi... Haksızlık bu! Uykusuz gecelerime rağmen, onca çalışmaya rağmen. Hayır, inanmıyorum. Bağıra çağıra söyleyebilirim yeniden; inanmıyorum. Aman olsun, Suat elli almıştı. Neden ümitsizliğe kapılayım ki? Ah kimi kandırıyorsun! Onun sertifikası var, senin yok. Hem hocayla yaptığın anlaşmayı da unutuyorsun, yüz almalıydın. Selma’ya nasıl da sarılıyor uluorta. Kim karışır. Böyle bir hak elde etmiş. Bir kişi de çıkıp Selma da sarılmak istiyor mu diye sormuyor. Yasa böyle. Aman bana ne! Selma sanki Suat’ın gövdesinde yitip gidiyor ya, midem bulanıyor. Annem iyi ki korumuş beni böyle durumlardan. Bu mesele kesinlikle bir saçmalıktan ibaret... Donuk gözlerle izliyorum onları. Belki bir şey hissetmem lazım, birlikte büyüdük Selma’yla ama hiç! Doğru ya, bana ne! Nasıl da gerine gerine göstermişti sertifikasını. Sırtını devlete yasladı tabii. Allah belanı versin Suat, kolların kopsun Suat... Göğsüm ağrıyor. Düşün, düşün, düşün. Evet, sen düşünürken Suat mağrur bir şekilde parklarda, vergi dairelerinde, köprülerde, okul önlerinde listesindeki insanlara sarılmaya devam etsin.
Sarılma sanatının önemli isimlerini sayınız, bu isimlerden seçtiğiniz birini kısaca anlatınız.
Garcia Cruz, Maria Azura, Şinasi Hisar, Meçhul Bayan S.
Şinasi Hisar: Şinasi Hisar, dededen toruna üç kuşak hekimlik yapmış olan Hisar ailesinin bir üyesidir. Ruhla ilgili çalışmalarıyla tanınır. Yurtdışında eğitim görür. Memleketine döndüğünde, aile üyeleri onda tuhaf değişiklikler fark eder. Hızlı bir sosyal hayatı olan, dışarı çıkmayı seven Şinasi Hisar, iki yıl boyunca kendini eve kapatır. Bu süre zarfında, sarılma sanatının insan ruhuyla ilişkisini araştırır, görünürde hiçbir sorunu olmayan fakat içten içe ıstırap çeken insanlara sarılma sanatıyla yardım edilebileceğine inanarak, bu konuda denemeler yapar. Hisar ailesi Şinasi Hisar’ın rezilliklerine daha fazla katlanamaz, aile ismine leke sürdüğü gerekçesiyle onun bir akıl hastanesinde tedavi edilmesini uygun görürler. Şinasi Hisar, ailesinin düşüncelerinden haberdar olur olmaz evden kaçar, atıl durumdaki bir tiyatro binasına sığınır. Buna rağmen araştırmalarından vazgeçmez. Her sabah tiyatrodan çıkıp Ümit Meydanı’ndaki insanlara sarılır, notlar alır. Gelen şikayetler üzerine polisler tarafından yakalanıp hapse atılır. Ailesi tarafından reddedilir. Hapiste, diğer mahkûmların hikayelerini dinleyerek vakit geçirir. Hemen hepsiyle laflar. Onları tanımaya çalışır. İçlerinden birisi özel olarak ilgisini çeker. Bu, kimseyle konuşmayan, yüzünde derin çizgiler taşıyan Rıza Yadigâr’dır. Hisar onun suskunluğuyla etrafına ördüğü duvarı bir türlü aşamaz. Sadece, Rıza Yadigâr bileklerini kestiğinde, kısa bir an da olsa mesafeler ortadan kalkar. Şinasi Hisar, uzun süredir üzerinde çalıştığı bir sarılma türünü oldukça başarılı bir şekilde icra eder. Rıza Yadigâr, Şinasi Hisar’a gülümser, hayata gözlerini yumar.
Biliyordum. Notlarım tamam işte. Bu soruda eksiğim olamaz. Şinasi Hisar’ı kendimden iyi tanıyorum. Ezberleyene kadar canım çıkmıştı. Hata neyse düzeltilecektir. Kâğıdıma bakabilirsem... Sen öyle san! Doğru, ya bu büyük hatadan dönülmezse... Kim bilir ne dalavereler çevirmiştir Suat. Araya adam mı soktu acaba? Sınava yakın sık sık bize geliyordu. Doğru dürüst çalıştığını bilmem. Gezsin tozsun. Varsa yoksa... Aslında severdim onu, sertifikadan sonra çok değişti. Ne demezsin! Severdim, hatta Selma’yla mutlu olsunlar isterdim. Yeter, senin sevinçlerini, doğrularını, sevgini bilirim ben. Hoca da nerede kaldı? Gelse de rahat etsem. Şu sınıftakiler, şu burada sırf doğru düzgün, sabit bir gelir için, sigorta için, vize kolaylığı için burayı dolduranlar. Kanını emdiniz herkesin. Buradan benimle bir tutulacak insan çıkar mı? Onca zorluğa rağmen... Zorluk mu dedin? Durumuma rağmen. Bıktım artık, bu acizliğinden, gerçekleri çarpıtmandan, boş hayallerin peşinde koşmandan. Göğüs kafesinde hasta bir kuş yaşıyor senin. Yaşıyor demek çok doğru değil aslında. Hastalıklı, Suat’la Selma arasına sıkışmış. Onu oradan kurtarıp uçurmaya mecalin yok.
