Ayşe Turkay Yiğit: Ayşenin Heybesi - Kutsal Tecrit Anlatısı
“Meliha Yıldız 1975’te cinsel istismar da dahil birçok ihmal ve olumsuzluğun yaşandığı bir evde doğdu. Kırk dört yaşına geldiğinde, bir video-röportajla yaşadığı cinsel istismarı anlattı, bu onun için mağdurluktan aktivistliğe giden yolculuğun başlangıcı oldu. Türkiye’de aile içi cinsel istismarın “mağdur” tarafından anlatıldığı ilk kitap olan Kutsal Tecrit’i 2021 yılında yazdı.”
Meliha Yıldız’ın Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan “Kutsal Tecrit” anlatısını yazmaya nereden başlayacağımı bilemediğimden kitap girişinde bulunan tanıtım bölümünü aldım önce.
Kitabı yayımlandığı yıl alıp okumuştum. İsterim ki herkes okusun ama konusundan bahsedince kimse okumak istemiyor maalesef. Tıpkı ilk röportajını verdikten sonra birçok kişinin seyretmeyi reddetmesi gibi... Meliha Yıldız konuyla ilgili şöyle diyor kitapta:
“İzleyemedim diyenleri de çok düşündüm. İnsan bir başkasının acısına neden bakmaz? Tersten de sorabiliriz. Neden bakar? Zor oldu bunu cevaplamak. Önce kendimi sorguladım. Cevaplayamadığım sorularla insanları yargılamak haksızlık olur. Başkasının acısına baktığımızda neyi görürüz? Neyi görmeyiz? Başka insanların yorumlarından anlaşılıyordu aslında bu soruların cevapları… Suçluluk duygusu, bir çocuğun bunları yaşamış olduğunu bilmek ve bir şey yapamamış olmak. Ya da şu anda bunu yaşayan çocukların olduğunu bilmek, bunu engelleyememek ya da engellemenin imkânsız olduğunu düşünmek.”
Yazmaya karar verince kitabı tekrar okudum. Altını çizdiğim çok yer oldu. Hangi bölümünü anlatsam eksik kalacak gibi hissediyorum. Kalemim döndüğünce yazmaya çalışacağım. Meliha Yıldız’ın anlatısında sadece aile içi istismar yok. Konuyla bağlantılı olarak topluma, politikalara, kurumlara, aile ve arkadaş bağlarına, devrimcilere, terapi seanslarına, kitaplara, öykü karakterlerine, tarihe, simgelere kadar birçok konu var.
Evden kurtulup üniversiteye başlayınca sanata, kitaplara ve “başka bir dünya mümkün” hayalini taşıyan düşünce birliğine tutunmuş. Anlatısını okurken bu birikimi her satırda hissediyorsunuz. İlk röportajını seyreden devrimci arkadaşları şöyle demişler:
“Sen dibimizde o acıları çekerken biz seni görmeyip, dünyaları kurtarmaya çalışıyorduk.”
Kızmamış onlara. Çünkü sadece onun acılarını değil kendi acılarını da görmemiş ki arkadaşları.
“Bizi birleştiren zaten o zor hayatlarımız ve geçmişimizdi,” diyor ve ekliyor: “Hem bizim bir önemimiz yoktu ki biz adanmıştık. Babamıza, kocamıza, yoldaşımıza, devrime…” Al bu cümleleri saatlerce düşün...
Sekiz yaş civarı başlamış babasının istismarı.
“O dönem babamın yaptıklarının bir felaket olduğunun ben de farkında değildim. Bunun bir sevme şekli olduğunu düşünüyordum. Babam beni böyle seviyor diyordum, buna inanmak istiyordum... Ve babamı tanıyan birisi asla böyle bir şey yapmış olabileceğine inanmazdı. Çünkü babam mahallenin en dürüst, namuslu ve hayırsever insanlarından biriydi.”
