Ayşe Turkay Yiğit: Ayşenin Heybesi - Altın Gününden Socratese Adım Adım Poğaça Tarifi
“Poğaça kıyır kıyır olmuş tatlım, ne koydun içine?”
“Abla, bir yemek kaşığı sirke koyunca böyle kıyır kıyır oluyor. Bir de ben süt değil yoğurt kullanırım. Böyle yapınca daha çok özleşiyor hamur.”
“Nermin, gelinine burma bilezik almış. Gelin hamile kaldı ya sonunda. Oğluyla gelini yedi sene gezdiler tozdular sonunda çocuk yapmaya karar verdiler. Nermin bir mutlu bir mutlu sormayın. Yıllardır bugünü hayal ediyordu kadıncağız.”
“Çocuk ya da torun, bir insanın nasıl hayali olabilir ki? Hım böğürtlenli cheesecake ne kadar güzel olmuş… Hayal dediğin dünyayı gezmektir, konser vermektir, roman yazmaktır, bahçeli bir ev kurmaktır.”
“Sen yapma o zaman. Dünyayı da gezmedin çocuk da yapmadın zaten.”
“Nuriye, bari sesini kıs şu telefonunun.”
“Nuriye’nin namaz saati geldi, hepimiz duyduk değil mi? Hepimiz ezanı duymazsak sevap puanları düşük yazılacak öbür tarafta. Ezanı ne kadar çok kişi duyarsa namazın bonusu o kadar yüksek oluyor sanırım.”
“Kız ne biçim konuşuyorsun günah ayol.”
“Din ve devlet işlerinin ayrı olması gibi din ve servet işlerinin de ayrı olması lazım. Hem altınları topluyor hem sevapları.”
“Kız sus hepimizi günaha sokacaksın.”
“Takım oyunu mu bu Cevriye Abla ben konuşunca siz niye günaha giriyorsunuz?”
“Şu poğaçanın tarifini yazsana şekerim, bir sirkeyle olacak iş değil bu. Çok güzel olmuş.”
“Oturduğundan beri poğaça yiyorsun sen de.”
“Yesin ayol kadın. Size ne?”
“Yesin canım bir şey demedim. Sadece durum tespiti yaptım.”
“Tespitlerini sevsinler.”
“Mualla geldiğinden beri fıkır fıkırsın. Geceyi boş geçirmedin herhalde.”
“Ay belli oluyor değil mi hemen. Benim adam çok iştahlı ne yapayım.”
“Kocan mı iştahlı sen mi kızım. Senin iştah tüm mahalleye yeterdi maşallah. Kaşın gözün ayrı oynuyor adamı görünce.”
“Oynuyor vallahi.”
“Şu konulara girmeseniz olmaz değil mi?”
“Olmaz canım. Bu konulara girmeyelim de şeker pancarındaki devlet kotasından mı bahsedelim?”
“Şeker yok mu bu masada? Herkes şekersiz mi içiyor çayı?”
“Hemen getiriyorum. Artık çoğu kişi şekersiz içince ben de unutuyorum haliyle.”
“Çayı şekerli içen, temizlik robotu olmayan ve Hanımın Çiftliği seyretmeyen son insan benim herhalde. Ha ha ha.”
“Hanımın Çiftliği aslında Orhan Kemal’in üç ciltlik romanının ikincisi.”
“Kültür ataşemiz ne zaman konuşacak diye bekliyorduk hah iyi oldu bu. Sokrates’ten yok mu bir şeyler?”
“Ay iyi ki geçen gün bir şey dedim. Geçin hemen dalganızı. Okuyorum ben anladınız mı okuyorum. İki satır da siz okuyun şurada poğaça tarifi dışında bir şeyler konuşabilelim.”
“Sen o konuları entel arkadaşlarınla konuş hayatım. Biz, poğaça tarifi verip, aldığımız kiloları nasıl vereceğimizi konuşacağız tamam mı?”
“Benim namaz hocam her daim yanımda. Okuyorum her gün.”
“Abla, bin kere okumuşsundur elindekini. Güncellenen bir şey de yok. Dönüp dolaşıp aynı şeyleri okumanın ne faydası var?”
“Pekiştiriyorum imanımı. Allah herkese nasip etsin ne diyeyim.”
“Boş verin Sokrates’i. Evlerden ocaktan ırak. Huriye’nin oğlan dost hayatı yaşıyormuş, öyle diyorlar.”
“Oh iyi yapıyormuş öyle yapıyorsa. Evlenmek yasaklanmalı, herkes dost hayatı yaşamalı bence.”
“Tövbe estağfurullah. Kızım sen bir daha güne gelme. Buralar sana göre değil.”
“Ne demişti senin adam? Bildiğim bir şey yok muydu, hiçbir şey bilmiyorum muydu?
“Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir.”
“O ne biçim laf be. Bunu da övünerek mi söylemiş? Bak ben biliyorum. Huriye’nin oğlan dost tutmuş.”
“Pilates mi patates mi neydi adamın adı?”
“Sokrates.”
“Kızım azıcık ayet hadis falan okusan. Bunların kime ne faydası var yavrum? Bu dünyanın bir de öbür tarafı var. Ahiretine yatırım yap azıcık.”
“Ben yatırım işlerini günde yapıyorum. Bak altın fiyatları nasıl arttı. Asıl yatırım bu işte. Din ve yatırım kelimelerini bir arada düşünemiyorum.”
“Tamam yahu. Şu tarifi yazdırmadınız bir türlü. Neydi un miktarı. Aldığı kadar un diyorsun da neyin aldığı kadar. Bana net yazdır şunu.”
“Senin Sokrates şu poğaçalardan yeseydi dünyaya başka türlü bakardı yeminle.”
