Metin Çalışkan: Kaptan Kurmaca - Gerçek Bir Hikâyeden Uyarlanmıştır
Kaptan’dan herkese selamlar...
Bu hafta şöyle:
gerçek bir hikâyeden uyarlanmıştır ya da gerçek bir hikâyeye uyarlanması muhtemeldir.
Dünyanın doğumundan ölümüne, ölümünden yeniden doğumuna tekrar eden bazı hikâyeler vardır ve sonsuza dek anlatılmalıdır.
Öyleyse, düşelim hikâyeye.
*
Ismarlama işler yapıyorum elbet. Çeşitli yazı işleri. Getirisi az, götürüsü fazla. Götürdüklerinden razıyım, getirdiklerinden belki. En son bir arka kapak yazısı yazdım:
“Borges Pizza?” diye sordu Bogartvari bir sesle.
Karşısındaki kişi yanlış numara olduğunu belirtti. Dedektif hafifçe kaşlarını çattı. Ahizeyi yerine koydu. Kısa bir süre bekledi. Sonra yeniden denedi. Aynı şey olmuştu. Pizzacının numarasını unuttuğuna inanamıyordu.
Efendi Yılan, kim tarafından kaleme alındığı belirsiz bir kara karnaval. Sıtkı Nadir (asıl olan) ve Dedektif Sıtkı Nadir (dedektif olan) ile tanışmaya, unutulmaz bir serüvene hazır olun. Bu kitaptan hiçbir şey almadığınızı düşünseniz dahi en azından beyzbolun kimi kurallarını öğrenebilirsiniz.
Eh... Her zaman olduğu üzere, edebiyatın asıl büyüleyici tarafını da işin içine katarsak, gerisi size; yani okura kalmış.
Unutmadan;
Uzun vakittir okuduğum en sürükleyici kitap. Elimden bırakamadım. Denedim. Başaramadım. Satırlar hayatımı ele geçirdi. Şu sıra “okudum hayatım karardı” terapi grubundayım.
(Ünlü Yazar Lemi L.)
*
Dipnotlar
Biletinizi göreyim... Buyurun, alta doğru devam edin.
[1] Bu cümlenin çalıntı olduğunu kanıtlamak amacıyla gerekli çalışmalara başlamak için çalışmalara başladım.
[2] Doğru çeviri için Yeraltı Çevirmenler Kulübü’nden kimseye ulaşamadım. Ama hâlâ ümitliyim.
[3] Eh bu cümleyi Sıtkı Nadir’in kimi edebi olmasa da edebi görünen zaaflarına bağlayabiliriz.
[4] Dünyanın hiçbir yerinde henüz bu tip bir tren kullanılmıyordu.
[5] Eskilerin popüler sineması. Pek çok insanın ilk filmini izlediği, gizli bir girişi bulunan sinema binası yıllardır el değiştiriyor ve yıllardır harabe halinde.
[6] Şehrin bağrına saplanan hançer. Yöneticiler tarafından şehrin en önemli eseri olacağı iddiasıyla yapılan ve etrafındaki karanlık yüzünden oturanlar dışında kimsenin yanaşmadığı yapı.
[7] Ücreti mukabilinde şiir yazdırabileceğiniz şairlerin yazıhanelerinin bulunduğu, duvarlarındaki dizelerin sık sık değiştiği, genellikle âşıkların, delilerin, vakitsizlerin ve cesurların eski buluşma yeri. Şimdi gittiğinizdeyse rüzgârın taşıdığı birkaç dizeyi işitmeniz, derin bir boşluğa maruz kalmanız mümkün.
[8] İşin güzelliği de dehşeti de burada yatmıyor mu?
[9] Bazı teknik aksaklıklar nedeniyle hikâyede kimi atlamalar ve takılmalar olmuştur. Hemen bir çaresine bakıyorum.
*
Şiir Buldum
Geçen kapıma bir şiir bırakmışlar. Şiir olduğunu zannediyorum en azından, emin değilim.
sonra bir olup dimdik dururlar
tüm gerçekler karşımda
ahşap bir yara açılır
göğüs kafesimde
na şuramda
özgürlük şarkıları duyulur
göğün grisi
geçen günlerin yorgun izleri
bir olup dimdik dururlar karşımda
pencere kenarına layık olmayan
birini bulduğumda
iki insan arası
kuş uçuşu mesafesini bilmeyen
ömrünce düş sefası yetiştirmeyen
yarı uyur yarı uyanık
birini bulduğumda
bir umut toza döner
kolaydır umut etmek oysa
pek çok anlam yitirildiğinde
pek çok anlam bulunduğunda
domateslerle, peynirlerle donatılmış
geniş masalarda
balkonlar bahçelere
bahçeler akan sulara vardığında
kolaydır umut etmek
ama tutuldum mu tozlu bir yorgunluğa
kâğıtlardan güvercin çıkaramam
kahretsin eski bir şeydir kaybolan
onu katiyen bulamam
ellerimle göremem
kitap aralarına gizlenemem
çok çok
kentlerle şiirleri
şiirlerle fotoğrafları
fotoğraflarla kol düğmelerini
kol düğmeleriyle trenleri katlar
cebime koyarım
alkışlamayınız
n’olur alkışlamayınız
ben kimseler gibi
ben yoklar gibi
ben boşluklar gibi
kentler yıkıp şiir yakamam
ve asla, bir başkasıyken
pencere kenarında duramam
