Gizem Pınar Karaboğa: Rüzgârlı Köşe - Fırtına Sonrasına
Benim pırıl pırıl bir mantom vardı. Yündendi. Düğmeleri ahşap boynuz; kavuştukları ilik nazlı, burgu çember... Kolunun biri bir renk, öteki başka. Bir kolum bağ bahçe yeşili, bir kolum sıcak, altın kum... Göğsümün üstünde küçücük mavi cep; üzerinde ufacık gemi nakışı tüter.
Boynumda asi, mavi bir yakalık; ütülesem de düz durmaz; dalgalı hırçın. Mantomun etekleri hareketlidir; turunç rengi, ışıl şırıl pek güzeldir. Büyüyünce de giyerim, kocayana dek giyerim diye kocaman almıştım.
Ne vakit iplikleri sökülmeye başladı da düğmeleri patır pıtır düştü anlamadım. Dikerim dedim ama sızlanmaktan başka bir şey de yapmadım. Nazlı ilmek, “benim ne işim var burada, düğmeme sarılmadıkça” dedi; duymadım. Çember meğer boşluk demekmiş.
Dirsekleri parlamaya, çürümeye başladı mantomun. Al on paralık daha; nasıl aşındı bu kadar! Masa başında mı çürüttük ömrü, şöyle bir kollarımı kavuşturmadım diye mi oldu? Kolumla kolumu saraydım; peş peşe türküler sıralayaydım...
Hep üst üste mi gelir; baştan ayağa, beton dökülmüş, kaskatı oldu mantom. Güveler fena dadanmış, lime lime etmişler güzelim mantoyu. Gördüm geldiklerini, gördüm de bu kadar yuvalanacaklarını bilmedim. Göğsümde nakışım sızladı… Gemiler de ağlarmış*
Hepten eprimiş güzelim mantom. Nazlı mantom, yünden pak mantom. Ne olursa olsun mantoma ben sarılmalıyım. Çöpe atacak değilim a! Onsuz ben ne yaparım, lodos balığı gibi sersem olurum!
Çamurlanmış etekleri günü gelince ziller de çalacak. O zaman gör bak nasıl da danslar edeceğim!
*Gemiler De Ağlarmış: Cemil Kavukçu’nun, adını, çok sevdiğim öykü kitabı.
