Derya Yıldıran: Anlatının İzinde - Mor Amber (Chimamanda Ngozi Adichie-2003)
Kimi kitaplar üzerimize çöker. Mor Amber böyle bir ağırlıkla gelir. Sanki sayfalar ışık değil, gölge taşır. Her cümle, bir duvarın yanından geçerken duyulan uğultuyu andırır; okur hikâyeyi değil, hikâyenin üstünde gezinen karanlığı hisseder.
Bu romanın dünyası tam olarak görünür değildir. Dışarıda güneş vardır belki, ama iç mekânların havası soluktur, ağırdır, uzun süredir havalandırılmamış bir ruh gibi. İnsan burada kendi nefesini bile temkinle alır; çünkü hava, üzerinde otoritenin tortusunu taşır. Kuralların sesi yoktur, gölgeleri duvarlara sinmiştir.
Özgürlük bu topraklarda bir patlama değildir. Daha çok kilidi içeriden gevşeyen bir kapıdır; açılıp açılmayacağı belli olmayan, karanlık bir eşik. Mor amber çiçeği bu eşikte büyür. Güneşe değil, gölgeye alışmıştır; karanlığı tanır, onunla uzlaşır. Açtığında ses çıkarmasa da bu sessiz açılış bütün bir ruhun yönünü değiştirebilecek kadar derindir.
Adichie’nin romanında mor amber yalnızca bir bitki değildir; anlatının içine yerleştirilmiş sessiz bir işarettir. Görünüşte küçük, geri planda duran bu çiçek, romanın başkahramanı Kambili’nin içsel dönüşümünü taşıyan bir yetişme biçimine dönüşür: kırılgan ama dirençli, kendiliğinden ama özel koşullar isteyen, zorla değil ancak izin verildiğinde açabilen bir varlık. Mor rengi, romanın genel atmosferiyle aynı ağırlığı taşır; parlak değil, içine kapanık bir güzelliği vardır. Bu yüzden özgürlük de romanda yüksek sesli bir kavga ya da ani bir kopuş olarak belirmez. Mor amber gibi, gölgede kalır, acele etmez, kendi zamanını bekler.
Bu açılış birden gerçekleşmez. Önce bedende hissedilir: nefesin biraz daha derin alınması, sessizliğin artık yalnızca korku taşımaması, bakışların yere değil çevreye yönelmesi. Mor amber de böyle büyür; en zor koşullarda bile açabilir, kendi ritmini dayatır. Baba evinde her şey düzenli, ölçülü, “ideal” görünürken, çiçekler kokusuzdur. Orada biçim vardır. Nefes yoktur. Mor amber böyle bir yerde tutunamaz. Çünkü özgürlüğün olmadığı yerde yalnızca düzen vardır; ruh yoktur.
Romanın karanlık damarlarından biri, sessizlikten doğan otoritedir. Otorite burada bağırıp çağırmaz; çünkü insanı susturmanın en etkili yolu, onu konuşturmamaktır. Evin içinde dolaşan bu sessizlik, kırılmamak için gerilen bir tel gibidir. Kimse dokunmaz, ama herkes kopma ihtimalini bilir.
İnanç da romanın karanlığını besleyen bir başka damardır. Bir inanç düşün ki ruhu yüceltmek yerine sıkılaştırır; nefesi açmak yerine daraltır, göğe bakan gözleri yere doğru çevirir. Adichie bu ayrımı anlatmaz, atmosfer öyle yoğundur ki okur bunu düşünmeden hisseder.
Sınıf farkı bu karanlıkta bir çatlak gibi belirir. Varlık görünürde bir güvenlik hissi verir; ama romanın içinde varlık, bir tür klostrofobiye döner. Dışarıdan geniş görünen hayat, içeriden daralır. Yoksulluk ise karanlığın diğer yüzüdür: Mekân küçüktür, eşya azdır, hava ise daha hareketlidir. Adichie’nin kurduğu bu karşıtlık, ışığın değil, gölgenin tonlarıyla kurulur.
Romanın en geniş gölgesi, sömürgecilik sonrası dünyanın kırılmış kimliğidir. Bu kimlik her yerdedir ama hiçbir zaman tam olarak görünmez: Bir dilin ak sesinde, bir inancın biçim değiştirmiş kabuğunda, otoritenin ağır, yabancı vurgusunda belirir. Toplumun iyileşememiş yaraları, evlerin içine karanlık bir sis gibi çöker. İnsan bu sisin içinde büyür, nefes almayı öğrenir. Sis asla bütünüyle dağılmaz.
Aile bu karanlığın merkezindedir. Sevgi burada bir ışık değildir; bazen gölgenin altında ezilen bir filizdir, bazen sesini kaybetmiş bir hatırlayıştır. Duygular görünmez bir yerden sızar: Korku, sevgiye karışır, sadakat sessizliğe, umut ise çoğu zaman bir ihtimal olarak kalır, elden kayıp giden bir çizgiye dönüşür.
Ve bütün bu gölgelerin içinde büyüyen ruh, dış dünyayı değil, kendi içindeki karanlığın haritasını okumaya başlar.
Büyümek, burada bir aydınlanma değil, karanlığa göz alışıdır. Gölgenin içindeki şekilleri seçebilme gücü.
Mor Amber, işte bu gölgeli büyümenin romanı. Bir sesin değil, bir sızıntının hikâyesi; bir varışın değil, bir fark edişin eşiği.
Karanlığı açıklamaz; okurun içine karanlığın ağırlığını ilmek ilmek bırakır.
