Ayşe Turkay Yiğit: Ayşenin Heybesi - Ali Teoman - Uykuda Çocuk Ölümleri
“İstanbul’un altını üstüne, üstünü altına getirdi, efsanelerde, menkıbelerde, lugazlarda dolaştı. Şirket memuru vakarına uygun yaşadı. Hollywood tarzı aksiyonlar atlattı ve hakikatle bitti. Apostroflu mes’udum.”
X’te böyle yazmıştım Ali Teoman’ın Uykuda Çocuk Ölümleri için. Bu arada ilk kez Twitter’a X diyorum. İşin doğrusu ben X’e Twitter diyorum. Kuzum Elon Musk, ne gerek vardı isim değişikliğine? Biz mavi kuşlu tüvitler atmaktan razıydık. X deyince bu mecrada gözlemlediğim bir durum var ondan bahsedeyim girişte.
Kitaplara dair yazmayı seviyorum. Analist ya da eleştirmen değilim. Olmak da istemem. Ben kitaplarla kurduğum bağ üzerinden onları anlatıyorum. Elimden ve içimden gelen bu. İnsanların kitaplar üzerine fikirlerini yazmasını ve onları okumayı seviyorum.
Bunları neden söylediğime gelince, son zamanlarda gözlemlediğim bir durum var. Kitaplar üzerine yazılan yazıları belli bir kalıba sokmak isteyenler var. İstiyorlar ki herkes aynı hizada olsun. Bazen Deli Kadir tonlamasıyla “seviyorum uleyn” demek bile yeterli bence. İnsanlar her tarzda fikir ya da duygularını ifade edebilir. Ha sen seversin sevmezsin o başka. Ben de bazen ne diyor bu Tatar Ramazan diye okuyorum yazılanları.
Uykuda Çocuk Ölümleri’ne gelirsem yazının girişinde belirttiğim üzere son bölümlerde bir Hollywood aksiyonu yaşanıyor. Karakterimiz Xeno, selden kaykayla kaçarken son anda bir kapak bulup açıyor ve sele kapılmaktan kurtuluyor. Tabii hemen başka çıkış yolları bulmalı çünkü kapak sele kısa bir süre dayanabilir. Bu bölümleri okurken kaykayın üstündeki Xeno gitti Keanu Revees geldi zihnime. Benzer hisler Saramago’nun Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş romanını okurken olmuştu. O da son bölümlerinde Hollywood romantizmi yaşatmıştı bana. İşte bunlar hep kapitalizm :)
Uykuda Çocuk Ölümleri’ni okurken çok kitap ve karakter geldi aklıma ama genelde eşlikçim Kafka oldu. Kafka benim yazarlarımdan biri değildi aslında. Aklıma gelmesine şaşırdım ama Xeno’nun yaşadığı onca absürt olaya şaşırmayıp çalıştığı şirketin bir neferi gibi davranması beni hep Bay K. ve G. Samsa’ya götürdü. Kafka’nın karanlığı vardı romanda. Bir de Bekçi Murtaza’nın kraldan çok kralcılığı. İstanbul Boğazı’nın sularının çekilme ihtimali olan bir sahne var. Orada da Kara Kitap’ı andım. Şimdi yazarken fark ettim ki ikisi de bir arayışın romanı.
Xeno, ŞİRKET’te çalışan, işine ve amirlerine bağlı otuz üç yaşında bir gençtir. Evet, şüphesiz otuz üç yaş genç bir yaştır. ŞİRKET evraklarından birinin başka bir personele gitmesi gerekirken kendine gelmesiyle diğer personeli aramaya koyulur. Özetle macera böyle başlıyor. Xeno, roman boyunca arıyor. Arayış romanı diyebiliriz eğer tek kelime ile anlat diyen olursa.
Xeno, çoğunluğu yerin altında geçen arayışlarında birçok absürt olayla karşılaşır ama hiçbirine çok şaşırmaz. Hemen kabullenir. Karkas etlerle satranç oynayanlar mı dersin, mezar kazıcılar mı dersin amfilerde konferans verenler mi dersin reprodüksiyon sanat eserleri müzayedecileri mi dersin daha bir sürü akıl dışı şeylere şahit olur. Çok etkilenmez bunlardan. Çünkü kafayı aradığı şeye takmıştır. Tüm bunlara çok takılmaz da neye takılır biliyor musunuz? İnandığı şeylerin boşa çıkmasına.
Öyle değil miyizdir bizlerde? Başımıza her türlü şey gelebilir sanki de inançlarımızın boşa çıkması kadar yıkmaz bizi. Xeno, hep bir şeylere inanır ama hep başka türlü çıkar meselenin aslı. Sonra o aslının da başka türlüsü çıkar. İnandıklarımızın yalan olduğunu kabullenmek istemeyiz. O inanca bağlı kalmak yanılmışım demekten daha güçlü gösterir bizi. Ben, yanılmışım demekten çekinmem. Özellikle politikada. Bu özelliğimi seviyorum.
