Cenk Tanova: Bir Fısıltının Bestseller Oluşu
Edebiyat tarihinin garip bir adalet duygusu vardır. Bazı kitaplar kendi zamanlarında yanlış anlaşılır, eksik okunur ya da bütünüyle görmezden gelinir; sonra yıllar, hatta on yıllar sonra, hiç umulmadık bir coğrafyada yeniden doğarlar. Kürk Mantolu Madonna’nın İngiltere’de bestseller listelerine girmesi de tam olarak böyle bir gecikmişliğin sonucudur. Bu başarıyı yalnızca iyi bir çeviriye, şanslı bir pazarlama hamlesine ya da geçici bir sosyal medya dalgasına bağlamak, meselenin derinliğini ıskalamak olur. Burada olan şey, bir romanın çağını beklemesi, o çağın nihayet romana yetişmesidir.
Sabahattin Ali, Türk edebiyatında uzun süre “toplumcu gerçekçi” etiketiyle daraltılarak okundu. Oysa Kürk Mantolu Madonna ne doğrudan politik bir roman ne de döneminin ideolojik tartışmalarına yaslanan bir metindir. Romanın asıl gücü, insanın iç dünyasındaki sessiz kırılmaları, geç kalmış duyguları, hayat boyu taşınan eksiklik hissini neredeyse fısıltı tonunda anlatmasında yatar. İşte tam da bu fısıltı, bugünün İngiliz okurunda beklenmedik bir yankı bulmuştur.
Yalnızlığın Evrensel Dili
Raif Efendi’nin hikâyesi, yüzeyde son derece sıradan görünür. Silik bir memur, içine kapanık bir adam, sanki hayata yanlışlıkla karışmış biri. Ancak roman ilerledikçe, sıradanlığın bir tür görünmezliğe dönüştüğü anlaşılır. Raif Efendi yalnız değildir; ama yalnızlığı herkesin ortasında yaşar. Konuşur, çalışır, evlenir, çocuk sahibi olur, fakat hiçbir yerde gerçekten “orada” değildir.
Bu duygu, bugünün büyük şehirli okuruna fazlasıyla tanıdıktır. Özellikle Londra gibi metropollerde yaşayan milyonlarca insan, kalabalıklar içinde benzer bir silinmişlik hissiyle hayatını sürdürür. Göçmen olsun ya da olmasın, modern kent insanı çoğu zaman kendini geçici, ikame edilebilir, görünmez hisseder. Kürk Mantolu Madonna’nın İngiltere’de karşılık bulmasının temel nedenlerinden biri, evrensel yalnızlık halini herhangi bir coğrafyaya, dine ya da ideolojiye bağlamadan anlatabilmesidir.
Raif Efendi’nin Berlin’de yaşadığı yabancılık, bugünün Londra’sında yaşayan bir genç okurun gündelik deneyimiyle kolayca örtüşür. Sabahattin Ali romanında, dilin yetmediği, duyguların eksik kaldığı, insanın kendine bile yabancılaştığı anları dramatize etmeden, ajite etmeden sunar. Okur, kendini anlaşılmış, anlatılmış hissettiği için romana bağlanır.
Maria Puder: Zamansız Bir Figür
Romanın İngiltere’deki başarısında Maria Puder karakterinin payı ise ayrı bir başlığı hak eder. Maria Puder, romanın yazıldığı dönem düşünüldüğünde son derece aykırı bir kadın figürüdür. Ne romantik idealize edilmiş bir aşk figürü ne de erkeğin kurtuluş hikâyesinin aracıdır. Sanatçı kimliğiyle ayakta duran, duygusal olarak mesafeli, bağımsız ve eşitlik talep eden bir karakterdir.
İngiliz okur, özellikle son yıllarda edebiyatta güçlü ama kırılgan, bağımsız ama mesafeli kadın karakterlere ilgi gösteriyor. Maria Puder, bu ilginin tarihsel olarak erken bir örneği gibi durur. Üstelik karakter, bugünün diline uygun bir “feminist manifesto” taşımaz; varlığıyla, duruşuyla, sınırlarıyla konuşur. Böylece onu didaktik olmaktan kurtarır.
Maria Puder’in Raif Efendi’ye yaklaşımı, klasik aşk anlatılarının tersine işler. Güç dengesi nettir; Maria, sevginin eşitlik gerektirdiğini sezdirir. Bu yönüyle karakter, bugünün okuruna şaşırtıcı derecede güncel gelir. Bir anlamda Maria Puder, kendi zamanının çok ötesinde yazılmıştır ve ancak şimdi, farklı bir coğrafyada, gerçek okuruna kavuşmaktadır.