Sarılma akımlarını yazıp kısaca açıklayınız.
Sarılma Türleri
- Güvene Dayalı Sarılma: En zor sarılma akımıdır. Sarılan sanatçıların birbirleriyle alakalı en ufak bir şüphelerinin olmaması temeline dayanır. Bu tip sarılmalarda genellikle sarılanlardan biri, sarılma sanatında yönlendirici bir rol üstlenir. Sarılmayı yönlendiren kişinin kollarının pozisyonunu, kapanma şekli vb. teknik özellikler sarılmanın nasıl gerçekleşeceğine dair belirleyicidir.
- Açık Sarılma: En sık rastlanan ancak en az başarıya ulaşılan sarılma akımıdır. Sarılma sanatçıları için zirve noktasıdır. Sarılacak kişiler arasında ne sözcüklerle ifade edilebilinecek ne de sessizliğe dökülebilecek tek bir gizli düşüncenin, duygunun kalmasıyla başarıya ulaşılması mümkündür. Bu tür bir sarılmanın, sarılacak kişilerin ilişkilerindeki yoğunluğa ya da kırık döküklüğe göre diğer sarılma akımlarını da kapsaması muhtemeldir. Sarılacak kişilerin kollarının pozisyonları, teknikleri öngörülemezdir.
- Merhamet Ekseninde Sarılma: Eyleme dökülene dek üzerinde en çok düşünülen, sarılacak kişilerin kararsızlıkla kıvrandıkları sarılma akımıdır. Bu akımda merhamet arzulayan sarılma sanatçısının kolları sarıldığı sanatçının sırtında birleşir. Eller üst üstedir. Parmaklar bazen titremektedir. Böylece sarıldığı sanatçının bedenine, ruhuna, kalbine sığınmayı amaçlar. Merhamete daha az ihtiyaç duyan sarılma kişisinin sol eli sarıldığı kişinin bel kemiği hizasındadır, sağ eliyse omuzların yakınını sıvazlamaktadır. Bu sarılma akımında duygusal rahatlama yoğun olarak hissedilir.
- Tutku Dolu Sarılma: En sık rastlanan sarılma akımı olmasına rağmen özgürlük alanı çok kısıtlıdır. Gerek kişisel çekincelerden gerekse kamusal güvenlik sorunlarından, yasal zorunluluklardan dolayı, sertifikalı sanatçılardan bile tutku dolu sarılma anını yaşayabilen kişi sayısı çok azdır. Kolların şekli, sarılma sanatçıları arasında değişkenlik gösterir, bu açıdan bakıldığında en özgün sarılma akımıdır.
Neyi kaçırdım? Bu soruda da hatam olamaz. Boynumdaki damar patlayacak. Tık, tık, tık. İki puan, iki puan yani nedir ki? Bir gelecek, bir kıvanç, bir galibiyet... Milli Eğitim Bakanlığına bir mektup yazdım. İşte şimdi beni güldürdün. Sınava gelirken annemin verdiği pirinçleri yutmadım. Dualı diyordu, sıkıştıkça beddua ettiğinden inanmadım. Mektuba nasıl başladığını anımsıyor musun? Selma beni uğurlamaya gelmişti. Arkamdan Suat’la kıs kıs gülmüşlerdir. Saatlerce düşündün, sevgili, sayın... Hava güneşliydi ama şemsiyemi aldım. Uzadın gittin kelimelerle. Bir şaşırtmaca olmasın diye, soruları en az on defa. Nihayetinde aklına gelen tüm kelimeleri kullandın. Saygıdeğer, Sevgili, Ulu, Sayın, Büyük... Yapabileceğimin en iyisini yaptım. Hayır, yapmadın. Yaptıklarının yapabileceğinin en iyisi olduğuna kendini inandırdın. Başkalarının hikâyelerinden beslendin daima. Kendi hikâyenin peşine düşmedin. Bir başkası için değerli olan senin için değerliydi çoğunlukla. Kim neden korkuyorsa, bu korkusunu heyecanla anlattıysa, o korkuyu içinde büyüttün. Takdir ediyorum, asla yılmadın. Herkesin hikâyesinden bir şeyler aşırmak, aşırdıklarının kendine ait olduğuna inanmak konusunda büyük bir yeteneğin var.
