Ayşe Turkay Yiğit: Ayşenin Heybesi - Rota Yeniden Oluşturuluyor
Banu Yıldıran Genç’in youtube kanalında Orhan Kemal’in Bir Filiz Vardı romanının incelemesini dinlemiştim birkaç gün evvel. Dinledikten sonra biraz Orhan Kemal’e kızdım biraz kendime, derken kaç gündür biri sorsa da anlatsam kıvamında canım sıkkın bir şekilde sebeplerini kendim sordum kendim anlattım zihnimin ekranında. Elim bir türlü yazmaya gitmedi. İnsan bazen yazma, bazen anlatma kıvamında oluyor. Anlatacak kimse yoksa kendime anlatırım diyerek konuyu içimdeki hasbihalle kapattım derken az önce seyrettiğim İran yapımı Kutsal İncirin Tohumu filmini yazayım diye Word sayfası açtığımda bu yazının ilk cümlesini gördüm. Oradan yürüdüm işte buraya kadar.
Öyle çabuk rota değiştiririm yani. Zaten her yeni his, her yeni düşünce bana rotayı tekrar hesaplattırır. Rotalarını tekrar hesaplayanlara selam olsun. Başta girdiği rotadan milim kaymayan kralların da gece iki burnu birden kapansın. Filmi sonra yazarım belki. Siz bir kenara yazın, seyredin bence.
Banu Hanım, Bir Filiz Vardı romanını eleştirdiği noktada Filiz’e âşık olan karakterin fazla idealize edildiğini söylüyor. Hatta Orhan Kemal’in mektuplarından yola çıkarak idealize ettiği karakterin kendisi olduğunu, bu romanı da gerçekten âşık olduğu küçük yaşta bir kızdan dolayı kendini aklamak için yazdığını söylüyor. Banu Hanım yorumunu kendini otorite olarak konumlandırdığı bir noktadan değil okur noktasından söylüyor. Hatta bunu tatlı tatlı söylüyor. Videolarını izleyin derim. Mektuplarda cinsiyetçi ifadeler var. Bunların yanında sanatçının hayatıyla eserini ayırmazsak mahvolduk diye de ekliyor videonun sonunda.
Orhan Kemal’den Bir Filiz Vardı’nın yanında Bereketli Topraklar Üzerinde, Gurbet Kuşları, Murtaza, Vukuat Var, Hanımın Çiftliği, Kaçak, Evlerden Biri’ni okudum. Genel izlenimim Orhan Kemal romanlarında idealize tip, kahraman, karakter yok. İnsanın çiğ hallerini yazıyor.
Yine de ben okurken kaçırdığım bu duruma üzüldüğüm gibi Orhan Kemal için de “sen de mi brütüs” dedim. Zira Orhan Kemal en sevdiklerim arasında yer alır. Her romanını farklı derecelerde severim. Canım sıkıldı biraz. Üstelik en sevdiklerim arasında yer alan Bir Gün Tek Başına’dan da bu minvalde bahsetmiş Banu Hanım. Ay ben iyice şok. Bütün okuduklarım yalan mıydı modunda arabesk dolanıyorum.
Zihnim duygularımı anında tartamıyor. Beni rahatsız eden, üzen, sinirlendiren ya da her ne duyguysa yaşadığım biraz üzerinde düşünmem gerekiyor. Bazen yaptığım bir tartışma için beş ay sonra “lan şunu deseydim ya” diye mükemmel bir cümle gelir. Bu yüzden tartışmalardan kaçınırım. Sonradan öğrendim ki bu bana acayip bir hava veriyormuş. Vay be kadına bak, cevap vermeye tenezzül bile etmedi diye suskunluğum karşı tarafı deli ediyormuş. Tenezzül etmediğimden değil anacım aklıma gelmiyor o anda. Olsun, şanım yürüsün.
