Ayşe Turkay Yiğit: Ayşenin Heybesi - Bir Söyleşi Serüveni

Hayatımda ilk kez topluluk önünde kendimi anlatacağım. Topluluk bilgisayarın öbür ucunda olsa da fark etmez. Çeşitli sebeplerle sahne önüne çıkmışlığım var ama burada özne benim. İlk kez olacak yani. E hâkim olduğun bir alan olduğu için heyecanlanmaman lazım. Ne sorsalar cevabı sende hem kim kendini anlatmaktan hoşlanmaz ki? (Ben diyenler cevap vermesin, yazının ritmini bozmaya gerek yok ayol). Olmuyor, acayip heyecan yapıyorum. Ben heyecanlı bir tipim. Olur olmadık yerlerde hatta en yakınlarımın yanında bile heyecana kapılıp dilimin dolandığı olur. Nöbetçi travmacılar devreye girsin bir zahmet :))

Neyse hazırlanalım bakalım. Hazırlıksız olduğum için böyle heyecanlıyımdır belki. Zihnimde sohbete başlıyorum. Ne sorular bitiyor ne cevaplar. Gürül gürül akıyorum mübarek hay maşallah. Yine de kalpte minik pıt pıtlar var. Sesimi uzay boşluğuna salayım bir de öyle çalışayım diyorum. Kendi sesimi duyar duymaz heyecanlanıyorum, sesim cümlenin başıyla sonunda aynı tonda değil. İçime kaçıyor gittikçe eyvahlar olsun.

Bulduğum her fırsatta sesli çalışıyorum. Bir ara yazmayı deniyorum. Konuşma diliyle yazar oradan okurum diye düşünüyorum. Büyük risk, metinden kopup tekrar dönmem gerekirse hık hık ederim kesin. Havaya konuşmaya devam. Bu etap da bitti. Sırada seyircili prova var.

O gün evde minik bir misafirimiz var. Altı yaşındaki arkadaşıma, “Lütfen,” diyorum. “Karşımda dur ve beni dinle.” İki gün sonraki sohbet programı için hazırlık yapmam gerek pliiis baby. İkna olmayınca çizgi film kozumu kullanıyorum. Kerhen de olsa kabul ediyor. Onu yatağa oturtuyorum, ben ayakta konuşmaya başlıyorum. İyi de ben ayakta olmayacağım ki. Oturarak konuşacağım. Bir tur daha lütfen, bak fazladan bir çizgi film çalışır. Garibim gönülsüz ama kabul ediyor. Bu kez sandalyeye oturuyorum. Seyircili prova da tamam. Ne anlatacağımı da buldum.

Ara sıra kendinizle sohbet edin çok iyi geliyor. Neyi ne için yaptığınızı sorun arada bir. Cevaplar şaşırtıcı olabilir. Kendimle yaptığım bir dizi sohbet heyecanımı azaltmasa da kendimi biraz daha iyi tanımama sebep oldu. Yazı yazmak üzerine tabii. Yoksa aydınlanmayan çok taraf var hala.

Bu arada eşi dostu davet ediyorum sosyal medya üzerinden. Hem davet ediyorum hem gelirlerse diye korkuyorum. Aslında söyleşi ortamı formal bir ortam değil. İçimde bu kadar büyüttüğüm için kendime kızıyorum. Niye böyle yapıyorum bilmiyorum. Nöbetçi çakra açıcılar devreye lütfen :))

Hazırlık yaparken geçmişte bugünlerin izini taşıyan bir özelliğim var mı diye düşünüyorum. Zira olmalı. Kimi dinlediysem üç yaşında okumaya beş yaşında yazmaya başlamış. Benim ilk hatırladığım yıllar birkaç nokta hariç ortaokul. Gerisi komple kayıp. Ulan eller sekiz yaşında şiir kitabı yazmış benim o yıllarım hiç yok. Zorla kızım kendini vardır bir şey. Hah! Buldum. Ortaokulda kompozisyon derslerini çok severdim. Oh be, var bizim de edebi bir geçmişimiz. Zihnimin dehlizlerinden bir de şiir yarışması çıktı. Liseler arası şiir yarışmasında birinciliğim var, heheyt be. Kaç şiir arasından geldi bu birincilik hatırlamıyorum ve bu bilgi mühim değil bence :))

Konuşmaya teşekkürle başlamak âdettendir ben de öyle başlarım diyorum ilkin. Hızımı alamam ve teşekkürün sonu Şoförler Odası’na kadar gider diye korktuğum için vazgeçiyorum :))

Konunun özetine gelecek olursam, ben yazmadan önce okumayı çok sevdim. Ama öyle kendimi bildim bileli değil otuzlu yaşlarımın başında iki çocuklu bir kadınken. Okumak derken yanlış oldu, her şeyi okumayı sevmiyorum. Romanları çok seviyorum. Öykü, şiir, dergi değil, ille de roman. Çok sevdiğim Orhan Kemal’in bile öykü kitabının dönüp yüzüne bakmadım. Roman zannedip öykü kitabını almışım, duruyor kitaplıkta öylece. Sonraları belli sebeplerle öykü de okudum hala okuyorum. En iyisi roman demiyorum, ben en çok romanları seviyorum diyorum.

Dün akşam söyleşi oldu. Kendim olamamaktan korkuyordum. Korktuğum olmadı. Kusurlarımla ben vardım ekranda. Fena geçmedi bence. Yer yer konuyu dağıtıp bağlayacağım yeri de unuttum, laptopu şarja takmayı da. Bir ara laptopun şarjı bitti çünkü.

Beni roman yazmaya götüren yolları anlamaya çalıştım anlatırken. Çok şey denedim. Hiçbirinde bir adım ilerisi için cüret gösteremedim. Üç yıl belediye konservatuvarına gittim. Bağlama çalmayı, nota okumayı öğrendim. Gerisi gelmedi. Akort yapmayı öğrenemediğim için bıraktım belki de. Koroya katıldım iki yıl. Solo tecrübem de oldu ama gerisi gelmedi. Felsefe bölümüne kayıt yaptırdım. Okulun yarısında bıraktım, olmadı, yapamadım. Yapmak istemedim belki de bilmiyorum. Beste yaptım. Kısa film projesinde senarist, oyuncu olarak yer aldım. Bitti. Bunları yaparken de bırakırken de mutluydum. Hiçbiri boşa değildi.

Yazmayı hiç bırakmadım ama. Hep daha fazlasına cüret ettim. En sonunda roman yazdım. Kendi adıma çok cüretkâr bir şey yaptığımı düşünüyorum. İlk kez, yaptığım bir işte haddimi aşma isteğim var. Yazdım bitti olmadı bu kez. Hala yazıyorum. Kendime koyduğum bir hedef yok. Sıkıya gelemem ben. Kendime ya da başkasına hiçbir vaadim de yok. Yolu seviyorum. Özetle bunlardan bahsetmeye çalıştım. Dün akşamki söyleşi bir nevi kendimle girdiğim bir iddiaydı ve galiba ben kazandım.

21/12/2025
118