Bazen bizim de zihnimiz sekiz yaşında bir çocuğun zihni gibi işliyor. Eminim ki hepimiz onun beni sevme biçimi bu diye kendimizi inandırdığımız ilişkiler yaşamışızdır.
“Burada bir tuhaflık var,” dediğiniz durumlarda kesinlikle orada bir tuhaflık vardır.
Ben bunu çok kez yaşadım. Eminim herkes yaşamıştır. Aile içi istismarın yanında çok şey var kitapta.
Annesine anlatmış ilkin: “Babam benim külotumu indiriyor.” Annesi buna rağmen geçiştiriyor. Hatta babasının odasına gitmeyi reddettiğinde döverek kendi yolluyor. Tüm bunları kendi çocuğu olunca daha net kavrıyor Meliha Yıldız.
Size kötülük yapanın canınızı acıtmasıyla buna göz yumanın acıtması o kadar farklı ki. Al bu bilgiyi hayatın her alanına taşı Ayşe diyerek okudum birçok şeyi. Kitapla ilgili ne yazsam eksik kalacak dedim ya, bu yüzden Meliha Yıldız’ın kelimelerine ağırlık vereceğim.
“Toplumun “bilmemek” eylemi arkasına saklanmasını ben annemden öğrendim. Bilmeyince mazur görülmenin acımasız masumiyeti. Hepimiz bu oyunun bir parçasıyız aslında. Büyüyünce öğrendim. Gönüllü cahilliğin gücünü ………bilmemenin arkasına sığındığında başlıyor zaten kötülük ………. Nasıl yaşanır diye düşünmeyin bu hayat. Nasıl katlandı diye. En karanlıkta bile aydınlıktan bir iz vardır. Yoksa karanlık, karanlık olur mu aydınlığın gücü olmasa ……….. Düşmenin sınırı olmadığını daha sonra çok gördüm. Ama direnmenin sınırı olmadığını da gördüm. Bana direnmek düştü.”
(Bu yazdıklarımın hepsi aynı paragrafta değil. Boşluk bırakarak bağlantılı cümleleri yazdım.)
Kitapta birçok cümleye kalbimi bırakmakla birlikte yukarıda yazdığım son sözlere kalbimi bırakmakla kalmayıp hayat manifestosu gözüyle baktım.
Annesi tarafından anlaşılmayıp eli boş dönen Meliha on altı yaşında ilk defa arkadaşı Ayşe’ye anlatıyor durumu. Ayşe de ona anlatıyor ve ağlıyorlar. İlk defa anlaşıldığını hissediyor.
“Şimdi ilk defa deyince düşündüm de annemi saymıyorum. Sanırım anlatmak için sadece söylemek yeterli değil. Anlatmak için anlaşılmak da gerekir. Anlatmak işteş bir durum olmalı. Anlatıyorsun anlamıyor. Anlatmamış oluyorsun.”
Ne olur Kutsal Tecrit’i okuyun. Başınızdan böyle bir olay geçmesine gerek yok onun duygularını anlamanız için. Kaleminin gücüne ve samimiyetine hayran oldum ben.
Erkeklerle ilişkisine de yansıyor bu durum. İlk kez bir arkadaşını çıplak ve erekte gördüğünde şok durumuna geçip hıçkırıklara boğuluyor. Durduramıyor ağlamasını. Kendi deyimiyle sağlıklı ilerletemiyor ilişkilerini.
“Neden çocukken yaşadıklarımın duygusundan bağımsız ilişkiler kuramıyorum ben? Neden seçimlerim beni hep değersizleştiren ilişkilerdi. Bir erkek beni ne kadar değersizleştirirse neden ben ona daha çok bağlanıyordum?”
Tüm süreçlerde destek almaya çalışmış. Terapi süreçlerine bakışını Avşar Ardıç değiştirmiş.
