Ayşe Turkay Yiğit: Ayşenin Heybesi - Beni Şilili Sayın

Şilili yazar İsabel Allende’den Günlerin Getirdiği romanını okumuştum uzun zaman önce. Aile öyküsünü anlattığı kitabında kullandığı dil oldukça samimiydi. Ve Ayrıca sansürsüzdü. Sanırım yazdıklarında kendinden yola çıkan yazarların kitaplarını pek seviyorum. Ülkemizde sık yapılmadığını düşünüyorum. Geçen yıl okuyup en sevdiklerim arasında yer alan Veronica Raimo’nun Yalan Dolan’ı da bu tarz bir roman. Kurguyla otobiyografinin iç içe geçtiği yani. Bir ara ondan da bahsederim. Şimdilik konuma sadık kalarak Allende’den devam edeyim. Allende’nin Ruhlar Evi’nden yani.

Romanının son on sayfasında dayanamayıp hikâye paylaşmıştım. Üşenmezsem bir iki satır yazarım demiştim. Tabii ki üşendim ve yazmadım. Bilmem kaç saat sonra fark ettim ki hikâyede büyülü gerçeklik yerine büyür gerçeklik yazmışım. Cep telefonunda yazarken hiç başarılı değilim. Hala tek parmak yazabiliyorum. Çoğu zaman sesli klavye kullanıyorum. Artık sesli klavye şivemden ne anlarsa o çıkıyor ortaya. Mecbur sildim hikâyeyi ve buraya geldim.

Kitabı uzun sürede okudum. Sanıyorum yirmi günü buldu bitirmem. Benim için hızlı akan bir roman değildi. Ta ki sosyalistler iktidara gelinceye kadar. Sonrası aktı gitti. Başlarında, romanın hangi dönemde geçtiğini anlayamadım. Sayfalar ilerledikçe, daha doğrusu romanda deprem olunca, Şili’de 1960 yılında dünyanın en büyük depremi olduğunu öğrendim. Romanın geçtiği dönem böylelikle kafamda oturmuş oldu.

Roman, iki anlatıcıyla ilerliyor. Çoğunlukla dış göz olarak üçüncü tekil şahıs anlatıcıyla ilerlemekle birlikte arada ana karakterimiz şerefsiz Esteban Trueba’nın gözünden de okuyoruz romanı. Şimdi bu yazdıklarımın çoğu benim öznel bakışım olacağından istediğim sıfatla hitap edebilirim karakterlere. Ya nasıl şerefsiz demeyeyim, genç kızlara, bakın burası çok önemli çoğul eki kullanıyorum, zorla sahip olup hamile bırakıp arkasını dönüp gidiyor bu karakterimiz.

Trueba, ne işçi sınıfı biliyor ne kadın ne insan hakkı. Güya âşık ama biricik aşkı ölünce onun epey küçük kız kardeşiyle evleniyor falan. Kınamıyorum, kimse kınadığını yaşamadan ölmezmiş neme lazım. Yalan yok içim daraldı kitabın başlarında. Yazar, hiçbir duygu yüklemesi yapmamış okuyucuya. Doğrudan anlatmış. Romanda ülke ismi geçmiyor ama önemli olaylara baktığımızda Şili’yi anlattığını anlıyoruz.

Güney Amerika romanlarında isim karışıklığı çok oluyor. Uzun isim koyma konusunda inatları var adamların. Herkesin üç ismi var. Okuduğum başka bir Güney Amerika romanında daha uzun isimler vardı. Çok zor karakterleri oturtmak. Allende, bu açıdan anlaşılır yazmış romanı. Unuttuğunuz bir karakteri karaktere ait birkaç özellikle birlikte vermiş ilerleyen sayfalarda. Benim gibi dikkati dağınık okurlara büyük fayda. Üç nesil devam eden bir aile, ülke resmi çizmiş roman. Severim bu tarz romanları.

Üçüncü nesil karakterimiz torun Alba, yaşadığı işkence günlerinde, tüm olanları yazma isteğiyle ayakta kalıyor. Yaşadıklarını asla bir intikam duygusuyla değil iyileşme arzusuyla ifade ediyor. Çok sevdim romanı. İyi ki şerefsiz Trueba’ya kızıp bırakmamışım. Birkaç alıntı iliştireyim şuraya da iyice merak edin.

Ekmek, eğlence ve tapılacak bir şey, halkın bütün ihtiyacı budur işte.

Senatör, bütün o aylar boyunca, kendi tertemiz darbe yanlısı geçmişinin bile teröre karşı bir güvence olmadığını anlamıştı.

Hiçbir şeyi bilmek istemeyen, normal bir hayat yaşadıkları hayalini sürdürebilen, acılarla dolu bir denizde sürüklenen bir salın üstünde olduklarını kabule yanaşmayan, tüm kanıtlara rağmen kendi mutlu dünyalarının az ötesinde başka hayatlar olduğundan ve o karanlık tarafta hayatta kalan ya da ölen başkalarının olduğundan haberleri olmayan insanların o huzurlu ve düzenli hayatlarının paralelinde gerçekleşmekte olan korkunç şeyleri bütün dünya öğrenmeliydi.

İyi aile kızları artık bedavaya yatıyorlar, nasıl bir rekabetle karşı karşıya olduğumuzu varın siz hesap edin.

Dönemin politik atmosferi o kadar bizden ki. Son bölümde yazılanlar yüreğimi başka türlü sıkıştırdı fakat metne daha sıkı bağlanmamı sağladı. Yeryüzünde savaşlar bitmiyor. Savaşın soğuk yüzünüyse yazılı tarih değil edebiyat anlatıyor bize.

İyi ki edebiyat var.

15/03/2026
22