Konuya dönüyorum. Videoyu seyrettikten sonra kendimde tespit ettiğim ilk duygu, öğretmenin sorduğu soruya yanlış cevap veren öğrenci mahcubiyeti oldu. Sonraki gün ve günlerde aptallık etme, sen Bihter Ziyagil’sin kızım saçmalama dedim kendime. Edebiyatın gücü burada işte. Herkes başka bir şey buluyor okuduklarında. Kimi kendinde eksik olanı buluyor kimi kendinde olanı. Üstelik hangi yaşta hangi zihin yapısında okuduğunuz da çok önemli. Bir ayrıntıyı kaçırdın diye bu kadar eziyet etme kendine kalk bir şeyler ye diyorum. Şimdi yazarken düşünüyorum da yakaladığı cinsiyetçi doneler yerine misal sermaye yanlısı ya da başka herhangi bir politik görüşe dair iz olsaydı bu kadar etkilenmezdim. Gurur mu yaptım sanki nedir kadın olarak?
Diğer duygu sevdiği insanın kendisini aldattığını öğrenen birinin yaşadığı tarzda bir hayal kırıklığı. Burada daha çok dolanıyorum. Sanat üretimini üretenden ayrı yerde konumlandırma olayı devreye giriyor. Yaşadığımız zaman diliminde, sevdiğim bir sanatçı, romancı ya da şarkıcıyla ilgili yaşadığım bir hayal kırıklığı olduğu zaman önce o kişinin üretimiyle ilişkim devreye giriyor. Misal Yavuz Bingöl, müthiş bir ses değildir ama eski kasetlerini döndüre döndüre dinlemişliğim var. Bakın burası çok önemli, kaset diyorum. Ben sesinin uyandırdığı hatıraları seviyorum, kendisi kukla insan olabilir, o onun sorunu dedim. Bu beni bir süre götürdü. Sonra onun artan kuklalıkları benim azalan ilgimle bitti aramızdaki ilişki. Şimdi sesini dijital bir aygıtta duysam kapatır ya da kanal değiştiririm.
Başka bir örnek olan Hasan Ali Toptaş’la yollarımı çabuk ayırdım. Kuşlar Yasına Gider, okuduğum tek romanıydı, henüz duygusal bir bağ oluşmamıştı aramızda. Okunacak daha binlerce kitap varken o da eksik kalsın dedim zorlanmadan. Bunlar benim kişisel tepkilerim. Bunları kolektif bir tepkiye çevirmek için de çaba harcamadım.
Mohsen Namjo da beni acayip hayal kırıklığına uğratanlardan biridir. Henüz duyunca kanal değiştirmiyorum. Kendi rızamla bir Mohsen açayım da dinleyeyim hevesim yok sadece. Neyse işte listeyi uzatmayayım. Demek istediğim yaşayanlar için tepkim bu şekillerde oldu şimdilik. Müteveffalar içinse daha geniş düşünüyorum. Ürüne odaklıyım. Sanat tarihi, müthiş üretimler ortaya koyan falsolu kişiliklerle dolu ve bu pilav çok su kaldırır. Neyse işte tüm bunları zihnimde dolandırdıktan sonra ne diyorum tahmin edin. Sen Bihter Ziyagil’sin aptallık etme, kendine gel ve git bir kahve yap dışarıdan alma diyorum.
Velhasıl kendimle usul usul kavgaya tutuşup tatlıya bağladım konuyu. Kendimle sürekli tartışma, sohbet halindeyim. Vallahi sohbetim çekilir, hiç sıkılmıyorum. Verip veriştiriyorum kendime. Rahat rahat atar yapıyorum. Şimdi dışarıda tartışmaya girmenin manası yok. En güzeli kendimle yaptığım. Aslında bu mevzuları aşmış olduğumu düşünüyordum ama aşamamışım meğer.
Şimdilik yine aştım gibi, yarın ne olur bilemem. Ayrıca Banu Hanım’ın sohbetlerinde kendi zihin dünyamdan çok şey buldum ve bu bulmalar çok keyifli oluyor bence. Kapı kapıyı açıyor. Sosyal medyayı bu anlamda çok seviyorum. Beni bir sürü iyi metinle, videoyla, tatlı insanla tanıştırdı. Gerçi en son instagram’da ipek peruk reels’larına bakarken buldum kendimi ama bu benim ayarsızlığım.