Xeno, rastladığı her absürt olaya, olayın odaklanarak değil ŞİRKET’e olan yararını/zararını değerlendirerek bakar. Bu olayı DİSKO (Disiplin Komisyonu)’ya yazmalıyım, bu durumu HATTAD (Hasar Tespit ve Tedbir Dairesi)’a bildirmeliyim, İSTEK (İsraf Tespit Komitesi) bunu bilmeli gibi tavır alır. Bu kısaltmalara da bayıldım bu arada. Favorilerim, SİKİŞ (Sicil Kayıt İşleri), MERKEB (Merkez Bankası) AYTEK (Ayakyolu Tetftiş Komitesi), YARAK (Yolsuzlukları Araştırma Komitesi), YATGEÇ (Yatay Geçiş). Hepsi birbirinden yaratıcı ve komik. Uykuda Çocuk Ölümleri’nin de kısaltması var, UÇÖLÜM.
Xeno, roman boyunca Turgut’un Selim’i, Galip’in Celal’i aradığı gibi gerçeği arar. Bulduğunu sandığı olur zaman zaman. Aramak, yaşamayı tanımlayan bir ifade bence. Sf 51’de gece bekçisinin ağzından şu ifadelere yer vermiş Ali Teoman: “Ama zaten bir şairin bütün eseri tek bir beyte, hatta tek bir mısraa varmak için değil midir?”
Bu arayışların içinde ansiklopedi bölümleri var. En keyiflendiğim yerlerden biriydi bu bölümler.
A harfinde Aztekler bölümünden:
“Son senelerde yapılan ilmi tetkikler neticesinde, Azteklerin esasen Orta Asya menşeli bir kavim oldukları meydana çıkmıştır. Bazı alimler Azteklerin ‘on üçüncü kabile’ namıyla maruf esrarengiz Türk boyu olduklarını iddia etmektedirler. Filhakika, Aztek ve Türk lisanlarının mukayesesi, asırlardır gözden kaçmış olan bu müthiş hakikati ispat eder.”
Z harfinde Zorro bölümünden:
“Hatta bu sebeple Zorro’yu on ikinci imam addedenler dahi vardır. Bir diğer rivayete göre, Zorro esasen Mecusi peygamberi Zerdüşt’ün halifesi ve yahud dünya üzerinde tecessüm etmiş tezahürüdür. Meksika’daki Zaparta nam asi, Amerika’daki Zagur nam teberli şaki, İngiltere’deki Rab bin hud nam kemankeş haydud, Afrika’daki Fantuma nam maskeli silahşör ve Espanya’daki Don Kilot nam meczup şövalye bunun müritleridir.”
Bu yazınsal oyunlardaki tavrını gerçek hayatta da göstermiş Ali Teoman. Nurten Ay takma adıyla (ki gerçekte öyle biri var) yazmış on altı yıl. Nurten Ay, oyunu bozmak istemiş ama ikna etmiş Ali Teoman ve tam on altı yıl sürdürmüşler kendi tabiriyle yazınsal oyun’u.
Uykuda Çocuk Ölümleri Konstantiniyye üçlemesinin ilk kitabı. Diğerlerini okumadım ama en azından bu kitap için diyebilirim ki ayrı okunabilir. Beni bir sürü fikir ve duyguya sevk eden Uykuda Çocuk Ölümleri’nin yazarı Ali Teoman’la tanıştıran Turhan Yıldırım’a teşekkür ederim. Bir söyleşisinde bahsetmişti ve not almıştım. Yine ondan aldığım notlarda yer alan Güney Dal’ın Kılları Yolunmuş Maymun romanı da şahaneydi benim için.
Her okur, kendi zihin dünyasıyla okur metinleri. Okudukça yeniden yazılır tüm metinler. Bu minvalde okuduğum bir alıntıyla bitireyim yazıyı.
“Kitap okumak için okuma yazma bilmek icabedeceği daha evvel hiç aklıma gelmemişti. Biz okumak istediğimiz kitabı açıp okurmuş gibi yaparız, bir yandan da kitapta yazılı olabileceğini hayal ettiğimiz şeyleri kafamızdan geçiririz.
… bu durumda sen kitabı okumuş değil, yeni baştan yaratmış, yani bir anlanma kâğıt kalem kullanmaksızın yeniden yazmış olmuyor musun?
… ama zaten okumak ve yazmak aynı şey değil midir?”
Bir yandan bitirmek istiyor bir yandan yazıdan çıkamıyorum. En iyisi bir sloganla yazıdan çıkmak.
Herkesin okuduğuna kimse karışamaz! Yaşasın yerli edebiyat!
Bir değil iki slogan oldu da neyse. Mutlu pazarlar.
