Ayşe Turkay Yiğit: Ayşenin Heybesi - Tutanamadığım O Kitap; Silas Marner
Elimde daha önce başlayıp yarıda bıraktığım George Eliot’un Silas Marner romanı vardı. Oğuz Atay’ın işaret ettiği yazarlardan biri olarak duymuştum adını. İlk başladığımda romanın içine girememiş, yarıda bırakmıştım. İçine neden giremediğimi tekrar elime alıp okumaya başlayınca fark ettim ancak her okuma keyif vermeyebilir kızım diye kendimi gaza getirerek bitirdim. Oğuz Atay’ın hatırı sayılır etkisi var tabii bu sabırda.
Bunları yazarken şunu fark ettim: Okumak ve yazmak üzerine ne anlatsam konu bir şekilde ya Oğuz Atay’a ya Tutunamayanlar’a geliyor. Ben şöyle bir okurum. Sevip bağrıma bastığım kitaplarla ilgili ne varsa okumaya, dinlemeye çalışırım. Tutunamayanlar’ı okuduğum zaman Oğuz Atay’la ilgili her şeyi merak ettim. Sanırım bu kitabın ismini de onunla yapılmış nadir röportajlardan birinde okumuştum. Velhasıl bazı tavsiyeler önemlidir benim için.
Romanın içine neden giremediğime gelince; yazar “ve, ayrıca, noktalı virgül, iki nokta” gibi bağlaçları, noktalama işaretlerini bir arada kullanarak uzun cümleler kurmuş romanın genelinde. Uzun cümlelere şerbetliyimdir aslında. Severim de. Bu romanda öyle olmadı. Birçok cümleyi anlayamadığım için karakterleri derinlemesine tanıyamadım. Dönüp dönüp okuduğum cümlelerde, anlatmaya çalıştığı karakterin iç dünyasına giremedim. Yine de bitirdim. Anlatım dili olarak biraz düz bir okuma oldu benim için.
Hemen şunu söyleyeyim, Asıl adı Mary Ann Evans olan George Eliot tarafından yazılan romanı Hasan Ali Yücel Klasikler Serisinden Fadime Kâhya çevirisi ile Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan okudum. Konu buradayken örnek bir cümle bırakayım.
“Eğer benzeri bütün doğal gelişmeler gibi insan inançlarının da sistemin engellerinden sıyrıldığını bilmeseydik, Nancy’nin kısır sosyal gelenekleri, doğru dürüst anlaşılmamış kilise doktrini kırıntılarını ve kısıtlı yaşam deneyimine dayandırdığı toyca akıl yürütmeleri bir araya getirdiği dinsel teorisiyle, inançları onun bilgisinin çok uzağında kalan bir sisteme dönüşmüş pek çok dindar kişininkine epeyce yakın bir düşünme biçimine kendi kendine ulaşmış olması tuhaf görünebilirdi.”
Ne diyor bu Tatar Ramazan misali öylece bakışıyoruz cümleyle. Dönüp tekrar okuyorum, sesli okuyorum. Olmuyor. Bir cümle daha yazıp bu faslı kapatacağım.
“Godfrey’in bile bile duygusuz bir projeyle oyalanmasını olanaklı kılabilecek şey yalnızca yeterli bilgiden yoksunluğuydu: Doğal kibarlığı kötü zamanların zalim dileklerinin üstesinden gelmişti ve Nancy’nin bir koca olarak ona ilişkin övgüsü tümüyle isteyerek üretilmiş bir hayale dayanmıyordu.”
Şimdi Nancy kocası Godrfey hakkında ne düşünüyor neden böyle düşünüyor anlamadım. Seviyor mu dövüyor mu belli değil. E öyle olunca da karakter derinliğine inemedim. Böyle cümleler kitabın genelinde olduğundan belirtmek istedim yoksa cımbızla çekmedim.
Hülasa, tecerrüt içinde okuduğum halde manasına vakıf olamadığım cümleler için bu fikriyatımı metih veya zem dışında naçizane bir tespit olarak değerlendirmenizi rica edeceğim. Çünkü içime Tanpınar kaçtı...))
Bu kısmı geçecek olursam zor ilerleyen ilk bölümünden sonra olayların çözülmeye başladığı ikinci bölüm daha rahattı. Hatta finalini çok sevdim. Ebeveynlikle ilgili, doğuran mı yoksa bakan mı diye genelde annelik üzerinden metinler okumuştum ama bu metin babalık üzerinden bu soruyla final yapıyor.
Silas Marner’in çocukla birlikte hayata tutunduğu, böyle olduğu halde vazgeçmeye bile razı olduğu bir son. Dönüp romanın başındaki epigrafı tekrar okuyunca içeriğe dair net bir ipucu olduğunu gördüm. Şöyle diyor:
“Bütün hediyelerden daha kıymetlidir çocuk
Yolunu şaşırmış insana bu dünyanın verebildiği
Ümidi taşır o ve geleceğe dair düşünceleri.
WORDSWORTH”
İçeriğe dair anlamlı fakat benim için tek başına düşündüğümde iddialı. Epigrafın ardını önünü bilmeden (ki belki bu kadardır) iki çocuklu bir kadın olarak şu yorumu yapacağım: Çocuk olayını çok büyütmeyin annem. Belli bir kalıp veya kutsal atfı yüklediğimiz her şey başımıza iş açıyor sonra. Çocuk elbette güzel, elbette kıymetli de yolunu şaşırmış insan için en kıymetli hediye midir emin değilim. Neyse çoluk çocuk meselesine bir ara gireriz. Kitaba döneyim.
Kitaptan ilahi adalet, sanayileşme, kentsel dönüşüm, din konuları üzerinden de çıkarımlar yapılabilir ama ben kendi adıma babalık, çocuk yetiştirme, kan bağı üzerinden çıkarımlarımı cebime koydum. E kimsenin cebine kimse karışamaz değil mi?
