Gizem Pınar Karaboğa: Rüzgârlı Köşe - Bu Yazının Başlığı “Sepya Meltem” Olur Olsa Olsa...

Ah Tanrım, keşke var olsaydın! Sana tapmamı istediğinde bunu tartışabilirdik ve bence iyi dost olurduk. Sana karıncaları, ipekböceklerini ve bal arılarını sorardım. Bu kadar şahane varlıkları yarattığın dünyada bizim işimiz ne?

Para kazanabilmek için videolar üretiyorum. Hayvanları tanıtıyorum. Geçen yaz iki tane arı kurtarmıştım denizden, söylemiş miydim? Çok övünürüm, herkese anlatırım, muhakkak sana da anlatmışımdır ey Tanım! Sana “eeeey!” diye seslensem sanki saklandığın mağaradan çıkıverir, var oluverirsin. Dünyayı bir çırpıda düzeltebilecekken ne diye saklanırsın? (Ah benim rakılı beynim! Yine kendi kendime kavga ediyorum. Bardağıma düşmüş meyve sineğini izliyorum. Neden onu kurtarmıyorum? Ben bir şarlatanım. Ben bir şarlatanım.)

Geçenlerde bir videoda gördüm: Örümceğin ayaklarından birine pamuk dolanmıştı. Biri cımbızla çekmeye çalışırken örümcek ayağını zarifçe uzatıyordu. Ben bir kırkayak öldürdüm. Üstelik onun çok iğrenç olduğunu düşünerek yaptım bunu. Bir canlıyı öldürmenin vebalini ömrümce taşıyacağım. İman tahtamı güm güm dövüyor yüreğim. (Ben zaten bunları ancak rakılıyken söylerim. Yazamıyorum. Şimdi yazacaklarım rakı etkisindedir: Affola!)

Gece. Peşinden gidiyorum Sina (Akyol) abimle Seyhan Erözçelik’in. Onların “kafaları epey yüklü”, olur da benimki olmaz mı? Dutlar, bülbüller kadar sarhoşum. Dalgalanıp durulamadan ilerliyorum arkalarından. Orhan Alkaya’nın evine gidiyorlar. Adresi de bir türlü bulamıyorlar. (Ben bir kez Engin Turgut hocamın imzasında görmüşüm Alkaya’yı. Tanışmadan severim) Erözçelik taksi durağındaki bir şoföre adresi soruyor. Ama kim bilir hangi kelimeleri seçerek soruyor ki Sina abim araya girip sakinleştirmeye çalışsa da kâr etmiyor. Durağa giren şoför kardeş ve diğerleri beyzbol sopalarına benzer sopalarla çıkıyorlar. Bizimkiler tabanları yağlıyorlar, ben de peşlerinden… Yalnız, şoför arkadaşların yorulacakları yok gibi; tam bizi iyi benzetecekler derken O. Alkaya var gücüyle bağırıyor yukarıdan:

“Buraya gireceksiniz, kapı açık, girer girmez kapatın kapıyı!”

Apartmana hızla giriyorlar. Sina abim kapıyı sıkıca kapatıyor. Ne kadar, “beni de alın içeri!” desem de kar etmiyor. Zamanı şaşmışım, öyle dedi. Yallah Gizem 2026’ya!

Sina abim, Seyhan Erözçelik yok bu zamanda. Orhan Alkaya kapıyı benim için yine açar mı? Şoför arkadaşa, “o yıllara gitmek istiyorum, sür arabacı!” desem güler mi? Haydar (Ergülen) hocamı özledim; bir süredir benimle konuşmuyor, acaba bana küs mü? Engin (Turgut) hocamla da uzun zaman oldu rakı içmedik… Bugün ben tek başıma içiyorum. Hayvanlarla ilgili videolar hazırlıyorum para kazanmak için. Ve kırkayaklar öldürüyorum. Eeeey Tanrım!

*Kendimi dahil ettiğim anı, Sina Akyol’un Zamana Bırakılmış Yazılar (Kâh ağırbaşlı kâh şırılşenlik yetmiş sekiz mürekkep) adlı kitabında.

*Bu yazı rakı eşliğinde yazıldı. Üzerinde hiç düzeltme yapılmadı. Editör/ yazar arkadaş Metin Çalışkan’a gönderildi. (neden öyle yapıldı ki?) O da sağ olsun, olduğu gibi yayınladı.

 

04/04/2026
66