“Bir psikoloğun nötr olmaması, kimliğini, duygularını, düşüncelerini ortaya koyması, bana şunları gösterdi: İnsan doğrularıyla yanlışlarıyla insandı, karşımda bir tanrı durmuyordu. Bir rehber de hayatta hata yapabilirdi. Bu, psikoloğumla eşit koşullarda olduğumuzu hissetmemi sağladı. Bu eşitlik ve hata yapabilir olma hakkı özgürleşme yolumda bana güven verdi.”
Kendi deyimiyle Ursula Le Guin’in Yerdeniz serisinin başkarakteri Ged gibi gölgesiyle hesaplaşması gerektiğini düşünüyor ve zorlanarak da olsa her şeyi tüm çıplaklığıyla anlatıyor terapistine.
“Kırk dört yaşındaydım. Artık bir yaram vardı. Var olan bir şeyi iyileştirebilirdim. Yok saydığım, kaçtığım bir yara ne kadar canımı yakarsa yaksın iyileştiremezdim …… Mucizelere inanmam ama “kabullenmek” sihirli bir değnek gibiydi. Yaşadıklarımı kabullendiğim gibi insanları da dünyayı da olduğu gibi kabullenebiliyordum, yapamadıklarımdan dolayı öfkelenmiyordum.”
Her alanda bu böyle sanırım. Yüzleşmek gerek yaralarımızla. Bu illa yarayı açan tarafla olmak zorunda değil. Hatta beyhude bir çaba olur çoğunlukla. Herkes doğru yanlışın ötesinde kendi merceğinden bakıyor hayata çünkü.
Karaman’da Ensar Vakfı’ndaki yurtlarda cinsel istismara maruz kalan çocukların yaşadıkları ortaya çıkınca, yapılan yorumların hepsini okuyor Meliha Yıldız. “Bir kereden bir şey olmaz” açıklamasını unutamıyor. Unutmayacağını söylüyor kitapta. Bu açıklamadan sonra annesi aklına geliyor:
“Bazı annelerin, olaylara bakışını özetleyen ve sürekli tekrarlayarak çocuklarının hayatını mahvettikleri cümleleri vardır. Benim annemin ki de “Bir şey olmaz!”dı.”
Bu arada annesiyle yıllar sonra yüzleşiyor ve annesi, “Bilmiyordum,” diyor. Nasıl bilmediği konusunda tabii ki ikna olmuyor. Nasıl olsun ki?
Son terapi süreçlerindeki farkındalıkları onu yaşadıklarını anlatmaya hatta haykırmaya itiyor. Korkuları oluyor tabii. Konuştuktan sonra nelerle karşılaşabileceğini düşünerek kaygı duyuyor. Nihayetinde ne kaybedeceğim ki zaten etrafımdaki herkes kayıp değil mi diye düşünerek bu yola giriyor.
2020 yılında yapılan video-röportajdan sonra farklı tepkiler alıyor. Hepsine kitapta objektife bakan arkadaşlarım, objektife bakan toplum gibi başlıklarla yer veriyor. Kimisi kahraman ilan ediyor Meliha Yıldız’ı. O kahramanlık payesini kabul etmiyor. İsteği, bu ifşanın kendisiyle sınırlı kalmaması. Daha çok kadının ve erkeğin anlatması. Beddua edenler, cehennemde yanmasını isteyenler, öldürülmesini isteyenler de iyi gelmiyor.
“Yıllardır beni, başka mağdurları susturan toplum, şimdi faillerimi linç edip sorumluluklarından kurtulmak istiyordu.”
Meliha Yıldız her duyguyu öyle iyi ifade etmiş ki üzerine söz söylemek istemedim çoğu satırda. İstedim ki bu yazı onu onun kendini ve çevresini ifade ediş biçimiyle ilerlesin. Buradan sonrasına devam etmek istemiyorum. Lütfen Meliha Yıldız’ın Kutsal Tecrit anlatısını okuyun. Röportaj ve kitapla attığı bu değerli adım yalnız kalmasın. Ben çocuk Meliha’ya da yetişkin Meliha’ya da sarılıyorum.