Geç Keşfedilmiş Bir Klasik
Batı edebiyat kanonu uzun süredir benzer hikâyeleri, benzer sesleri, benzer merkezleri dolaşıyor. Bu durum, yayıncılık dünyasında “keşfedilmemiş klasikler” arayışını hızlandırdı. Özellikle Batı dışında kalan edebiyat anlayışlarından gelen, ama evrensel bir dil kurabilen metinler ilgi çekiyor. Kürk Mantolu Madonna da böylesi bir arayış için ideal bir örnek olmuştur.
Sabahattin Ali’nin trajik hayatı da ilginin arka planında önemli bir rol oynar. Genç yaşta öldürülmüş, politik baskı görmüş, uzun süre kendi ülkesinde bile eksik anlaşılmış bir yazar. Sabahattin Ali’nin biyografisi, Batılı okur için yalnızca dramatik değil, aynı zamanda etik bir merak da uyandırır. “Bu ses neden bu kadar geç duyuldu” sorusu, romanın etrafında dolaşan görünmez bir çekim alanı yaratır.
Ancak romanın başarısını yalnızca yazarın hayatına bağlamak haksızlık olur. Çünkü metin, biyografiden bağımsız olarak ayakta durabilecek bir estetik yoğunluğa sahiptir. Çevirinin yalınlığı, anlatının ritmi ve duygunun evrenselliği, romanı “yerel bir merak” olmaktan çıkarıp gerçek bir dünya edebiyatı örneğine dönüştürür.
Sosyal Medya ve Duygu Ekonomisi
Bugünün edebiyat dolaşımı, yalnızca eleştirmenler ve akademi üzerinden işlemiyor. Sosyal medya, özellikle de görsel paylaşım, kısa alıntı odaklı platformlar, bir kitabın kaderini belirleyebiliyor. Kürk Mantolu Madonna, çağın “alıntılanabilir” romanlarından biri.
Romanın cümleleri kısa, yoğun, duygusal olarak güçlüdür. Melankoli estetiğine yatkın genç okur için cümleler, bir duygu vitrini işlevi görür. Kitap, okunmadan önce hissedilir; bu da okurun metne yaklaşımını kolaylaştırır. İngiltere’deki başarıda dolaşım biçiminin payı küçümsenemez.
Ancak burada ilginç olan şudur: Sosyal medya genellikle yüzeysel metinleri parlatırken, Kürk Mantolu Madonna gibi derin bir romanı da taşıyabilmiştir. Bunun nedeni, romanın duygu ile düşünce arasında kurduğu dengedir. Okur, yalnızca romantik bir hikâye okumaz; kendi hayatına dair bir boşlukla da yüzleşir.
Sessizliğin Gücü
Belki de romanın bugünkü başarısının en temel nedeni, yüksek sesli bir çağda sessiz kalabilmesidir. Günümüz edebiyatı çoğu zaman bağırır, iddia eder, kendini sürekli görünür kılmaya çalışır. Kürk Mantolu Madonna ise geri çekilir. Okuru zorlamaz, ikna etmeye çalışmaz. Geri çekiliş, metne beklenmedik bir güç kazandırır.
Raif Efendi’nin hayatı bir başarısızlık öyküsü gibi okunabilir. Ama roman, başarısızlığı yargılamaz. Aksine, insanın kendi içine sığınmasının, bazen hayatta kalmanın tek yolu olabileceğini sezdirir. Sezgi, özellikle pandemi sonrası dünyada, çok daha geniş bir karşılık bulmuştur.
İngiltere’de romanın bu kadar sevilmesi, biraz da bugünün okurunun kendi kırılganlığıyla barışma arzusuyla ilgilidir. Raif Efendi, “güçlü olma” zorunluluğunu reddeden bir figürdür. Reddiye, sessiz ama derindir.
Gecikmiş Bir Karşılaşma
Kürk Mantolu Madonna’nın İngiltere’de bestseller olması, edebiyatın hâlâ sürprizler yapabildiğini gösteriyor. Bir metin, kendi zamanında yanlış yerde durabilir; ama doğru okurla buluştuğunda yeniden doğar. Sabahattin Ali’nin romanı için olan da budur.
Kitabın başarısını geçici bir moda olarak görmek kolaydır. Oysa daha yakından bakıldığında, romanın bugünün dünyasında çok temel bir ihtiyaca cevap verdiği görülür: Anlaşılma ihtiyacına. Gürültüden yorulmuş, sürekli performans sergilemek zorunda kalan modern insan, Kürk Mantolu Madonna’da kendine ait bir sessizlik bulur.
Belki de Kürk Mantolu Madonna’nın İngiltere’de bu kadar sevilmesinin asıl nedeni şudur: Roman, okura “geç kaldın” demez. “Eksiksin” demez. Sadece şunu fısıldar: “Yalnız değilsin.” Ve bazen bu fısıltı, en yüksek seslerden daha güçlüdür.
