Gizem Pınar Karaboğa: Rüzgârlı Köşe - Mektup

Arkadaşım,

Sanırım artık mektuplaşan pek kimse kalmamıştır, değil mi? Ptt’den kart da aldım sana, zarfta bulacaksın. Hatırla, ilkokulun karşısındaki kırtasiyeden simlilerinden alıp koleksiyon yapardık. Ne çok şey biriktirdik seninle, değil mi? Peçete koleksiyonu, pul koleksiyonu, kaset koleksiyonu... Kasetleri birbirimize ödünç verir; ertesi gün sınıfta en sevdiğimiz şarkıyı söylerdik. Kırmızı kalemimizi tükrüğümüzle ıslar, dudaklarımıza sürerdik; nar çiçeği gibi açılırdı ağzımız, oğlanlara dil çıkarırdık. Dünya’yı çocuk yüreğimiz kadar yani yumruğumuzun içi gibi bilirdik. Bu gezegeni ısırdığımız gibi, ballı nektarını bileklerimizden akıta akıta yerdik biz!  

Hele ilk gençlikte... Hatırla, okuldan kaçıp eteklerimizi kısaltırdık. Özgürlük Parkı’nda oğlanların peşine düşer, müzik cdleri alıp değiş tokuş ederdik. Gitara merak salmıştık, müzik grubu kuracaktık. Rock yapacaktık elbette. İdollerimiz müzisyen değildi ama: Senin kahramanın Eren Keskin, benimki Ayşenur Zarakolu... Hukuk okuyacaktın. İkimiz de Dünya’yı çürütmeye, onun tadına eşitçe, kardeşçe bakmamızı engellemeye çalışanların olduğunu ve bunların çok zalim olabileceklerini anlamaya başlıyorduk. -belki bu kadarını tahmin edemedik- Bu yüzden başımız daha dik olmalıydı, daha inatçı olmalıydık, daha çok sevmeliydik ki sevdiklerimizi daha iyi savunmalıydık. İlk iş İnsan Hakları Derneği’ne üye olacaktık. Bunları tertemiz suda rengarenk balıklar gibi berrak hatırlıyorum. Peki sonra ne oldu, işte burasına aklım ermiyor. Anlamama yardımcı olur musun arkadaşım?

Şimdilerde ithal edilen atıkların döküldüğü denizler gibi, aklımın kıyısından vicdanımın zirvesine kadar plastiğe bulanmış hissediyorum. Biz gerçeği nerede yitirdik? Sen beni benden iyi tanırsın, en iyi arkadaşımsın, bana hatırlatmanı isterim.

Biriktirdiğimiz her şeyi attık galiba, değil mi? Simli kartlar, pullar, kasetler, cdler, inanç, adalet, çaba, mücadele... Hukuk okumadın. Ben de yazdımsa da sorumluluk duyan yazarın kalemini saran yumruğuyla, direnişe kalkan koluyla, etiyle, bedeniyle var olmadım. Yazmak yetmez. Yazmak başlangıç.

Mektubuma şaşırmışsındır. Hatta bunca lakırdıyı niye etti diye düşünüyorsun belki. Sanma ki eski günleri yad eden bir bunak yazıyor bunları. Hayır. Yirmi yıllık sessizliğin ardından, beni boktan bir sosyal medya vitrinindeki arkadaşların arasından çıkarmış olmandan dolayı yazıyorum: Biz bundan çok daha fazlasıyız zaten. Eski dostum, sana yazıyorum çünkü bu bir davet: Çiçekli mektup kâğıtlarına, renkli zarflara, gerçek dostluğa, hayallerimize, hedeflerimize...

Her lise çıkışında olduğu gibi Kadıköy Hacı Bekir Pastanesi’nde buluşup acıbadem kurabiyesi yiyip kucaklaşmak üzere...

09/08/2026
30