Sarılma sanatının temel problemi nedir, anlatınız.
Kollar açık, ruhlar özgür, bedenler sarılmak için hazır görünüyor. Her şey normal seyrinde ilerliyor gibiyse de sarılma sanatı bir türlü amacına ulaşmıyor. Sarıldığınız kişiyle aynı noktada buluşamıyorsunuz. Bu noktada sarılma sanatının temel probleminden bahsedebiliriz. Bilinenin aksine bu problem, zaman değil, bir mesafe problemidir. Sarılmanın gerçekleşmemesi sarılacağınız kişiyle aranızda duran, söylenmemiş sözlerle, saklı kırgınlıklarla, toplumsal çekincelerle çizilmiş sınırdır. Sarılacağınız an mesafenin sıfıra eşitlenmesi gerekmektedir. Bu, ortak bir zamanda aynı mekânda bulunmaktan çok daha zordur. Böyle bir durumda, soyut bir anlam içermesine rağmen geçmişimizdeki bir insana sarılabilmenin de mümkün olduğunu söyleyebiliriz. Tam da bu noktada, anıların işlevinden söz edebiliriz. Sertifikalı sarılma sanatçılarının önemli bir görevi de listelerindeki kişilerle sarılma sanatının temel problemini yaşadıklarında, o kişilerin adlarının acil olarak genel merkeze bildirmeleridir.
Ne işler çeviriyorsun Suat? Nasıl bir oyun bu? Bu sorudan da eminim. Sertifika almamdan endişelendin değil mi? Neden? Nasılsa teori dışında işe yaramam. Yine nutuk mu atacaksın? O köpeği tekmelediğimde yaptığın gibi. Haklıydı, içten içe biliyorsun, orada öylece duruyordu. Hayır, benim kapımın önünde duruyordu. Üstelik çocukken en yakın arkadaşımdı. Gelip geçenlere kendini sevdirmek dışında ne yapıyordu? Saçmalama, bu kadar basit değil. Evime girip çıkanlara sinsice yanaşıp sırnaşıyordu. Sırf bu yüzden mi? Sen gördüğüm en acınası... Sus artık, sus. Biraz kemik, birkaç okşama için ne şaklabanlıklar yapıyordu. Biliyorsun, biliyorum. Suat gelip seninle konuştu, bir dost gibi. Geldi ve ahkam kesti, akıl verdi. Peki, şimdi benim önümü tıkayan Suat, kendine ne diyeceksin? Her zaman böyleydin. Olan biteni Suat’ın üzerine yıkmak senin karakterinin bir parçası. Tıpkı her zaman hasta hissetmen gibi. Tıpkı Selma’yı... Sus, sus Allah aşkına. Bırak Selma’yı.
Mesleğiniz dışında, sarılma hakkına sahip olmak istediğiniz en fazla üç kişi yazınız.
...
...
...
Boş boş bakıyorum. Böyle bir şey mi vardı? Birilerini yazmış olmalıyım. Annemi, belki Suat’ı, Selma’yı. Hadi en sürekli konuşan şu mendeburu. Ne yani sayılmaz mı? Çıldıracağım. Sol kolum ağrıdan uyuşmuş. Boğazım kupkuru. Hocayla konuşunca...
Kalem etekli, küt saçlı bir kadın sınıfa giriyor ben bütün bunlarla boğuşurken.
“Selim Bey hasta olduğundan gelemedi. Uygulama sınavını birlikte yapacağız arkadaşlar.”
Sırayla öğrencileri kaldırıyor. Başım kırılıp düşünceler ortaya saçılacak diye korkuyorum. Şimdi nereye gittin? En zor anımda suçlamak yok mu, hey?
Hoca beni işaret ediyor. Ne yapacağım? Anne, Suat, Selma, pire torbası, iç sesim, hastalıklar, yalanlar, acımasızlıklar ne yapacağım? Şiirler, şarkılar, fotoğraflar, resimler, ışık, karanlık, ne yapacağım?
Hoca gülümsüyor. Benden övgüyle bahsettiklerini söylüyor. Durumu açıklamaya çalışıyorum. “Kâğıdıma bakabilirsem,” cümlem yarıda kalıyor. Biraz anlayış, isteğim sadece biraz anlayış. “Özel bir durumum...” yarıda kalıyorum. Kendisine böyle bir bilgi verilmediğini söylüyor. Kollarını açıp bana doğru geliyor.
“Şimdi arkadaşlara, merhamet ekseninde sarılma akımından güzel bir örnek gösterelim,” diyor.
Nabzım hızlanıyor. Soruyu görmedim. Görsem yazardım. Yaklaşıyor. Nefes alamıyorum. Gövdesi gövdeme değiyor. Kolları...
Gözlerim kararıyor. Gerisi ve dahası...
