Işık Demirtaş: Ceviz Ağacı

Erenköy Tüccarbaşı durağında otururken yanı başındaki caddenin yoğun trafiğini hiçe sayan bir bahçesi vardı evinizin. Kapıdan girerken caddeyi arkanıza alır, dut, armut, erik, kiraz, ağaçlarının size fısıldayacaklarını duymak için yanlarına yaklaşır altlarında oyalanırdınız. Sokaktaki sesleri engelleyen bir gizli gücü var gibiydi bahçenin. Çeşit çeşit -kara, beyaz, kırmızı, alaca- aşılı iri dutların beyaz tentelere silkelenip koca koca tepsilerle komşulara pay edilmesi; yaz mevsiminin bir çeşit bağ bozumu eğlencesiydi. Elmalar, armutlar, bardak erikleriyle dolu ağaçlar da meyveleri olgunlaştıkça dalından koparılır yenirdi. Bahçenin orta yerindeki tulumbadan su çekmek ayrı bir eğlenceydi. Kimse bu eğlenceden geri kalmak istemez, “Biz de çekelim biz de çekelim,” diye sabırsızlanan çocukların sırayla tulumbanın başına oturmasına izin verilirdi. Biraz güç gerektiren tulumbanın kolunu hareket ettirmek zaman geçtikçe daha zahmetli hale gelir, tam dayanılmaz noktaya geldiğini hissettiğiniz anda kuyudan fışkıran suyun serinliğiyle canlanır, su akıp kovalar dolduğunda siz de dinlenmiş olarak yeniden başlama cesaretini bulurdunuz. 

Tek katlı ahşap evin bahçesinin sonundaki ceviz ağacı, kocaman kolları açık, sizi yazın sıcağından koruyacak gölgeliklerine cömertçe davet ederdi. Epeyce büyük olan bahçenin daha tenha ve sessiz olan kuytusundaki ceviz ağacının güçlü dallarından birine kurulmuş salıncak, kardeşinizle birlikte her zaman sizin sığınağınız olurdu. Kolon vuruncaya kadar salıncakta birbirinizi sallayıp hızlandırmak da ayrı bir eğlenceydi sizin için.

Bir sonbahar günü öğleden sonra salıncağa kardeşinizle birlikte bindiniz, birbirinize sarılmıştınız, ağlamaklıydınız. O gün anneniz babanızla tartışmış ilk kez bu kadar uzun süren bu tartışmanın tanıklığı sizi ceviz ağacındaki sığınağınıza sürüklemişti. Ya onlar ayrılırlarsa siz ne yapacaktınız? Neyse ki eve döndüğünüzde her şey tatlıya bağlanmıştı, onları gülerek sohbet ederken görünce yüreğinizdeki tüm kaygılar uçup gitmişti.

Oysa şimdiki mahallenizde tanıştığınız, büyük parkın dikdörtgen alanının sonundaki Ceviz Ağacı bambaşka. Koşuyolu’nda nerdeyse bir sokak boyu uzunluğundaki Tahtalı Park’ın sonunda bir çemberle kuşanmış oturma banklarının ortasında şahlanmış koşan Atların Havuzunun hizasındaki Ceviz Ağacı. Caddenin öte yanında ilk açıldığı günden bu yana neredeyse birkaç yılda bir büyüyüp genişleyerek parkın orta hizasına kadar ilerleyen Ceviz Ağacı Cafe Restaurant.

Aralıklı durak mesafesinde caddeye paralel uzanan parkın içi, manolya, kiraz, at kestanesi, ıhlamur, çınar, incir, çam ve greyfurt ağaçları ile bezelidir. Yürüyüş yollarında, tenis kortunda ve basketbol, voleybol sahalarında her zaman birileri vardır. Kuşların su ve yemlerinin bulunduğu yerdeki kalabalık telaşlarına gözünüz takılır. Güvercinler öndedir, onlar doyup uzaklaşınca sıra serçelere gelir. Bir keresinde yaz ortasında incir ağacının önünde, ucunda küçük üçgen bir sepet olan sırıkla tek tek incirleri toplayıp ellerindeki sepete koyan birkaç kişiyle karşılaşmıştınız. İncirleri toplayan komşular diğer geçenlere yaptıkları gibi size de ikram etmişlerdi. Parkın incirlerinin tadı da Tüccarbaşı’ndaki evinizin dutları gibi damağınızda.

Özellikle 2019 yılındaki pandemi döneminde herkese vaha olan bu güzel park yolunuzun da üzerinde olduğu için çok sık gittiğiniz bir yerdir. Yemyeşil çimenlerde kamp sandalyelerinde oturan genç-yaşlı insanlar ve ufaklıklara ayrılmış parkta salıncağa binen kaydıraktan kayan cıvıl cıvıl her yaştan çocuk. Pamuk helva satıcısının, simitçinin ve minyatür lunaparktaki salıncaklara sırayla minikleri bindiren yaşlı adamın üç ayrı köşede sessiz bekleyişleri. Parkın başlangıcındaki özel alanda sahipleriyle, birbirleriyle oynayan patili dostların kuyruklarının kıpırtısının havada dolaşan bulaşıcı sevinçleri. Tüm bunları güneş ışınlarının sımsıcak sarmaladığı bankta oturup gevşemiş bir halde izliyorsunuz. Yarı mahmur gözlerinizin önüne Gülhane Parkı’ndaki ceviz ağacı geliyor. Nasıl da kalabalık! Annenizin sımsıkı tuttuğunuz elinin sıcaklığı hala avuçlarınızda. Kendinizi, “Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda / Ne sen bunun farkındasın ne de...” dizelerini mırıldanırken yakalıyorsunuz.

Gene kitabınızı alıp gittiğiniz bir hafta sonu bankta otururken Ceviz Ağacı’nın etrafı kalabalıklaşıyor. İki çocuk salıncağı söküp atmış, nasıl sallanacaksınız şimdi? Yanınıza sokulup, “Annen gitti, baban kızgın seni çağırıyor,” diye kulağınıza fısıldıyor biri. İçiniz korkuyla doluyor. Kardeşiniz de görünmüyor ortalarda. Kardeşinize bakınırken Ceviz Ağacı’nın önünde uzayıp giden kuyruk dikkatinizi çekiyor. Her zamanki kalabalığından daha farklı bir manzara bu. Genç beyaz yakalıların bu güneşli tatil gününde neden burada sırada beklediğini merak ediyor, o tarafa; parkın sonuna doğru yürüyorsunuz. Atlı havuzun çevresindeki banklardan birine oturup izliyorsunuz. Kafenin çıkışındaki merdivenlerden inerken sıradan başını uzatıp selfie çeken gençleri görüyorsunuz. Ellerinde küçüklü büyüklü paketler var. O gençlerden bir çift gelip yanınızdaki banka oturuyor. Paketi açıp içindeki kadayıflı Dubai çikolatalarını iştahla yiyorlar. O sırada annenizin sesiyle başınızı çeviriyorsunuz: “Bunlar delirmiş... Daha neler! Kadayıf fıstık bir de çikolata... Adı da Dubai çikolatasıymış. Baban bunlardan katiyen yemez ben onun sevdiği çikolatadan alıp eve gidiyorum şimdi. Haydi sen de fazla gecikme,” diyerek uzaklaşıyor anneniz. Koşuyolu Parkı ve Ceviz Ağacı’nın müdavimleri çeşit çeşit. Boy boy uzanan kıpırtılı dallardan bir görünüp bir kaybolan güneş, gölgesinde saklanmış ceviz ağaçlarını belirsizleştiriyor.       

 

12/09/2026
14